ADI ESKİ KENDİ YENİ OLAN “ŞEHİR!”

Eskişehir, derinliğine inilmeden anlaşılması zor olan bir şehirdir… Eskişehir, hayata değer katan her konuda, devamlı olarak yenileşmek isteyen ve bu yolda, devamlı güçlü adımlar atan bir şehirdir…

Bu şehir, yapılaşma olarak, geçmişini yaşatırken, diğer yandan modern yapılar üretmektedir…

Eskişehir’i kaç defa ziyaret ettiğimi hatırlayıp saymam imkansız. Zira Eskişehir’i o kadar çok ziyaret ettim ki, ara yolları ve ara sokaklarını dahi ezberledim…

Eskişehir ilçelerinin tamamını gezdim. İlçelerin hemen hepsi hem gelişmiş, hem de, her birinin ilginç birer, hikâyesi olduğunu görüp öğrendim…

Ancak; Kendi öz ve dip sosyal kültür yapısını, yeteri kadar gün yüzüne çıkaramadığını ve Ankara kültürünün etkilerini açık olarak görürsünüz…

2016 (4)Günyüzü

ESKİŞEHİR’İN ZENGİNLİKLERİ

Eskişehir’i gezme planınız varsa..? Göreceğiniz güzellikler, O Kadar çok ki..! Tamamını burada saymamız zor.. Ancak, önemli olanlar başlıca şöyledir;

Nasrettin Hocanın Evi, Cam Müzesinden, Havacılık müzesine tam yedi adet Müze, Frig Vadisi, Eşek kulaklı Kral Midas Anıtı, Yazılı Kaya, Yunus Emre’nin Mezarı, Battalgazi Külliyesi, Lüle Taşı Ürünleri, Asil Akbaş Köpekleri, Sün diken Dağları…

Met Helvası, Çiğ Börek, Balaban Kebabı, Mercimekli Mantı, Özel yapılan Boza…

Altı hanelik bir yerleşimden sonra çoğalıp, ilçe olan “Alpu” sizi Gökçe kaya barajına götürür. Kuşkonmaz tarlasında soluklanmak isterseniz Lâçin beldesinde mola verirsiniz. Dinlenmek ihtiyacınız olursa, hemen çok yakın olan, Mihalgazi’den Ilıca havuzlarında gönlünüzce yüzebilirsiniz…

Gürleyik köyünden coşan..! Suların..! Dinek beldesinde, nasılda..! sakin ve sessiz akışını görürsünüz..!

Mihalıççık ilçesinde, Anadolu kokusunu öylesine duyarsınız ki, Kendi evinizi ve çocukluğunuzu hatırlarsınız ve Dünyaya yeni geldiğinizi sanırsınız…

E1 (2)Çifteler

ESKİŞEHİR TAM BİR MERKEZ

Eskişehir ismi; Bir iddiaya göre, Antik Frig şehrinin üzerine kurulduğu için Türkler buraya Eskişehir demişler… Diğer bir iddiaya göre, Türkler burayı fethettikten sonra kısa bir süre sonra, kaybetmişlerdir ve yeniden ele geçirince, bizim Eskişehir demişlerdir…

Eskişehir ilinde, Cadde ve Sokakları gezmeye başladığınızda; Her çeşit yaşam renginin hayat bulduğunu görür ve şahit olursunuz… Gözünüzü rahatsız eden görüntülere rastlamasınız… Düzenli bir şehirdir. Ulaşım problemi yoktur. Konaklama imkanları oldukça yeterlidir. Trafiğe kapalı cadde ve sokakları olan bu şehirde Büyük AVM’ler bulunmaktadır. Yeme içme konusunda arayıp ta bulamayacağınız pek bir şey olmaz. Uluslararası markaları da bulabilirsiniz…

Eskişehir’e özgü “Çiğbörek”, Tatar’ların Orta Asya’da getirdikleri bir börek çeşididir. Yağda kızartılıp sıcak olarak servis edilen, Çiğbörek Eskişehir’de tüm yemeklerin önüne geçmiştir… Bu sebeple, Tatarlar Eskişehir’e kültürel mührünü kuvvetlice vurmuş durumdalar…

“Çiğbörek” yemek için; Köprübaşı Cad. No:5 adresinde bulunan, Papağan isimli restoranda yerseniz memnun kalırsınız. Telefonu: (0222) 231-43-62

Eskişehir’de, öne çıkmış ve lezzetli olan “Balaban Kebabı” Eskiden Taşbaşı denen yerde üne kavuşmuş ve Şehrin her yanında yapılmaya başlamıştır. “Balaban” Büyük anlamındadır. Yani Büyük Kebap demektir.  İskender’e çok benzeyen bu kebabı en iyi yapanlar olarak isim yapan; Abdülselam Restoranda yiyebilirsiniz. Adresi: Arifiye mah. Belediye sok.No.63/7 Odunpazarı. Telefonu: (0222) 231-14-44

Şehrin göbeği sayılan, Köprübaşı Caddesi üzerinde bulunan “Karakedi Bozacısı” 1925 yılından kurulmuş ve bu güne kadar lezzetini kaybetmeden hizmet vermeye devam etmektedir. Karakedi  Bozacısında yapılan, Boza oldukça yoğun bir kıvama sahiptir. Bu sebeple, Boza çay kaşığı ile birlikte servis yapılmaktadır. Vefa bozası gibi bardaktan su içilir gibi içilmesi çok zor.

E1 (4)İnönü

“MET HELVASI” NIN HİKAYESİ

Eskişehir’in simgelerinden biriside “MET Helvası”dır. Bu helvanın bir hikâyesi vardır..! Met helvası sokakta değneklerle (Met’in diğer anlamı Değnek demektir) oynanan oyunda; Yenilen tarafın, “Bedel” olarak yaptığı ve Eskişehir’e kazandırdığı bir simgedir…

İsmini met denilen değneklerden alan, Bu helva çubuk şeklinde yapılmakta ve satılmaktadır.

Met helvası örneği.; Bize Ülkemizin ve Eskişehir’in kültürünün ne kadar öz, derin, yaygın ve beceri içerdiğini göstermektedir..!

Anadolu’da buna benzer, birçok oyun vardır. Gençler ve çocuklar tarafından, geçmişte ve şimdilerde, halen köy meydanlarında, yâda köy evi damlarında veya şehirlerin sokaklarında oynanmaya devam edilmektedir… Bu oyunlar, her bölgedeki, doğal şartlara bağlı olarak, şekil almış ve özel kurallara bağlanmıştır.

Bu oyunların bazıları, İnsanın kültürünü, bazıları ise becerisini geliştiren oyunlardır. Ama hepsinin ortak özelliği; Hayata hazırlanan gençlerin toplumsal yaşamda başarılı olmalarına yardımcı olmasıdır… Met helvasının hikâyesinde olduğu gibi, bazıları da ticari hayata mal olmuştur.

Örneğin; “Aşık Atma” oyunu, insanları öylesine etkilemiş ki; Halk bunu  “Sen Benimle Aşık Atamazsın” deyimine dönüştürmüştür..! Bu deyim halk edebiyatının çok önemli bir deyim olarak, günümüzde de etkili olarak kullanılmaya devam etmektedir. (“Aşık” Koyun ve Keçilerin arka bacaklarında çıkan dört yüzlü bir kemiktir.) Aşık’ın yüzleri biri birinde farklıdır. Her bir yüzü bir değer ifade eder. Oyunda aşık atmak bir beceri işidir..!

Mesela; “Gülle” oyununu ve “Süleke” oyununu çok yaygındır… “Gülle Oyunu” Gülle denilen taş misketle ve Düğmelerle oynanırdı. Bu gülle biraz yumuşak bir taştan yapılırdı. Taşı yuvarlak yapmak için sert bir taşa vurularak yuvarlak şekil alırdı. Oyun için düğmeler sırasıyla ıslak yerlere dikilir ve bu taş misketle vurulmaya çalışılır kim hangi düğmeyi vurursa düğme onun olurdu..!

Süleke oyunu ise; Yassı taşlarla oynanır.  Oyun yassı taşları üst üste dizilir ve ona kale denir. Sonra elinde yassı taş olan nişancılar, elindeki taşı denizin üstünde taş kaydırırcasına atarak kaleyi yıkmaya çalışır. Kaleyi kim en çok yıkarsa o oyunu kazanırdı..!

Görüldüğü gibi bu oyunlar birer; Dikkat geliştirme, görme keskinliği elde etme, kararlı olma, iş hayatında karar vermeye yöntemini öğrenme gibi çok önemli hayata hazırlık aşamalarıdır…!

ALTI HANELİK İLÇE “ALPU”

Alpu ilçesi küçük bir yerleşimdir. “Alpu” adı; Buraya ilk defa yerleşen “Altı” hanelik evden alındığı söylenmektedir. Eskişehirli arkadaşım, Tayfun Şalgır, böyle anlatmıştı. Nihayet bu konuda yazılan yazılar da Tayfun kardeşimi doğrulamaktadır… “Altı” kelimesi zamanla “Alpu” ya dönüşmüştür…

Buraya ilk yerleşen altı ev halkının soyundan gelenlerin halen burada yaşadığı söylenmektedir. Bu altı hanenin bulunduğu, mahallenin resmi adı, İnkılap mahallesidir. Ancak, burada yaşayan ahali; O mahalleye “Eski Alpu” demeye devam ediyorlar.

Alpu ilçesinde dağlara doğru yol aldığınızda; Yol sizi, Gökçe kaya barajının yanındaki küçük bir köye getirir. Köy içindeki zorlu yol devam ederek, Laçin beldesinden geçer, Kısa bir süre sonra Ana yola çıkarsınız.

Batı yönü Mihalgazi ilçesine gider, Doğu yönü sizi Nallıhan’a götürür. Artık!.. Ben yoruldum!!! İyice bir dinleneyim derseniz..? Direksiyonu batıya çevirmelisiniz ve Mihalgazi’deki Sakarlıca kaplıcasında mola vererek, orada bir gece konaklamanızı öneririm…

E (3)Mihalgazi

MİHALGAZİ ILICASI “SAKARLICA”

Mihalgazi ilçesi; Eskişehir’in kuzeyde yer alan son ilçesidir. Sundiken dağlarının vadisinde yer almaktadır.

Mihalgazi ilçesine, gittiğinizde; Dağ içinde, Dağ görecekseniz. Bence durup seyretmeli… Alınacak çok kuvvetli ilham var bence… İlçe çok Ilıman bir iklime sahiptir. “Mihal” kelimesi güçlü, kuvvetli demektir. Eskişehir’de Mihal ismini taşıyan, diğer bir ilçede, Mihalıççık İlçesidir.

Mihalgazi’nin çevresi, oldukça ilgi çekici ve şenliklerle doludur. Laçin beldesinde son dönemlerde kuşkonmaz ekilmekte ve yetiştirilmektedir. İlçenin batısında ve yakınında, Bilecik’e bağlı İnhisar ilçesi bulunmaktadır. Burası epeyi eski bir yerleşimdir. Mistik bir havası olan bu ilçe çok şirin bir yerdir.

Diğer bir tercihiniz Ankara’ya bağlı Nallıhan ilçesine gidip Köroğlu’nun, atına ait nalın düşürüldüğü, Handa bir kahve içebilirsiniz. Zaten ilçe adını, bugün dahi sapasağlam ayakta duran Tarihi Nallıhan dan almıştır.

Sakarlıca’nın kaplıca sularının birçok rahatsızlığa iyi geldiği söylenmektedir… Suyun sıcaklığı 56 derecedir. Burada ılıca hamamları ve konaklama için turizm oteli mevcuttur. Bu ılıca her zaman faaliyettedir. Termal otelin telefonu (0222) 621-22-51 Ilıcanın telefonu (0222) 621-24-2

Mihalgazi ilçesine birçok yolda ulaşılabilir. Kendi arabanızla gitmek isterseniz; Bilecik’ten geçip, Söğüt ilçesi yolu ile İnhisar ilçesine ve oradan Mihalgazi ilçesine gidilebilir. Yada Bolu üzerinde Seben ilçesinde geçerek Mihalgazi’ye ulaşabilirsiniz.

Kendi arabanız yerine Otobüslerle gitmek isterseniz. Eskişehir merkez otogarında kalkan Mihalgazi otobüsleri ile gidilebilir. Bu yolu kullanmanız halinde, Eskişehir’den sonra, yol sizi 1200 rakımlı Hekimdağı geçidine getirecektir. Burada durup geriye dönerek Ovaya bir bakın..!!! lütfen… Afyonkarahisar’ı görür gibi olursunuz… Kişneyip şahlanan atların sesini duyarsınız ve sonsuzluğun mesajını düşünmeye başlarsınız…

E (1)Seyitgazi

BİR ÇİFT KONAĞIN BEREKETİ “ÇİFTELER”

Düz bir ovada yer alan; Çifteler ilçesini, son olarak, 15 Mayıs 2011 Pazar günü ziyaret etmiştim. O tarihlerde genel seçim çalışmaları vardı ve ilçenin her yanı parti bayrakları ile donatılmıştı.

Amatör fotoğrafçı olduğum için; İlçenin her yanının fotoğrafını çekiyordum. Seçim dönemi olduğu için insanların ilgisini çekiyor ve hangi gazete için fotoğraf çektiğimi soruyorlardı..? Kendim için çekiyorum diyordum, ancak kimse inanmıyordu…

Sonra bir kenara oturdum. Yanıma orta yaşlı bir arkadaş geldi, selamlaştıktan sonra sorup sual etmeye başladı. Adı Halil olan abinin soyadını şimdi hatırlamıyorum. Halil abi uzunca bir sohbetten sonra beni tanıdığına kanaat etmiş olmalı ki; Ardından, kendisinden uzunca bahis etti. Halil abi tarımla uğraştığını anlattı.

Kendisine buraya neden “Çifteler” denildiğini sordum. Halil abi, şöyle anlattı; Buraya uzun seneler önce, iki tane iki katlı konak yapıldığını, bu iki konaktan sonra gelip yerleşenlerle birlikte, zaman içinde büyüyerek önce, Çifteler köyü olduğunu ve sonra da ilçe olduğunun anlattı…

O iki konağın durup durmadığını sordum. Evet, O İki konak halen duruyor dedi… İstersen gidip bakalım dedi. Ancak ben gerek yok dedim. Çünkü burası küçük bir yer şimdi insanlar “Ne oluyor?” Sorusunu sorarlar konuyu, anlatamayız zor durumda kalırız diye gitmek istemedim. Hali abi sözünü şöyle sürdürdü; İşte böyle “Bir çift konağın bereketidir bu ilçe” Dedi…

Halil abi; Burada çok sakin bir yaşam sürdüğünü anlattı. İlçede, Bol miktarda pancar yetiştirildiğini, anlattıktan sonra. Bak.!!! Dedi, buranın Pidesi çok meşhurdur. Biz “Cantık” deriz. Buyur fırına gidip beraber yiyelim. Kendisine gitmem gerektiğini anlattım ve teşekkür edip ayrıldım. Çünkü benim yolum, Ankara yönüne gidecekti ve randevuya yetişmem gerekiyordu.

E (2)Mihalıççık

MİHALIÇÇIK DOĞANIN SAFLIĞI DEMEKTİR

Mihalıççık ilçesi, bir yol üstü yeri değildir. Özel olarak, gidilmesi gereken bir, Anadolu kasabasıdır.

Şehir havası, buraya halen uğramamış… Mihalıççık ilçesinde, doğanın saflığını ve insanın yürek sevgisini, bir parlak fotoğraf olarak görür, hisseder, duyar ve yaşarsınız… Bu ilçeye geldiğinizde, Kendi evinizi ve O çocukluk yıllarını hatırlarsınız… Yeniden doğmuş gibi olursunuz…

Mihalıççık’a ilk defa 05 Mayıs 2007 tarihinde gelmiştim. İnsanın içine yaşam sevinci aşılayan, bu bahar ayında, Kuşlar cıvıl cıvıl ötüyordu ve ılık bir rüzgar alın çatımı okşuyordu. Bu güzellikleri anlatmak zor. Her neyse, şimdi yol hikayesini dilim döndüğünce anlatmaya çalışacağım.

Nallıhan İlçesinden sonraki. Sarıcakaya’dan geçen zorlu yolları aştıktan sonra Gürleyik köyüne geldiğimde, yolun sol yanında gürül gürül akan su seslerini duydum. Ancak zamanım olmadığı için durmadım ve bakmadım.

Yol döne döne devamlı aşağı iniyordu. İniş yolu bitince, bir vadiden, yol düz olarak devam etti, kısa bir süre sonra, bir köprüden geçtim sular durulmuş sakin akıyordu. Dinek Beldesi Telasını görünce birden aklım Neşet Erteş’ın bir eseri geldi. Bir bağ kurmaya çalışırken, Biraz önce geçtiğim Gürleyik köyünün adı’da aklıma takılmıştı. Bu iki isim, suyun akışı ile ilgili olabilir mi..? diye düşünmeye başlamıştım.

Her neyse biraz sonra, Mihalıççık’a giden yol üzerinde, köşe başında bir Otobüs terminali ve aynı zamanda kahvehane olarak çalıştırılan yerde durdum. Camlarda Otobüs seferlerinin listesi asılı idi. Çay getiren abiye listeyi kim için astığını sordum.

Şöyle dedi; Burada öyle gelip geçen araba az bulunur. Sadece özel sefer yapan otobüsler geçer. Bu sebeple sefer saatlerini yazıyoruz, beldedeki insanlar gelip burada biletlerini alıyorlar dedi.

Sonra da Gürleyik ismi ile Dinek isminin akan ırmak ile bir ilgisinin olup olmadığını sordum. Adam şöyle dedi; Abi burada akan çay suyu yukarıda gürleyip eserek akar, hatta bazı yerlerde küçük şelaleler vardır. Bizim burası vadidir. Çay burada göl olur. Bu sebeple dedelerimiz Yukarının adını Gürleyik, Burasının adını da Dinek olarak söylemişler… Yol uzaktı ve gitmem gerekiyordu. Böylece Mihalıççık yoluna devam ettim.

“KAPİTALİZMİ” ELEŞTİREN “NASRETTİN HOCA”

Sivrihisar’da doğan ve burada vefat eden, Nasrettin Hoca, hikayeleri ile Dünyaya ün salmıştır. Hocanın hikayelerinin ana dayanaklarını daha yakında analiz ettiğimizde, Hocanın Kapitalist sistemi derinde eleştirdiği ap açık olarak görülmektedir…

Mesela; Çok bilinen hikayelerinden “Ye Kürküm Ye” Deyimi ile hoca, “Kürkün” Önünde eğilenlerin olduğunu..! Kürkün ise, Mal mülk, Güç Kudret, Kamu malı ve Kamu gücü, gibi değerler olduğunu..! Kürkün önünde eğilenlerin ve ona önem verenleri ise; Haricen çıkar elde etmeyi arzuladıklarını, açık olarak anlatmış ve ortaya koymuştur…

Günümüzde, anlatıldığı ve bir çok insanın algıladığı gibi…  Hocanın buradaki Muradı; İçi boş ve aldatıcı dış görünüşe, verilen yersiz önemi anlatmak değildir…

Diğer bir Hikayesinde; “Parayı Veren Düdüğü Çalar” Deyimi ile Hoca, Kapitalizmde paranın her şeyin önünde olduğunu, Malın mülkün, her şeyin önünde olduğunu, İnsanın ve insanlık değerlerinin ise, paradan sonra geldiğini anlatmıştır… Bu deyim ile Hoca Kapitalizmin vahşi yanını ifade, ikaz ve anlatmaya çalışmıştır… Hocanın buradaki “Muradı” Parayı kutsayıp yüceltmek yada sevdirmek değildir…

Hocanın yaşadığı coğrafyada ve hocanın yaşadığı dönemde, Elbette; Kapitaizm halen yoktu..!  Ancak; Hocanın hikayeleri ile ifade ettiği ve ortaya koydukları, O dönemdeki, toplumsal yaşamın değerleri ve gerçekleridir. O dönemin sosyal yaşam değerleri, bu günde devam etmektedir… Zaten, Hocanın eleştirdiği; Sosyal yaşama yapışmış yanlış değerlerdir… Zira hocanın eleştirisi; Evrenseldir ve İnsanlık tarihini kapsayacak kadar derin boyutludur…

EŞEK KULAKLI MİDAS 

Frigya kralı Midas, efsaneye göre, Bir yarışmada, Yunan Tanrısı Apollo’nun müziğini beğenmediği için, Tanrı Apollo’nun gazabına uğrayıp normal olan kulakları, Eşek kulağına dönüşmüştür. Midas bundan sonra çok sıkıntı çeker ve halkının içine çıkamaz olur. Midas sonradan, Yunan tanrısı Apollon’a yalvarır ve affının ister… İşte Midas’ın Eşeğe benzer kulakları böyle bir efsanenin eseridir…

Eskişehir’in Han ilçesinde bulunan, Kral Midas anıtı ve yazılı kaya görülmeye değer bir kalıntıdır…  Frigyalılar, sanat konusunda, Kral Midas, zamanında zirveye ulaşmışlar ve buraya Midas anıtını yapmışlardır…

Frig uygarlığının kalıntıları, Kütahya, Afyon ve Eskişehir sınırları içinde yer almaktadır. Bu üç ayrı şehrin sınırları içinde kalan Frig vadisi bütüncül bir güzergâh değildir. Zira, Frig vadisini bir bütün olarak gezmek mümkün değildir. Parça parça gezmek gerekir. Gezi fotoğrafına bir bütünlük kazandırmak için, başlıca; Afyonkarahisar’ın Kayıhan beldesinde bulunan, Ayazini kentini, Göynüş’ü, Eskişehir’in Han ilçesinde bulunan,Yazılı Kaya, Kütahya, Eskişehir sınırında bulunan Karababa vadisi ve Ankar’nın  Polatlı ilçesinde bulunan, Gordion’u gezmek yeterli olabilir…

E1 (6)Sivrihisar

FİKRET ASLAN’I SAVUNMADI

08 Haziran 2009 Tarihinde İstanbul’dan Denizli iline çalışmaya gidiyordum. Mihalıççık ilçesi yolu ile Sivrihisar ilçesine gelmiştim. Akşama kadar ilçeyi gezdim. Sivrihisar ilçesinde, çok güzel cumbalı evler var ve çok mistik havaya sahip sokaklar bulunmaktadır… İlçeyi sokak, sokak gezdim. Gezerken çöp konteynerlerinin dolup taştığını gördüm!.. Çöpler neden toplanmaz ki..? Yada burada çöpler kaç günde bir toplanıyor acaba..? diye aklıma takılıp kalmıştı..!

Bir ana Cadde’de yürüyerek, Akbaş Köpeğinin heykeline doğru ilerliyordum. Önünde geçtiğim bir giyim mağazasının kapısında duran iki kişi ile, göz göze gelince, selamlaştıktan sonra; “Abi bu ilçe çok güzel, ancak çöp konteynerleri dolup taşmış.” Etrafın koktuğunu anlatırken, birden kendime gelerek..! Ben ne yapıyorum yahu, bu insanları neden rahatsız ettim ki…? Şimşekleri kafamda çakınca; Adamlardan bir an önce ayrılmak istedimse de, Adamlar beni bırakmak istemediler. Olgun bir tavırla, içeriye davet ettiler. Adamlardan birisi şunları söyledi;

Belediye başkanı, Fikret Aslan, benim amcamın oğludur. Çöplerin neden geç toplandığını, uzun uzun anlattıktan sonra, teşekkür etti. Sözünün devamında ise, “Biz burayı yakında, Ankara’nın Beypazarı gibi yapacağız” dedi…

Benim çöpler için söylediklerim karşısında, “Sana ne” diyebilirlerdi… Bunu demek yerine, olgunlukla karşıladılar. Beni ciddi olarak muhatap aldılar. Diğer bir deyişle insan yerine koyup konuyu uzun uzun izah ettiler.

Sonra, nereden gelip, nereye gittiğimi sordular. Bende gezmek için geldiğimi ve ilçenin gerçekten köklü bir konut yapısına sahip olduğunun, köklü bir kültürel yapıya sahip olduğunu hissettiğimi, görüp anladığımı anlattım…

Sivrihisar’ın çok güzel yemekleri olduğunu ve eşinin de, çok güzel yemekler yaptığını, anlatıp beni evine davet etti.

Yolumun uzun olması sebebi ile teşekkür edip helalleşerek ayrıldık.

Bu ve benzeri insanlık davranışları, en güzel yemekten daha lezzetli ve unutulmaz tatlardır, benim için…

Artık, Gecenin ışıkları ilçenin üzerine düşmüştü. Yoluma devam edip, Akbaş Köpeğinin heykelinin yanına gelmiştim. Akbaş köpeği ilgimi çektiği için bu konuyu araştırmıştım… Şöyle ki;  Sivrihisar’ı kendisine yurt yapmış “AKBAŞ Köpeği” asil bir çoban köpeğidir. Akbaş köpeği, çok zeki, asil ve ailesine bağlıdır. Bu ırkın ana yurdu ORTA ASAYA dır. Akbaş köpeği kendine has saflığını günümüze kadar korumayı başarmıştır. Bu köpeğin bir heykeli ilçenin girişinde bulunmaktadır. Başka bir seyahatname  yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

FERİDUN ABİ KENDİSİNİ AŞMIŞTI
Almanya’dan izine gelen arkadaşlarımız Cevat ve Ayfer’in isteği üzerine birlikte Assos’u gezmek için 03 Ağustos 2003 Tarihinin akşam saatlerinde yola çıktık ve Tekirdağ yolunu izleyerek Gecenin geç saatlerinde Çanakkale şehrinde oturup sabaha kadar sohbet ettik. O gece uyumamıştık. Ertesi gün sabah Çanakkale de bulunan Truva’yı gezdikten sonra öğlen saatlerinde Assos’a ulaşmıştık. Assos çok küçük ve şirin bir yerdir. Daha önceki zamanlarda Assos’u ailece çok sayıda ziyaret etmiştik ve tatil yapmıştık.  Assos da Kervansaray Otelinin önündeki iskele üzerinde bulunan Restoranda dinleniyorduk. Birden başım dönmeye başladı ve denge durumumu kaybettiğimi fark ettim. Bunun üzerine beni hemen Otelin çok büyük olan Lobisine götürdüler ve otelin sağlık görevlileri titizlikle yardım ettiler. On dakika sonra kendime gelmeye başladım. O anda karşımda duran otuz yaşlarında bir beyefendi bana yaklaşarak “Ne gülüyorsun yahu, benim şu kelime dedi.” Adam böyle deyince orada bulunan kalabalık hep birden gülme şenliğine katıldılar tabi.
Sonra beyefendi kendisini tanıttı. İsminin Feridun Akbulut olduğunu ve Otelin Müdürü olduğunu söyledi. Sonra beni oradan hemen ayrılmama müsaade etmediler. Uzun süre bekleyip iyileştikten sonra helalleşip oradan ayrıldık. Feridun abi yolda bir şey olursa hemen kendilerini aramamızı sağlık ekibini hemen göndereceğini sıkı sıkı tembih etti.
Feridun abi halen Turizm işine devam etmektedir. Daha sonraki yıllarda bir kaç defa Feridun abiyi  ziyaret ettim. O mülayim ve alçak gönüllü kişiliğini hiç değiştirmedi. Geçen gün kendisini aradım ve bu konuyu yazacağımı, müsaadesinin olup olmadığını sordum. Memnuniyetle karşıladı ve şunları söyledi. Ben yirmi iki yıldır Turizm sektöründe çalışıyorum edindiğim tecrübelerimi bir kitaptan toplamak istiyorum. Meğerki öyle senin yazdıklarını da kitabıma dahil edebilirim dedi ve teşekkür etti. Bende burada kendisine bir daha teşekkür ediyorum. Feridun abi kendisini aşmış örnek kişiliklerden bir abimizdir.
M (14)Behramkale (Assos)
AHMET ABİNİN İFTAR DAVETİ
2005 Yılında Ramazan Ekim ayına denk gelmişti. Yanımdaki arkadaşımla Uşak şehrinde İstanbul’a dönüyorduk. İftar saatine dakikalar varken Kütahya’nın Dumlupınar ilçesine ulaşmıştık. Tarih 15 Ekim’di ve Cumartesi günü idi. İftar saati 18.32 idi. Etrafı kolaçan ettik ancak hemen her taraf kapalı idi. Bakkallar bile kapalıydı. Çaresiz, yolumuzun üzerindeki bir sonraki durak olan Demirtaş İlçesine doğru yola çıkmıştık ki, heykellerin önüne geldiğimizde yolun kenarında elinde poşetle yürüyen orta yaşlı bir abi ye burada iftar açacağımız bir yer var mı diye sorduk,
Adam; Bu gün hem hafta sonu hem de burada herkes iftar için evlerine giderler, burası küçük bir yer dedikten sonra sözünü hiç kesmeden Lokantaya gerek yok. Bende iftar açacağım buyurun bizim eve gidelim dedi. Biz olur mu? Olmaz mı? Gibilerden düşünürken, Adam davetini tekrar yineledi. Sanki düşüncemizi bilir bir hareketle elini kaldırarak, evde rahatsız olacak kimse yok, bende yalnızım. Zaten birisi evime gelsin diye bekleyip duruyordum, lütfen buyurun dedi. Adamın bu samimiyet dolu yalvarır tavrı ve tutumunu ret edemezdik. Ahmet abi ile birlikte iftar saatini geçirip çaylarımızı içtikten sonra onunla helalleşip ayrıldık. Ahmet abinin mutluluğu yüzüne apaçık okunuyordu.
K (49)Kütahya / Dumlupınar
AMCAOĞLU SAVUNMA YERİNE OLGUNLUK GÖSTERDİ
08 Haziran 2009 Tarihinde İstanbul’dan Denizli iline çalışmaya gidiyordum. Mihalıççık ilçesi yolu ile Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine ilk defa gelmiştim. Akşama kadar ilçeyi gezdim. Sivrihisar ilçesinde çok güzel cumbalı evler ve çok mistik havaya sahip sokaklar bulunmaktadır. İlçeyi sokak, sokak gezdim. Gezerken çöp konteynerlerinin dolup taştığını gördüm. Çöpler neden toplanmaz ki, yada burada çöpler kaç günde bir toplanıyor acaba diye aklıma takılıp kalmıştı. Bir ana Caddede yürürken önünde geçtiğim bir giyim mağazasının kapısında duran iki kişi ile göz göze gelince, selamlaştıktan sonra kendimi; Gayri ihtiyari olarak, Abi bu ilçe çok güzel bir yer ancak çöp konteynerlerinin dolup taştığının ve etrafa koku yaydığını anlatırken buldum. Ancak birden kendime gelerek, ben ne yapıyorum yahu bu insanları neden rahatsız ettim ki şeklinde düşünüp adamlardan bir an önce ayrılmak istedimse de Adamlar beni bırakmak istemediler. Olgun bir tavırla içeriye davet ettiler. Adamlardan birisi Şunları söyledi;
Belediye başkanı,Fikret Aslan, benim amcamın oğludur. Çöplerin neden geç toplandığını uzun uzun anlattıktan sonra, bana teşekkür etti. Sözünün devamında biz burayı yakında Ankara’nın Beypazarı gibi yapacağız dedi.
Benim çöpler için anlattıklarım karşısında, “Sana ne” demek yerine olgunlukla karşılayıp bir sorumluluk tavrı ve yaklaşımı ile beni ciddi olarak muhatap alıp, diğer bir deyişle insan yerine koyup konuyu uzun uzun anlattı.
Sonra bana nereden geldiğimi ve burada ne için geldiğimi sordu, bende kendisine gezmek için geldiğimi ve ilçenin gerçekten köklü bir konut yapısına ve köklü bir kültürel yapıya sahip olduğunu gördüğümü hissedip anladığımı söyledim.
Sivrihisar’ın çok güzel yemekleri olduğunu ve eşinin de  çok güzel yemekler yaptığını bu sebeple bu akşam yemeği için evine gelmemi istedi, ama benim yolum uzun olması sebebi ile kendisi ile helalleşerek ayrıldık. Bizzat yaşadığım bu güzellikler bence insana yön veren ve insanlığa düzen veren yeryüzüne yansımış Yaradan’ın inayeti olsa gerek bence. Bu ve benzeri insanlık davranışları en güzel yemekten daha lezzetli ve unutulmaz tatlardır benim için. Başka bir seyahatname yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.
E (22)Eskişehir / Sivrihisar