YOL HİKAYELERİ-7

YOL HİKAYELERİ-7

FOTOKOPİYİ BİZ Mİ!  ÇEKTİRECEĞİZ?

1989 Yılının Ocak ayı idi. Ehliyet kursuna katılmıştık. İstanbul/Ümraniye İlçesindeki, “Bora Sürücü kursunun”  bir dersliğinde, teorik kursa katılıyorduk. Kurs sonlanmıştı ve son derste, Hoca artık dersin bittiğini, Ehliyet işlemleri için getirmemiz gereken, belgeleri sırası ile tahtaya yazdı.

Hocanın, tahtaya yazdığı belgelerin arasında, “Nüfus cüzdanı fotokopisi de” vardı.  Dersliği en ön sırasında oturan, bir arkadaş, el kaldırarak, hocam bir şey sorabilir miyim dedi.

Hoca’da, buyurun dedi;

Arkadaş; Hocam, “Acaba bu fotokopileri siz mi çektireceksiniz..? Biz mi çektireceğiz..?”  bir çok kişi sessiz, sessiz güldükten sonra, Yanımdaki arkadaş söyle dedi;

“Bir fotokopi için ne yapılacağının bilemeyen, bu arkadaşımız,  acaba trafikte ne yapar merak ediyorum…

B (2)Batman

KUYUMCU’DA SATILAN “SİGARA”

Batman şehrinde, bir firmada denetim yapıyordum. İşim dolayısıyla, üç ayda bir Batman şehrine gidip geliyordum. 17 Aralık 2010 Tarihinde yine, Batman şehrinde bulunuyordum.

Batman şehrinde, “Tekel etiketli” sigara bulmak zordu… Sigaralar genellikle etiketsiz satılıyordu…  Ben, Tekel etiketi olan, sigara almak için, öğleden sonra, “Mısır Çarşısı” civarına gittim.

Esnaflara, sigara nereden bulabilirim..? diye sordum… Esnafın birisi, Onu her yerde bulamazsın..! şu ileride bir kuyumcu var, oraya sor!  orada var dedi.

Kuyumcuya doğru, yürürken, açık tütün satan, bir seyyar gördüm.

Tütünün kilo fiyatını sordum..? ” On beş lira” dedi… Fiyatı çok ucuzdu… Bunun üzerine, sen bir tane sar, içeyim, tadını beğenirsem alırım dedim…  Seyyar satıcı, tamam dedi ve bir sigara sarmaya başladı…

Ben O arada; Seyyar satıcıya; Sen sara dur! Ben birazdan,  gelirim dedim.

Yaklaşık on adım gitmiştim ki,

Adam arkamdan bağırdı…“Abiiiii…… içine ot atayım mı..?” dedi…

Sen ne diyorsun ya, saçmalama diye cevaplayıp yola devam ettim..

Neyse ben, Kuyumcuyu buldum. Gerçekten de sigara, kuyumcuda satılıyordu.

Sigarayı alıp seyyar satıcının yanına geldim. Tütüncüye; Şimdi söyle, tam anlamadım dedim… Adam “boş ver be abi korkma” buradan yasak sayılmaz… Normal yani dedi. Öylece kalmıştım… Bir şey demeden selamlaşıp ayrıldım.

A (49)Afyonkarahisar / Sandıklı

ADAM ÖYLE BİR KÖŞEYE SIKIŞTIRDI Kİ..!

Uşak şehrinde, bir haftalık yoğun bir çalışmadan sonra, kısa bir çevre seyahatine çıkmıştım.

Hedeflediğim yer, Afyonkarahisar şehrine bağlı, “Sandıklı İlçesi idi. ” Sandıklı ilçesine, Hocalar yolunda gidecektim.

06 Mayıs 2006 Cumartesi günü idi. Uşak şehrinin, Banaz İlçesinde, yola çıktıktan sonra, ilk durduğum yer, “Ahat köyü idi.”

 Ahat köyünde, bir ören yeri vardır. köy bir tepeliğin arasında yer almaktadır. Çevresinde Meşe ormanları vardır. Yeşillik bir çevreye sahiptir… Yol köyün tam ortasında geçmektedir. Ahat köyü hakkında çok sayıda hikaye dinlemiştim…

Ahat köyü, Domuz ve Kuş avcılığı, Definecilik ve çeşitli Halk hikayeleri ile epeyi, bir ün yapmıştır…

Köyün içinde yer alan kahvehaneden, çay içip köylülerle sohbet ettikten sonra, oradan ayrıldım.

Yaklaşık otuz kilometre yol gittim. Yol boyunca, tarım yapılan alanalar çok azdı. Bağ, bahçe, hemen, hemen hiç görmedim…

Koyun sürüleri yâda İnek sürüleri’de  görmedim…

Yol boyunca her hangi bir sanayi sitesine’de rastlamadım…

Bu yörede yaşayan insanlar, geçimini nasıl sağlıyor, acaba? Diye bir soru takılmıştı aklıma…

Neyse, kısa bir süre sonra,  “Hocalar” ilçesine geldim.

Hocalar ilçesi gidiş yönüme göre, yolun hemen solunda bulunmaktaydı.

Dış görünüşe göre, ilçenin ekonomisinin, yeteriz olduğu çok açıktı…

Biraz ileride, önüme çıkan, bir benzin istasyonunda durdum. Lokantanın önünde oturan, yaklaşık kırk yaşlarında bir abi vardı. Selamlaştık, hoş geldin dedi. Çay var mı? diye sordum. Var dedi ve çay getirdi.

Adam beni, sordu sual etti. Sohbet ilerleyince, gelirken kafama takılan soruyu şöyle sordum;

“Abi, buraya gelirken, çevrede tarım alanları görmedim… ayrıca hayvan sürüleri de görmedim… çevre çok kıraç… buralarda insanlar geçimlerini neyle temin ediyorlar..? insanlar ne yer ne içerler dedim.

” Adam epeyce ciddi bir sesle,  “Biz burada hırsızlık yapıyoruz dedi!..”

Birden durakladım, biraz sessizlik oldu ne diyeceğimi şaşırmıştım.

Sonra, kendimi toparlayıp;

E abi, “Çevrede çalınacak bir şey de yok ki!.. dedim.”

Adam; “Biz başka yerde çalıp, buraya getiriyoruz demez’ mi..!”

İyicene köşeye sıkışmıştım…  Adeta dilim tutulmuştu..!

Adam bunun farkına varmış, olacak ki..!

Gülerek, şaka yaptım, ben şimdi doğruyu anlatayım… deyince, “oturduğum yerden, doğrulup rahatladı.

Adam şöyle dedi; Senin ’de dediğin gibi, geldiğin yönde pek bir ekonomi yok.  ama,  ilçenin diğer çevresinde, tarım var, biraz hayvancılık var, ayrıca; Yurt dışında çalışan, çok sayıda gurbetçi var.

Şükür geçinip gidiyoruz, işte dedi… Sonuçta, isminin de, Ahmet olduğunun söyleyen, abi ile selamlaşıp tokalaştıktan sonra oradan ayrıldım.

İ (15)İzmir / Çeşme

“HAKAN TAŞIYAN”  VE   “AĞLAYAN ÇOCUK”

Yaz tatiline çıkmıştık ve İzmir’in Çeşme ilçesine, ilk defa gitmiştik. Çeşme ilçesinin içinde bir Amfi Tiyatro bulunmaktadır. O dönemde TRT her Cumartesi akşamı Sayısal çekilişleri yapıyordu. Programı ERCÜ sunuyordu.

01 Temmuz 2000 Cumartesi günü akşamında, TRT’nin sayısal çekilişi programı, Çeşme İlçesinde yapılıyordu.

Bu canlı programa, sanatçı olarak; Hakan Taşıyan ve Edip Akbayram katılmıştı.  Amfi Tiyatroya bizde gittik. Programı ve konseri izliyorduk…

Bir süre sonra, arka taraftan yanımıza doğru, “anne, anne” diye ağlayarak gelen, yaklaşık yedi yaşlarında bir çocuk; Belli ki! Çocuk Annesini kaybetmişti…

Bu sırada, bir hanımefendi, çocukla ilgilendi ve çocuğa, ön taraftaki görevlilerin yanına gitmesini söyledi.

Çocuk şaşırmıştı ne yapacağını bilmiyordu. Çocuk yanımıza geldiğinde, yanımızda duran, otuz yaşlarında bir adam, “Çocuğun kafasını eli ile ittirerek”

“Ağlama lan!.. Ne ağlıyorsun..? Sus’da konseri dinleyelim!..”  dedi. kızgın ve azarlayan bir sesle!..

Çocuk zaten yürek yakarcasına ağlıyordu…

O çocuğun, yürek yakan sesi, halen içimde çınlamaya devam etmektedir… Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

a

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…