DERİN DÜNYA SEYAHATİ-10

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-10

ÜTOPYA MÜMKÜN DEĞİLDİR

Ütopya neden mümkün değildir? Bunun için önce insanın şahsiyetini özetlemek gerekir.

İnsan biyolojik olarak hayvana benzer, çünkü öyle yaratılmıştır, zira Kur’an En’am süresinin 38. ayetinde bu konu açıkça belirtilmiştir. (Yerde kımıldayan hiçbir hayvan ve iki kanadı ile uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer topluluk olmasınlar. Biz kitapta hiçbir eksik bırakmamışızdır. Sonuçta hepsi Rablerinin huzurunda toplanacaklar. En’am 38)

Ancak;

İnsanı diğer canlılardan ve hayvanlardan ayıran din, dine dayanan kültür, ahlak, sanat ve ahlaki yasaklar gibi özellikler sadece insanda vardır ve bu özellikler insanla birlikte doğan özelliklerdir. Bunlar tabiatta tekamül etmezler. Bu özellikler insanı insan yapan yani hümanizmi doğurmuştur. Hümanizm güçsüzü korumak, şükran duygusu, takdir duygusu, birlikte yaşama yeteneği ve iradesi, başkalarını düşünmesi, hatta başkaları için idama gitme özellikleridir. İnsanlığın tanımı olan hümanizm hayvanlarda yoktur, hayvanların dini yoktur çünkü verilmemiştir. Buna karşılık tarihte dinsiz hiçbir insan topluluğuna rastlanmamıştır. Kültürün anası dindir ve insanlık kendisi ile birlikte doğan kültürü tabiatla birleştirerek uygarlıklar tesis etmiştir ve yaşam standartlarını geliştirmiştir ancak insanlığın şahsiyetini oluşturan özellikleri asla değişmemiştir. İnsanın şahsiyetini karakterini oluşturan özellikleri ise;

*Kültür, bir sırdır, muammadır ve semadan gelmiş sadece insanın bir özelliğidir. Kültürün tarihi olmaz, kültür zaman dışıdır ve sadece idrak edilebilir. Her insan için, her daim, her yerde yeniden başlar ve biri birine benzemez. İnsanlık kültürle uygarlığı daima karıştıra gelmiştir, uygarlık kültür ile tabiatın ilişkisinde doğmuştur ve doğmaya da devam edecektir, yani tekamül etmiştir ve tekamül etmeye devam edecektir, kültür ise asla tekamül etmemiştir ve etmeyecektir.

*Üslup her insan için özeldir ve insanlık tarafından izah edilemez bir özelliktir. Üslup her daim çeşitliliğe meyleder insanın bir iç özgürlüğüdür ve asla değiştirilemez.

*Karakter, insanın içinde cereyan eden bir iç hürriyet ve iç mucizedir. Her insan için tektir ve tekrar edilemez, karakter insanın yüzüne ve gayretine yansır, karakter tarif edilmez bir özelliktir, insanla birlikte yaratılmıştır.

*Niyet, her insanın kalbinde arzu olarak doğar, fakat her niyet hayatta fiili olarak gerçekleşmeyebilir, İnsanın kalbinde doğan niyet, hayatta tahakkuk etmemiş olsa bile kalp dünyasında tahakkuk etmiş olur, dolayısıyla niyet insanın iç dünyasına aittir ve her insana özeldir, başkası tarafından tekrar edilemez. Niyet insanla birlikte doğmuş bir iç özgürlük ve özelliktir.

*Vazife, insanın içsel özelliği ve iç özgürlüğüdür, içten gelen vazife asla menfaat gözetmez, böyle olduğu için insanlar başkaları için hiç düşünmeden ve hiçbir kimsenin etkisinde kalmadan kendiliğinden kendi canını tehlikeye atar, iç vazife ahlakın bir unsurudur, zaten menfaat gözetmeyen vazifeye değer atfeden de insanın ahlakıdır.

*Ahlak, insanla birlikte yaratılmıştır. Ahlak tabiat-üstüdür ve ahlak insanın hayvani içgüdülerinin sınırlamak için getirilen yasaklar topluluğudur. Ahlak akli olarak izah edilemez, çünkü ahlak işlevsel bir olgu değildir. Ahlak dinden doğmuştur. Ahlak tecrübe ile elde edinilemez. Allah inancı olmadan ve ahiret inancı olmadan ahlaklı davranmak imkansızdır. Allah ve ahiret inancı olmayan insan eninde sonunda ahlakı terk eder, maneviyatı olmayan insanın tek dayanağı madde ve menfaattir, ahlakta ise menfaat asla gözetilmez. Ahlak zamana mekana ve şartlara bağlı değildir.

*Şiir, için eğitime ve tecrübeye ihtiyaç yoktur. Zira şiir içten gelen kalbin bir özelliğidir, insanın ilahi yönüdür ve insanın bir meyvesidir. Şiirin tarihi olmaz, her insan için her daim yeniden başlar ve zamana göre değişir, şiir insanla birlikte doğan bir özelliktir. Şairler tüm tehlikeleri en önde ve ilk sezen kişilerdir.

*Sanat, insanın iç dünyasının malıdır, sanat devamlı bir arayıştır, tecrübe ve bilgi istemez, ayrıca sanat devam eden bir iş değildir, her sanat yapıtı yeniden başlamak zorundadır, her yapıt tektir, benzer sanat olmaz, O olsa olsa kopya olur. Sanat idrakle olandır. Sanatta tekamül olmaz, her defasından sıfırdan başlar, sanatın amacı güzeli bulmak değildir, yalana karşı gerçeği ortaya koymaktır. Sanat ahireti ispat etmeye çalışır. Sanat sadece insana ait bir özelliktir ve insanla birlikte doğmuştur.

*Hayat, biyoloji, psikoloji, kimya veya fizikle açıklanamaz, hayat bir sırdır ve mucizedir, hayat her yerde ve her zaman biri birinde bağımsız olan tabiat ile kültürün iç içe işlemesi ve beraber işletilmesi ile ortaya çıkar. Dolayısıyla her insan için özeldir ve tektir. Yaratıcı insanın tabiat içinde bedenlenmesini isterken kültürü ise semada göndermiştir. Dolayısıyla insan doğduktan sonra bedenini ve bilincini kullanarak kendi hayatını kurar ve idame ettirir.

*Yukarıdaki özelliklerin hepsi insanın şahsiyetini oluşturur ve her insan için tektir. Şahsiyet insandan başka bir varlıkta yoktur, bu sebeple şahsiyet tabiatta bulunmaz ve inşa edilemez, tekamül etmez ve tekrar edilemez, şahsiyeti olmayan varlıklar hür değildir, oysa insan hür bir varlıktır. İnsan tekamül etmez bu imkansızdır. Sadece insanın bedeni tekamül eder, ancak bedenin ana varlık sebebi insanın başını taşımak içindir, her şey insanın başındadır, bundan dolayıdır ki en eski uygarlıklarda dahi insanın sadece baş kısmı çizilmiştir ve resmedilmiştir. Sonuç olarak insan materyalizmin iddia ettiği gibi zeki bir hayvan değildir, olsa olsa hiç bir varlıkta olmayan şahsiyet sahibi ve hayvan olmayı asla kabul etmeyen bir hayvandır. Dik yürümek ve konuşmak insanı hayvandan ayırmaz, tek ayırıcı özellik insanın maneviyattır, yani şahsiyettir.

Kainatın en yüksek hakikatı İnsanın yaratılış hikayesidir. Dolayısıyla insanın yok olduğu bir düzen yani ütopya kurulamaz,

Şimdi Ütopya olarak adlandırılan dünya cenneti hayalinin ne olduğuna kısaca bakalım;

ÜTOPYA NEDİR

Ütopya fikri ile Platon’un Devlet adlı kitabında, Thomos More’nin ütopya adası hayalinde, Fourier, Robert Owen ve Marks gibi yazarların kitaplarında karşılaşıyoruz

Ancak,

Ütopya hayali, Hristiyanlığa karşı bir alternatif olarak ilk defa 1600 yıllarında Rahip Tommaso Campanella tarafında yazılan “güneş ülkesi” adlı kitap ile ortaya konulmuştur.

Ortaya konan ütopya sisteminde, insan fert olarak yoktur, insanın iç hürriyeti kabul edilmez yasaktır, toplum ve toplumun tabi olduğu düzen vardır, beğeni ya da beğenmezlik olamaz, iyi ya da kötü yoktur, her bir şey bir plan ve çizelge ve maddi menfaat üzerindedir, seyahat etmek resmi makamların izni ile mümkündür. Ütopyada aile kurumu olmayacaktır, çocuk doğurmak tam bir tarımsal üretim olarak kabul edilmiştir, duygusallık yoktur, ruhi istekler ve hevesler olmaz, herkes düzenin istediği fonksiyonu yerine getirmek zorundadır, aşk yasaktır, hazcılık ve fuhuş serbesttir, yani maneviyatın olmadığı mekaniksel bir yaşam geçerlidir.

Ütopyada insanın saygınlığı bir hiçtir ve reddedilir, önemli olan Dünyadır, Halbuki iyilikte kötülükte insanın içindedir ve bu onun bir yaratılış özelliğidir, hangisini ne zaman, nerede ve nasıl kullanacağı iradesi ’de insanın kendisine verilmiştir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun, insan kendisi dışında bir başka sistem ya da insanın sırf iyilik olsa dahi empoze ettiği hiçbir şeyi kabul etmez, sadece kendi içinde kendisini iyiye ya da kötüye yönlendirir.

Ütopyada arkadaşlık, akrabalık ve komşuluk olmaz, insanlar sosyal yaşamını iş-bölümüne, üretim ve tüketim çizelgelerine göre düzenler. Ütopyada sevgi, üzüntü yani ruh yoktur sadece çizelgeye göre görev yapan sistemin kulları vardır.

Ütopyada insan sadece akıllı/zeki bir hayvandır, böyle kabul edilir, insanın iç hürriyeti, şahsiyeti ve yaratılmış olması asla kabul edilmez, bu yüzden ütopya ateistlerin inandığı bir sistemdir. Ateistler insanı bir makine olarak kullanmak istiyor insanın yaratılışı hatta ölümü kendilerine bağlı olsun istiyor, işte bu sebeple ütopyaya inanlar Allah’a karşı tutum alıyorlar ve kendilerini Allah’a rakip olarak görüyorlar.

Ütopyada, Dünya hakimiyeti vardır, ahiret ve yaratıcı yoktur insan sadece bir noktadır, Dünya ise en büyüktür, oysa Allah insanın en büyük olmasını istiyor. İnsan her şeyin üstünde yaratılmış ve tüm sistemi buna göre kurmuştur dolayısıyla insanı ve kurulmuş sistemi değiştirmek imkansızdır. İnsanı yok sayan ütopya ancak robotların teşkil ettiği yerde olabilir düşünen varlıkların olduğu yerde buna asla müsaade edilmez.

Ütopyanın kurulması için insanı insan yapan yaratılış özelliklerinin tamamının yok edilmesi gerekir. Bu yapılmadan ütopya kurulamaz. Marksistler bunu dünyanın birkaç yerinde denediler ancak hepsi de patır, patır patladı. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın, Rıza Çubuk.

a

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…