DERİN DÜNYA SEYAHATİ-13

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-13

KOŞUN, KOŞUN TEKNİK EĞİTİME KOŞUN

Bilinen insanlık tarihi boyunca, en çok karıştırılan konu kültür ile medeniyettir, bu yanılma günümüzde de devam etmektedir. İnsanlığın ilerlemesi, rahata kavuşması, konforlu yaşaması, daha doğrusu kurtuluşu tekniğin ilerlemesinde görülüyor, bunun sonucu olarak günümüzde, ilkokuldan itibaren eğitim tamamen teknik eğitime dönüşmüştür, İşte bu medeniyetin yoludur.

Buna karşılık insanlığın geride bıraktığı düşünsel izleri olan, edebiyat, sanat, din kültürü, ahlak, hukuk ve tarih gibi konular ise oldukça azalmıştır, işte buda kültürün yoludur.

Dünya genelinde gelinen bu yer, bize, kültüre gerek olmadığını, medeniyetin tek başına yeterli olduğunu, kültürün zaten medeniyetin içinde var olduğunun kabul edildiğini göstermektedir.

Soru şu;

Günümüzde kültürel eğitimler gereksiz görülerek, neredeyse sadece teknik eğitimin verilmesi gerçekten yeterli midir ve insanlığın yapısına uygun mudur acaba? Hayır, uygun değildir! Çünkü insan her konuda olduğu gibi, bu konuda da, yaratılış özellikleri itibarı ile düşünce ve eğitim çatışması içinde bulunmaktadır. Çünkü; Eğitim insanın bedensel yaşamı için, düşünce ise insanın ruh dünyası için gereklidir. İşte bu, eğitim ve düşünce aynı şey sayılarak yada sanılarak karıştırılmaya devam edilmektedir.

Şöyle ki;

İnsanlık var oluşundan bu yana, tabiata hakim olmak ve tabiatta var olanları kendi ihtiyacına uygun hale getirmek için, aklını kullanarak devamlı bir öğrenme yolu takip etmiştir. Bu yolu katederken, gözlemler, denemeler ve incelemeler yapmıştır. Elde edilen bilgi birikimleri ile beraber bilim dalları da geliştirmiştir. Bu bilgi birikimlerini yeni nesillere aktarmak için ise eğitim metotları geliştirilmiştir. görüldüğü gibi, öğrenme ve eğitim ameliyesi, uygarlık için gereklidir, zaten eğitim insana kabiliyet katar ve insanı üretken birey yapar. Örneğin, birçok Batı ülkesinin, ulaştığı uygarlık aşamasını ve ekonomik gücünü, İngilizlerin geliştirdiği, gözlem, araştırma ve deney metodu ile elde etmiştir.

Ancak;

Diğer yandan insanlık, daima iç dünyasına dalarak, kendi kendini aramaktadır ve sonsuza kadar kendisini aramaya devam edecektir. İnsanlık kendisini ararken, daima kendi kişiliğinin sınırları içinde arar. İnsanın kişiliği ise şöyle oluşur; Her insanın kendisine özel yerleşik “davranışları”; anlayışının temelinde, örneklerin etkisinde, anlatılanların kaydından ve modellerin örnekliğinde oluşur ve şekillenir. İnsan bu tecrübelerle, ilk defa aile içinde, arkadaş ortamlarında, dini hislerinde, sosyal platformlarda ve okul kurumlarında karşılaşır ve büyük oranda bunların sonunda şahsiyet özellikleri şekillenmiş olur. Bu şekillenmeden sonra, insanın ileride saptığı felsefe ve siyaset ne olursa olsun, şahsiyetinin, benliğinin, şuurunun ve karakterinin değişmediği görülmüştür. İnsan bu kişiliği ile düşündükleri ve bıraktığı izler ise insanın kültürünü oluşturmaktadır.

Görüldüğü gibi, insanın yaratılış özelliği itibarı ile uygarlık için eğitime, ruh sağlığı için kültüre ihtiyacı vardır ve bunların dengede olması gerekir. Ancak bu iki yönlü yapı daima bir karışıklık ile tarih boyunca dengede tutulamamıştır ve bu iki yapının arasında meydana gelen dengesizlik, insanlığı önce yozlaşmaya, devamında gerilemeye ve maalesef dünyayı bir zindana çevirmiştir.

ÖĞRENMENİN VE TEKNİK EĞİTİMİN İNSANA FAYDASI

Öğrenme isteğinin faydası, bilim gelişir, böylece tabiat hakkında ileri bilgiler elde edilir ve insanın tabiat üzerindeki hakimiyeti artar, bilim insanlığın maddi yaşamındaki sorunlarına çözümler bulmak üzere daima çalışır.

Bilgi, gözlem, keşif, tahlil, tetkik, tatbik ve tecrübe sonunda elde edilir, bilginin arşivlendiği yer ise zihindir, bu öğrenme ve tekrarlana gelen teknik eğitim insanın uygarlığını geliştirir ve ileriye taşır. İşte bu ileri medeniyet kültürle desteklenmediği için, çok ileri çıkmış ve insanlığı mutsuz etmiştir, halen mutsuz etmeye devam etmektedir,

Nasıl mı?

TEKNİK EĞİTİM SEVİYESİ VE İNSANLIK NEREYE VARACAK

İnsanın mutlu, huzurlu, uysal, yardımsever ve adaletli, olarak yaşaması için ruhunun ve bedenin ihtiyaçlarının dengeli bir şekilde karşılanması gerekir, bunun başka bir yolu yoktur, çünkü insanın yaratılışı böyledir.

Ruhun ve bedenin ihtiyaçlarını karşılama konusunda dengeli olmak için, hem teknik eğitimin, hem de kültür aktarımı, özgür bırakılmış olmalı ve gerekli ortamlar sağlanmış olmalı.

Teknik eğitimin faydası uygarlıktır, uygarlık ise mükemmeliyet ve fayda sağlayan fonksiyonellik tir. Kültürel aktarımın faydası ise, ruhu geliştirir ve zenginleştirir, kültür insanı uysallaştırır, huzurlu kılar ve aydınlatır, yaşama güzellik ve estetik katar.

Ruh daima manaya dayanan O büyük sırrı, mucizeyi ve hikmeti çözmek üzere düşünür ve uğraşır, insanın ait olduğu O daimi ve muazzam dünyayı tanımlamaya, tanımaya ve oraya giden yolu bulmaya çalışır. Ruh bilimi olmaz, çünkü; Ruh insan indirilmiştir ve asla değişmezdir. Sadece ruhun çocuğu olan kültürün geride bıraktığı izlerde ders çıkarılabilir.

Örneğin, eğitimle sanat yapılamaz, eğitimle sadece zanaat yapılabilir, çünkü sanat, sadece ruhun içinde gelen, ilhamla ve iç özgürlükle yapılabilir. Eğitim sadece sanatın konumlanacağı platformun yapımı için gerekir.

Şiir’de öyledir, şiir kalbin bir özelliği olarak, insanın iç dünyasında dışarı taşan, acı, sevgi, ıstırap, yada bir mucizeyi anlatır, yani şiir nihayetinde insanın kendisini anlatır. Eğitim gerekmez, eğitim sadece dilin eli görevini yapan, lisan için gereklidir.

Sadece teknik eğitim ya da sadece kültürel kabul, insanı tek yönlü yapar, tek yönlü yetişmiş insanlar, önce yozlaşır ve eleştiri kabul etmez birer taş yapılar halini alırlar, işte bu yobazlıktır. Yobazlık ise, insanın şahsi hürriyetini yani iç demokrasisini yok ederek ön yargılı cahiller sürüsüne çevirir, her nerede tek yönlü eğitim yapılıyorsa orada hayat cansızdır, insanlar uyuşuktur, sokaklar ıssızdır ve odalar karanlıktır, yapılar ise çirkin, soğuk ve ruhsuzdur. Eğer teknik eğitimin yanında, kültürel yaklaşım yoksa, ortaya çıkan üretimlerin hiç birinde, üslup, ruh, güzellik ve estetik olmaz, yani üretilen nesneler, karakteri olmayan, soğuk ve ruhsuzdurlar.

Uzun süredir sırf teknik eğitime önem veren, birçok Batı ülkesi, uygarlık olarak ileri bir aşama ve ekonomik olarak çok büyük bir güç elde etmiştir, ancak Batı kültürel olarak dünyanın en geri ülkeleri arasında yer almaktadır. Kültürel yaklaşımlara ve ortamlara yer vermeyen, en geriye atan Avrupa bu sebeple,maddeci yobazlığın, dipsiz ve keskin bataklığının göbeğine saplanmış durumdadır. Afrika ülkelerinin ve güney Amerika ülkeleri kültürel olarak Batının çok önündedir.

Dünyada, sadece teknik eğitimin yeterli olduğunu yayan ve uygarlığın tek başına ilericilik olduğunun fikrini insanlara aşılayan, insanın maddenin dışındaki şeylere ihtiyacı olmadığını yazıp çizen, Marksizm ve onun materyalist tutumudur.

Marksizmin ve materyalizmin fikir kaynağı ise saptırılmış Yahudi inancında başka bir şey değildir. “Marksizm” saptırılmış Yahudi inancına giydirilmiş bir “Batı elbisesidir.” Saptırılmış Yahudi inancında bedenlenen, bu Marksizmi Dünya halklarına aşılama Finansmanını ise, “görünüşte” Marksizm düşmanı olan dünyanın en zengin para sahipleri sağlamaktadır, zira bu maddecilik onların işine gelmekte ve çıkarlarını arttırmaktadır. İşte bu karanlık ve gizli organizasyonun çemberinde, Rothschild ailesi gibi dünyanın en büyük para sahipleri, ile Almanya’nın  gerçek patronu Frankfurt’lu sanayicileri, Fransız şovelyeleri, bir kısmını parayla tuttukları ve bir kısmını kandırdıkları sarı yelekliler, ABD nin zenginleri, Avusturya’nın hapsburgları, dağlarda ve sokaklarda katliam yapan terör örgütleri, Terör örgütlerini besleyen kuzey Avrupa ülkeleri, kendisine fakirden fukaradan yana olduğunu söyleyen ve kendisini ilerici sayan gruplarla, bu grupların arkasında kandırılmış belki bir umuttur diye kör gözle yürüyen ekonomik olarak en alttaki geniş halk kitleleri  buluşmuş durumdadırlar.

Kültürü gereksiz görerek reddeden, kurtuluş için teknik ilerlemenin yeterli olduğuna inandırılan Dünyanın en sonunda geldiği ve saplandığı bu maddeci materyalist anlayış, savaş, vahşet, katliam, psikolojik bunalım, yalnızlık, konfor, soğuk ve ruhsuz yaşam, şehvet, porno, zevk, uyuşturucu, mankurtluk, geneleve dönüşen gece kulüpleri, çok sayıda ve daha geniş huzur evleri, kumar, dağıtılmış aile, kirli hava, pis su, ormansız dağlar, örgütlü eşkiyalık ve dumura uğramış beyinler, doğurmuştur. Böyle bir hayatta, insanın önemi kalmamıştır ve yoktur, sadece menfaatin ve malın önemi vardır, bu yaşam anlayışı tam bir, yozlaşmış domuzlar sürüsü hayatıdır. (Kandırılmış materyalistler hariç,) Bunun materyalistler için ise bir sakıncası yoktur, zira, onlara göre zaten insan diye bir şey yoktur, sadece zeki hayvan vardır, görüldüğü gibi sadece maddeciliği savunan, teknik ilerlemeyi yani sadece uygarlığı ilericilik olarak yeterli gören ve dünya halklarını bu tek yönlü yarım kafalı yobazlık ile zehirleyen Marksizm tüm insanlığın ortak düşmanı haline gelmiştir.

Diğer yandan uygarlığı reddederek, maddenin etrafında dolaşıp onu görmezlikte gelen, sadece keşişliği, dervişliği, mollalığı ve hippiliği kurtuluş yolu sayan, anlayış özellikle doğu halklarını uyuşturmuş, biçare ve gariban bırakmıştır. En çok Asya halklarına zarar veren bu tek yönlü ruhçuluk anlayışı da insanlığın ortak düşmanı haline gelmiştir.

Sonuç olarak; Dünya ve insanlık gerilemektedir, ilerleyen sadece “Fendir, Bilimdir, Tekniktir, yani kısacası Uygarlıktır.” İleride gözüken ve yaşamı bekleyen ise; Kapkara bir şafak, soğuk ve rutubetli bir tan yeri, gündüze bir türlü dönmeyen seher vakti, vicdanın kuruduğu sert bir yürek, ahlakın olmadığı gündüz ve gece, sevginin sızamadığı beton duvarlar, sessizce ağlayan kalp, her an patlamaya hazır bir ruh, içten içe yanan bir gönül, garip kalmış boz renkli bir sine, yuvasız kalmış günahsız hayvan sürüleri, deryada boğulan balıklar, biri birinde koparılmış anasız çocuklar ve çocuksuz analar, zehirlenmiş toprak, zehir saçan uçarılar, susmuş dereler ve akmayan ırmaklar, Öyleyse şimdi soralım; Bu durumda sizi bir dakikada aya götürecek (Uygarlığın ürettiği) uçağınız olsa neye yarar? Sizce de öyle değil mi ? ne dersiniz!

Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…