DERİN DÜNYA SEYAHATİ-15

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-15

HAYATIN OLUŞUMU

Her insan kendisine göre bir yaşam tarzı tutturmuştur ve bilinen dünya tarihinde, ne kadar insan yaşamışsa, yaşanan hayatın sayısı da O kadardır. Hiçbir insanın yaşam tarzı diğerine benzememiş, oluşumu ise, daima bir sır olarak kalmıştır, bundan sonrada, sır olarak kalacak.

Hayat, insanın şahsi maneviyatı ile yeryüzündeki maddelerin birleşmesi sonucunda  ortaya “çıkandır”. Bu oluşumda, işletmeci insanın manevi bilinci, fabrika ise, kainatın tamamıdır.

İnsan, kendi bünyesindeki değişimleri ve hayatın fabrika alanı olan, kainattaki değişimleri astroloji, biyoloji ve fizik gibi bir çok bilim metotlarını kullanarak bilgi sahibi olur ve açıklayabilir, ancak hiç bir maddi ve manevi varlığın özünü bilemez, zira insanın kendi yaratılışı hakkında yaptığı tüm araştırmaları sonuçsuz kalmıştır, bundan sonrada değişmeyecektir. İnsan kendi manevi bilincinin özü hakkında da, bir bilgiye sahip değildir, çünkü manevi olan her şey kainat dışında insana indirilmiştir, zaten böyle bir bilgiye sahip olsa idi, seçtiği yaşam tarzı sonunda, neyle karşılaşacağını önceden bilirdi ve trajediler yaşamazdı, dolayısıyla, kainatta her an sayısızca yaşanan, hayat insanoğlu için bir bilinmeyendir! Onu sadece, yaratıcı olan şanı yüce Allah bilir.

İnsanın akıl yapısı, kainat dışını açıklamaya mezun kılınmamıştır. “İnsan, hayatı sadece, hissedebilir” hissedebilmek için de, şuurunun açık olması gerekir, şuurlu olmanın yolu ise, dini inanca ve bilgilerine dayanmak, daima bir mana arayışında olmak ve daima bir soru sorma, araştırma içinde olmakla mümkündür.

Hayatın bir sır olması sebebi ile insan yaşam tarzını kurarken, acaba hangisini yapsam, daha doğru olur, tereddütleri yaşar durur. Gelecekte neyle karşılaşacağını bilemediği için, daima bildiği tedbirleri almaya çalışır.

Kainatta, sadece üç şey vardır. Maddi varlıklar, mana ve bunların birleşiminden doğan hayat. Hayatı iyi yaşamak için, önce onu iyi kavramak gerekir, bunun için öncelikle, onun formülünün kainat dışı olduğunu kabul etmek, heyecanla karşılayıp, olan biten karşısında, iyimser hisler  beslemek ve güçlendirmek gerekir.

NASIL BİR YAŞAM TARZI

Nasıl bir hayat yaşanacağı, hayatın nasıl kavrandığına bağlıdır.

Çünkü;

Hayat, daima akan çok büyük bir ırmaktır, hedefi ise; insanı daima arınmaya zorlamak ve başka bir aleme hazırlamaktır. Akış tarzını, iyi, doğru ve açık bir şuurla idrak edemeyenlere ve iki kolu olduğu halde tek kolu ile yüzmeye çalışanlara çok sayıda trajedi yaşatır, iyi bir hayat yaşamanın ve arınmanın yolu buradan geçmektedir. İki kolun birisi manayı diğeri ise maddeyi ifade eder, bunun esas adı İslamdır.

Hayatı en iyi kimin, kavradığını ve yaşadığını anlamanın yolu ise, gidilen yolun insanı mahşeri vicdanda, yükseltmesi ile anlaşılabilir. Zira vicdan yanılmazdır. iyi hayat yaşamak, çok mala sahip olmakla, ileri teknolojiye sahip olmakla, zevke dalmakla veya konfor edinmekle mümkün değildir.

Yaşam sürecinde mutlu olabilmenin yolu, sabır göstermekte, arınmayı kabul etmekten, yani yaratıcının emirlerine teslim olmaktan geçmektedir,

HAYAT, günümüzde ezoterik örgütlerin iddialarında ve saptırılmış Yahudi tezlerinde, yazıldığı gibi kainatın başka bir yerinde, toz olarak yer yüzüne savrulmuş değildir. Bunu savunanlar maddeci, materyalist, siyon, hermetik, zihniyettir ve temel amaçları ise kendilerini tanrı olarak ilan edebilmek için, önce insanları Allah’ın olmadığına inandırmaya çalışmalarıdır. Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

 

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…