DERİN DÜNYA SEYAHATİ-12

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-12

AHLAK’IN ANASI DİNDİR

Ahlak, insanlık tarihi ile aynı yaştadır ve başlangıcı asla bilinmezdir. Ahlak içten gelen yargılar bütünüdür, ahlak “kötülüklerin” hayatın her alanında yasaklanmasına hükmeder ve kendisini her an tekrar eder. Kötülükleri açıkça anlatan ve bunları yasaklayan ise sadece dinlerdir. Dolayısıyla “ahlak” ruhtadır ve anası dindir.

Ahlak, insan aklının devamlı olarak yaptığı menfaat hesaplarının ve ben bunu yaparsam maddi manevi zarar görürüm düşüncesi dışında tezahür eder. Başka bir ifade ile ahlaki tavır menfaat gözetmez ve yaparsam zararlı çıkarım diye geri durmaz. Ahlak kendi içinde, karşılıksız fedakârlığı, vefayı, diğerkâmlığı ve zahitliği barındırır.

Ahlak, insanın bedenin bir parçası değildir. Ahlak, insanı ruhunun bir parçasıdır. Ahlak vicdandan doğar, vicdan ise ruhun derinlerinde gelir, ruh ise insanın yaratılış özelliğidir. Ahlak içten gelen bir olgudur, yaşanmışlıkla ve tecrübe ile elde edilemez, ahlak zaman ve mekan tanımaz ve ahlakın kuralları asla değişmezdir.

Ahlakın amacı toplum hayatında sağlık ve mutluluğunun sağlanmasıdır, bu manadan ahlak insan olarak ayakta kalmak demektir ve ahlak insani hürriyet demektir. Ahlak kurallarını kabul eden, dini kısmen de olsa kabul etmiş olur, bir insan dinsiz olduğu halde ahlaklı olabilir, ancak bu geçici bir durumdur, zira dini reddeden insan, eninde sonunda ahlakı da reddedecektir.

Çünkü,

Kötülükleri sadece dinler yasaklıyor, dini toptan kabul etmeyen, yasakları da kabul etmiyor demektir. Zira dini kabul etmeyenin, ahlaklı olması sonuç olarak imkânsızdır.

Ateistler sadece tekniği ve teknolojiyi severler, ruhun ürünü olan sanatı, resmetmeyi ve düşünmeyi sevmezler, çünkü ruhu kabul etmezler, ateistler için bilinmeyen her şey, yok hükmündedir. Ahlak ise içten gelen yargılar bütünüdür ve aklen izah edilemezdir ve maddi olarak bir bilinmeyendir, işte bundan dolayı, ahlak ateistler için yok hükmündedir.

Komünizme göre, ahlak diye bir şey yoktur, onlara göre insan içten gelen, ahlaka göre değil, çıkarına göre davranır ve yaşar. Yani komünizmde insan sadece maddeye dayalı olarak yaşar. Ancak insanın bir madde yönü, birde manevi yönü vardır, insan yaşaması için hem maddeye, hem de manaya ihtiyaç duyar, birisinden birisi olmazsa, insan yaşayamaz ve bunlar bir denge içinde olursa mutlu olur, dengesizlik olursa mutsuz olur.

Komünist düşüncenin tamına yakını, aklın sınırları içindedir. Akıl ise sadece tabiatla sınırlıdır, akıl tabiat içindeki sistemi ve sistemin unsurları arasında ilişki kurarak bir sonuca varmaya çalışır. Akıl bundan daha ileri bir aşamayı inceleyemez ve tespitlerde bulunamaz, ahlak ise aklın sınırlarının ötesinde ve üstünde yer alır.

Örneğin, denize düşmüş ve boğulmakta olan, bir insanı görenler, hemen onu kurtarmak için, denize atlarlar, bunu yaparken, kar zarar hesabı yapmazlar ve kendi hayatlarını tehlikeye atarlar, çünkü içinde gelen sesle hareket etmişlerdir. Benzer örnekleri çokça çoğaltabiliriz. Komünist düşünceye göre düşündüğümüzde ise, şöyle denilebilir, boğulan insanı kurtarmak için, kendi hayatını tehlikeye atanlar eğer adamı kurtarırsa, oda para verir diye düşünmüşlerdir, yani maddi menfaat için yapmışlardır. İyide bu düşüncede hareket edersek, neden işsiz olduğumuz halde, belki bize para verir diye kendiliğimizden gidip birinin işini yapmayız? Çünkü bunu yapmadan önce aklımızı kullanırız, aklımız ise kar zarar hesabı yaparak bunun zararlı olduğu kararına varır da ondan. Oysa boğulan insanı kurtarmak için, içimizde gelen sesle düşünmeden ve hesap yapmadan harekete geçeriz, işe bu ahlakın kendisidir. Zira bu manada ahlakın akılla bir bağlantısı yoktur. Manayı tanımayan, her şeyi madde temelinde düşünen komünist düşünce ve düzen tek ayaklıdır ve insanın yapısına terstir bu manada yaşaması mümkün değildir.

Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…