DERİN DÜNYA SEYAHATİ-11

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-11

UYGARLIK TEK BAŞINA KAP-KARA

Uygarlık Nedir; Uygarlık, teknik / teknolojik gelişmenin sonucu ve devamıdır, teknik gelişme ise; Tabiatta var edilenleri, zekâyı kullanarak işletmek, üretmek ve yönetmek metodu ile elde edilir.

Uygarlığın kısa tanımı “teknik mükemmelliktir.”

Uygarlık insanın vazgeçilmez bir ihtiyacıdır, insanlık tarihi boyunca, kültürü kullanarak, yeryüzünde topluluk halinde bulunduğu yerlerde, kültürüne uygun uygarlıklar meydana getirmiştir, bundan sonrada getirmeye devam edecektir.

Uygarlıkta ana hedef; İlmi kullanarak tabiatta var olanlarda en yüksek değerde yararlanmaktır.

İlimin ana hedefi ise; İdrakin, zekânın, yazının ve lisanın birleşimi ile bir dinamizm ve düşünsel laboratuvar oluşturarak, bu laboratuvar merkezinden üslenerek gözlemleme, tetkik, deneme ve tatbikat zinciri ile endüstri meydana getirmektir.

Uygarlık, insanın maddi yanıdır, yani dış görüntüsüdür, bu sebeple, uygarlık düz bir çizgi üzerinde ilerleyerek devamlı üretmek, elde etmek ve israf etmek şeklinde tezahür eder.

Uygarlığın dış görüntüsü ise, konfordur, konfor ise manasız tek yönlü teknik bir yaşam tarzıdır, mana ise içsel bir unsurdur, dolayısıyla uygarlık insanlık hayatının sadece bir yönüdür, tamamı değildir.

Uygarlık insanı teknik olarak eğitir, ancak terbiye etmez ve aydınlatmaz.

Zira

İnsanı aydınlatan, iyi insani yapan ve terbiye eden ise, insanın içinde taşıdığı manadır yani içindeki hissiyattır ve düşüncedir.

İnsanın İki Yönlü Yapısı; İnsanın bedeni, tabiatın bir parçasıdır, insan tabiat içinde yaratılmıştır. Ancak onu diğer varlıklarda ayıran “insanlık özelliğini,”gökten verilen din, sır ve kültür ile kazanmıştır. Yani insanın bedeni dışındaki her şeyi, manadan ibarettir. İşte bu sebeple insan bünyesinde, hem bedenini yani madde ile bedeninin ihtiyacı olan madde isteklerini ve hem de manayı yani dini, sırrı ve kültürel isteklerini birleştirmiş bir varlıktır.

İnsan bu ikili yapısı sebebi ile bedensel ihtiyaçlarını uygarlıklar meydana getirerek daha kolay elde etmek istiyor, diğer yandan ise, ruhi ihtiyaçlarını da dini inançları aracılığı ile devamlı bir şekilde bir sır olan hakikatı aramaya devam etmektedir. Zaten, insanlık asla yok olmayacak bu iki gücünü, dünyanın tüm sahalarında bilinçli olarak uygulayabildiği sürece mutlu olabilmiştir.

İnsan bu iki yönlü yapısı ile dünyaya ve dünya yaşamına renk katmaktadır, aksi halde yaşam çekilmez olmaktadır, madde yada manadan birisinin ileri çıkması yada arayı açması insanın yaşam dengesini bozuyor ve yaşam çekilmez oluyor. Şöyle diyebiliriz; En normal insan, zıtlıkları bünyesinde yoğur-andır veya dengele-yendir.

Sadece uygarlığın/tekniğin yani maddenin, geniş manada hakim kılındığı ülkelerde ve yönetim sistemlerinde hayat çok renksizdir ve donuktur, buralarda tüm yapılar üstün teknik özelliklerle donatılmıştır, ancak tüm yapılar ruhsuzdur ve şahsiyetsizdir.

Bu ülkelerde, sosyal hayat monotondur, insanların hayatı yıkılmışlık ve çökmüş-lük içindedir, insanlar ruhi ıstırap yaşamaktadır, bilinmez bir korku hissetmektedir, sokaklarda ve koridorlarda karanlıklar hüküm sürmektedir, mekanlar ile bürolar uyuşuk ve miskin insanlarla doludur.

Ayrıca, kültürün/mananın zayıfladığı buna karşın maddenin/uygarlığın çok güçlendiği bir sosyal yaşam vahşetle sonuçlanır.

Örneğin;

Uygarlıkla her şeyi elde ettiği sanılan, Avrupalıların, bu tek yönlü medeniyeti, Amerika kıtasında Kızılderili vahşetini ortaya çıkarmıştır.

Diğer bir örnek ise, tarihi kalıntılarını hayranlıkla gezip gördüğümüz bir çok uygarlık “uygar” toplumlarda kölelere yapılan kötülüklerin çığlıkları, günümüzde dahi halen gökyüzünde yankılanmaktadır. Sizde duyuyor musunuz? Sakin bir yerde gökyüzünü dinleyin emin olun sizde duyacaksınız…

Uygarlığı reddedip, hayatı sadece bir rahip, rahibe yada bir keşiş gibi, derviş gibi, bir molla gibi, anlayıp dünyaya sırt çevirerek yüzünü sadece ahirete dönmekte yapılan diğer bir yanlıştır.

Bu tür bir yaşam da insanı hayatta koparmakta ve yaşamı çekilmez yapmaktadır. Bu yol Allah’ın tarif ettiği ve istediği bir yol değildir, zira insan yapısına uymamaktadır.

Sırf Uygarlığın Etkileri; Uygarlığı hayatın tamamı olarak anlayan, hedefini buna göre planlayan milletlerin toplum hayatında yaşanan trajediler çok yüksektir, ancak yöneticileri ve para sahipleri bunu göremezler, çünkü mananın olmadığı yerde göz asla görmez.

Örneğin;

Uygarlık tek yol olarak kabul edildiğinde ve efsaneleştirildiğinde insanın bedeni uygarlığın içinde kalır, ancak, manadan ibaret olan ‘insani’ özelliği ise, hayatta dışlanmış olur, böylece olunca insanın kendisini ispat edecek yaşam alanları olmayacak ve insan kişiliksizleşerek, beceriksizleşecektir.

İşte bu durum, ABD de olduğu gibi, psikolojik problemler doğurmaktadır, bedeninin hayatta olduğu halde, insanlığının dışlanamayacağını çok vahşi bir yöntemle “toplu okul katliamlarında yada gece kulübü katliamları ile” vahşice ispatlamaya çalışmaktadır.

Günümüzde yaşanan bu örnekleri çoğaltabiliriz, vahşet derecesinde işlenen bireysel ve seri cinayetler ile diğer saldırılar özellikle, teknik olarak gelişmiş ülkelerde yükselerek devam etmektedir.

Teknik gelişimini yükselten, ancak bu karşılık dengeleyici olan maneviyat unsurların, az olduğu ülkelerde insanlar, çok tehlikeli durum arz etmektedir. Maneviyata sahip ve mananın farkında olan, genellikle fakir ülkelerde, bu tehlike çok daha azdır.

Tarih, insanlık aleminin, maddi refah ve teknik olarak ne kadar ilerlerse ilerlesin, eğer mana kaybolmuşsa orada insanların çok tehlikeli olmaya başladığını ortaya koymuştur.

Halbuki hayvanlar ise, aç susuz kaldıklarında yada kendilerine saldırı olduğunda yani olumsuz şartlarda tehlikelidir, Hayvanlar kendisini ispat etmek için bir çaba göstermezler, zira hayvanlarda mana duygusu yoktur.

İnsanları çıldırtan uygarlığın geldiği noktadan ziyade, mananın hayatta dışlanmaya çalışılması ve ortaya çıkan dengesizliktir. İnsan yapısı iki yönlüdür, bu sebeple mana olmadan, rahatlık ve bolluk, iyi bir yaşam, için hiç bir işe yaramaz ve yaramayacaktır. kişiliğini kaybeden insanlar çeşitli vahşetler üretmeye devam ediyorlar.

Ayrıca, tecrübe edilen diğer hususu ise; İnsan bir yandan maddeye daha çok bağlanırken, buna karşılık iç unsur olan mana beslenmiyorsa, milli şuur zayıflıyor ve menfaat karşılığında kendi ülkesinin haini olmayı, kendisini de, ülkesini de tereddüt etmeden satan bireyler ve toplumlar çoğalıyor.

Dengesizliğin Sonuçları; Günümüzde, teknik uygarlık, mananın önüne geçmiştir ve aşağıdaki sonuç ortaya çıkmıştır.

Alet ve kaba güçte oluşan maddi saltanat çok ilerledi, buna karşılık ahlak, adalet, ruh, kültür, müzik ve sanatı, yani insanı insan yapan, her şey geriledi. Bunun tabii sonucu olarak, özellikle teknik olarak gelişmiş ülkelerde gasp, ırza geçme, hırsızlık ve cinayetler kat be kat yükseldi.

Alkol, uyuşturucu, psikolojik bozukluk, porno, fuhuş, kumar, şans oyunları, vahşi tüketim, manasız konfor, hukuksuzluk, merhametsizlik ve mutsuzluk, hızla yükselmiştir, zararlı neşriyat artmıştır.

Diğer yandan, sular kirleniyor, coğrafya çölleşiyor, iklimler değişiyor, hava soluksuz kalıyor.

Görüldüğü gibi, tek başına uygarlığın bir iç kontrol sistemi yoktur ve insanlık korkunç vahşete doğru ilerlemeye devam ediyor.

Uygarlığın, devamlı olarak övdüğü, önerdiği ve güzellediği, “konfor” tüm insani değerleri zayıflatıyor, sıcak ilişkileri buza çeviriyor, “konfor” artık tam bir bencillik okulu olmuştur.

Hayat renksizleşmeye, yaşam mekanikleşme-ye, ruhlar köhneleşmeye, gözler körleşmeye, bedenler uyuşmaya, hedefler kaybolmaya, sanata zanaat-laşmaya, kültür maddeye kurban edilmeye, hakikat ret edilmeye, “sır” ticari hizmete dönüştürülmeye ve müzik şehvet aracı yapılmaya, doğru hızla yol alıyor.

Efsaneyi Yıkmak Zorundayız; Hümanizmin devam etmesi ve vahşetin önüne geçebilmek için, uygarlıkla kültürün, yani madde ile manayı kendi bünyemizde dengeleyerek hayatımızın içinde yakınlaştırmak ve yoğurmak zorundayız.

Bu yakınlaşmayı elde edebilmek için öncelikle “teknik uygarlık” hakkında uydurulan sahte efsaneyi yıkmak zorundayız.

Bu sahte efsaneyi, inanların bedensel isteklerini kaşıyarak, eşitlik, hak-hukuk, uygarlık, barış, adalet, özgürlük sosyalizm, komünizm ve nihayet ütopyaizm gibi bir çok söylemin arkasına saklanarak yükseltenler, materyalist, Yahudi ve tapınakçı hamurlu küreselcilerdir.

Küreselciler, “teknik uygarlığı” insanlığa bir çözüm planı olarak sunmuşlardır.

Küreselcilerin sunduğu “bu planda”, insanlığın “Tanrısı” kendileri olacak.

Dünya tek devlet olacak.

Ancak onların çözemediği, korktuğu ve sakladığı “şey ise,” bu planda insanın insana tapması, biat etmesi ve kul olması konularıdır.

Onlar ne yaparsa yapsın, gizli emellerini ne kadar saklarsa saklasınlar ve teknolojik uygarlık ne kadar ilerlerse ilerlesin, gerçek özgürlüğü ve gerçek eşitliği asla getirmeyecekler,

Çünkü,

Gerçek eşitlik ve gerçek özgürlük, sadece ve sadece, dinde olur ve sadece din ile mümkündür.

Küreselcilerin kültürü, genel olarak, obezlik, sapıklık, uyuşturucu, cinayet, kumar, porno ve hırsızlık değil’mi dir? Bir düşünün!

Tarihte insanlık ne zaman, zulme uğramışsa ve insani hislerin yolları kapatılmışsa, insanın vicdanı bir dinamit misali patlamış, insanlığa giden yolunu açarak kendi yürüyüşüne devam etmiştir.

İnsan özelliğinin açılımı olan “kültür, İslam, sanat, hissiyat, düşünce, söz, şiir, müzik diğerkamlık ve zahitlik” fazla zaman geçmeden, bir güç oluşturacaktır ve dengeyi sağlayarak, vahşete giden yolu kesecektir.

Ozan Anadolu’da (?) (Pir Sultan) asırlar önce insanlığa, bir çözüm planı olarak şu çağrıda bulunmuştur.

(Hakikat gizli bir sırdır açabilirsen geli beri /

Küfr içinde iman vardır seçebilirsen geli beri /

Biz ağuyu bala kattık içebilirsen geli beri)

Ozana göre;

küfür maddiyattır,

iman manadır,

Allah’ın hikmeti sırdır,

ağu iyiliktir,

bal ise malıdır.

Görüldüğü gibi, Ozan davetinde insanlığa, “mananın ve maddenin”  “insanın yapısı içinde” müthiş bir şekilde iç içe geçirilmiş olduğunu, bunları anlamak ve bilinçli olarak kabul edilmesi gerektiğini, doğru yolun ancak böylelikle bulunabileceğini ve hakikatin, yani Allah’ın yerine hiçbir şeyin konulamayacağını kendi penceresinde açıkça anlatmaya çalışmıştır.

Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…