DERİN DÜNYA SEYAHATİ-18

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-18

KORONA MENFAAT BAĞINI ÇÖKERTTİ!

Aile sisteminin dışlandığı, bireyci toplum temeli üzerinde yükselen, uygar batı medeniyet sistemine, sosyolojide “organize toplum” denilmektedir. Bu medeniyette, aile sevgisi bağının yerini, menfaat bağı almaktadır.

15. yy bu yana, aynı yola devam eden, bu batı medeniyetinin etrafı, beş asır sonra, menfaat bilmez, sınır tanımaz, vizesiz ve silahsız korona tarafında sarılmıştır.

Sırf menfaat kurallarına dayalı, bu devlet iradesi, öylesine bir aşamaya gelmiş ki… ölüme gidecek insanlar arasında bile, menfaate göre seçim yaparken, korona karşısında ateş almıştır. Alevler içinde kalan, günümüzün batı sistemi, kül olmak üzeredir. Zaten menfaat tanımayan, “korona”, sırf menfaate dayanan, bu sistemi, dünya halklarının mahşeri vicdanında, sonsuza kadar mahkûm ettirmiştir.

Sonuç olarak, aileyi dışlayanlar, aile ve maneviyat diye bir şeyin olmadığını ispat etmeye çalışanlardır.

Yani…

Ailenin yerini, devlet almalı, diyen Platon, aile ortada kaldırılmalı deyip, yerine mekanik mantıklı devleti modeli öneren Thomas More, çocukları korumaya gerek yok diyen Marks, insan dediğin sosyal bir hayvandır, diyen Darvin,  insan doğurmakla, fabrikada yapılan üretim aynıdır, diyen Engels ve Hristiyanlığın kutsal değerlerini yok sayarak, adına “güneş” dediği, sadece madde esasına dayanan, devlet modeli öneren, rahip, Tommaso Campenella,  korona karşısında eriyerek yok olmuşlardır.

Aile kurumunu ayakta tutan, ülkelerin yönetimleri, korona salgınında insanlarına sahip çıkarken, aileleri yardımlaşırken, batı insanları sokaklarda ölüme terk etmiştir.

Batının aldığı bu tutumu, Platon’nun  kitabında önerdiğinin aynısıdır. Platon devlet adlı kitabında şöyle diyor; ‘Vatandaş hayatını hastalık veya tedavide geçirmemeli, zira bununla devlet zarar görür. Ya işini yapmalı yada ölmelidir.’ 

Zira batı medeniyeti değişmez radikal tutumu ile ve tuzağına düşmüş olduğu, Platon anlayışı insanın maddeden farkı yoktur diyor ve yazıyor, insan diye ayrı bir varlık olduğunu kabul etmiyor.

Nasıl mı? anlatmaya çalışalım aşağıda;

KORONA BEŞ ASIR SONRA UYARDI!

Batı, her geçen gün, kültürü, sanatı, şahsi özgürlükleri ve maneviyatı, daha çok terk ederken, sırf maddi uygarlık yolunda ilerlemek için, bütün gücü ile çalışmaktadır. Batı düşünce tarz, her konuda radikalizm içindedir. Zira medeniyet konusunda da  radikal bir tutumla sadece bilimi, yani maddeyi tercih etmiştir ve devam etmektedir.

Bunu yaparken referans aldığı kaynak, Hristiyanlık değildir, Zira batı,15. Asırda Platon’dan fitillenen Rahip, Campenella’nın teorilerine sarılarak, sadece bilim yolunu seçmiştir ve medeniyetini bunun üzerine bina etmiştir.

Bundan sonraki süreçte, meydana çıkan, Thomas More, Engels, Marks ve Darvin gibi yazarların teorilerinin etkisi ile bilim medeniyeti trenini hızlandıran batı, Hristiyanlığa göre kutsal sayılan ve temeli, hislere, sevgiye, şefkate, coşkuya ve sempatiye dayanan, aile bağlarını terk etmiştir, onun yerine menfaatler bağı ile bağlı ve devletin hakim olduğu, bir toplum oluşturma yolunda, oldukça uzun bir yol gitmiştir.

Batının geldiği noktada, yani günümüzde, aile yapıları oldukça önemsizleşmiş, sevgiye dayalı aşkın yerini, hazza dayanan birliktelikler almıştır, psikolojik bunalım topluma bir kâbus gibi çökmüştür, fuhuş, dul kalan insanlar, uyuşturucu kullananlar ve hastalıklar çoğalmıştır, bireysel saldırılar ve okul katliamları ile gece kulübü katliamları devamlı hale gelmiştir, haysiyet duygusu ayaklar altına alınmış, kadının anneliği ve içsel kişiliği elinde alınmıştır, kadın dediğin, hayranlık duyulan, güzel bir varlık, yani kullanım aracı haline getirilmiştir batıda. İnsanın insana karşılıksız yardımı yönetim tarafından zımnen yasaklanmıştır.

Batı insanın tabiatına ve olağan hayatın akışına ters, ideolojilerin tuzağına düşmüştür. tuzağına düştüğü “ailesiz toplum” yani “organize toplum” projesinin son aşaması ise şöyledir;

Bir yandan, babasız ve annesiz çocuklarla dolu, bakım evleri, diğer yandan, sahipsiz çocuksuz babalarla ve annelerle dolu, huzur evleri, şeklindedir. Yani neresinden bakarsanız bakın! insafın, haysiyetin, ahlakın, sevginin, saygının ve vicdanın dışlandığını görürsünüz.

“Akılcı felsefe” teorisi üzerinde temellendirilen, bu “ailesiz toplum projesi” insanı tıpkı bir makine gibi, bir madde gibi, görmesinin sonucudur. Bu projenin gelip dayandığı temel ise vazgeçilmez saydıkları, aşık oldukları, yani aslında tuzağına düştükleri “uygarlıktır”. Hâlbuki eğer uygarlık ve bilimsel çalışmalar, maneviyatla, manayla ve kültürle dengelenmezse, insanlığı hiç şüphesiz, vahşete götürmektedir ve götürecektir.

Az gelişmiş ülkeler diye anılan, ülkelerin (çoğu devşirilmiş,) maddeci yazarlarınca, öteden beri her gün, övüle gelen ve kör edilmiş, geniş halk kitlelerinin, gıpta ile bakıp imrendiği, yerleşip yaşamak için, akın ettiği, batı medeniyeti, menfaat bilmez, korona tarafında çökertilmiştir.

Şöyle ki;

“Avrupa birliği”den vazgeçtiklerini yeni bir yapılanmaya gittiklerini açıkladılar, adı ise “Birleşik Avrupa” Ancak onuda başaramayacaklar, çünkü Macarlar, Avusturyalılar, İtalyanlar ve Danimarkalılar, kabul etmiyorlar. Avrupa maddecilikten kurtulmadıkça tüm yaşamsal yolları kapalıdır.

Batı içine düştüğü bu “akılcı felsefe” tuzakta nasıl kurtulacağını düşünürken, Hristiyanlık kurumu, olanlara kayıtsız davranmaktadır, çünkü Hristiyanlık, kötülüklerle mücadeleyi reddeder, gözünün önünde çöken aile kurumu için sesini çıkarmayan hristiyanlık, bu gün için de ne yapılacağını söylemek istememektedir.  ayrıca bu gün batıda, hakim olan din, Hristiyanlık bile değildir! Pavlus’un Kilise dinidir! Batı gerçek Hristiyanlığı terk edeli çok olmuştur.

Korona dan sonra, dünya insanlığının temennisi, batının aklıselim insanları, insan haysiyetinin ve onurunun sokaklarda cenaze haline gelmiş olmasının üzerinde düşünecek ve bu maddeci medeniyet tuzağından çıkış için, gerçek insan medeniyetinin yolunu arayıp bulacaklardır…

Gerçek insan medeniyetinin reçetesinin ise yaradan tarafından şöyle yazıldığı bildirilmiştir; biri birine zıt olan, mana ile madde insanın bünyesinde birleşerek, hayatı tahakkuk ettirmektedir ve medeniyet ise bu hayat üzerinde yükselmektedir. Batının satanik akıl hocaları, bu yaratılış reçetesini reddederek sadece madde üzerinde bir medeniyet bina edilmesini önermişlerdir, ancak bu satanik medeniyet insanın tabiatına ters olduğu için, “korona” tarafından yerle bir edilmiştir, aynen Nuh tufanında olduğu gibi.

İşte her insana düşen de budur, yani kendi bünyesinde kaçınılmaz olarak birleştirdiği bu iki gerçeği fark edip, medeniyetini bu iki gerçeğin birliği üzerine bina etmesi gerekir, aksi halde veya batının beş asırdır yaptığı gibi, sadece madde yapısının arkasında giderse, bu gün olduğu gibi, yeni koronalar insanlığın karşısına, bir tufan olarak çıkacaktır ve yerle yeksan edecektir, bundan kaçış yoktur. Çünkü hayatın gerçeği böyledir.

Çöktüğü kesinleşen, günümüzün tek ayaklı maddeci batı medeniyetinin, gerçek insan medeniyetine evrilmesi kaçınılmazdır ve O noktadadır. İnsan ile İslam aynı şeydir ve sonuç olarak, batı ve dünya İslam medeniyetinde daha fazla uzak kalamayacaktır… Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…