DERİN DÜNYA SEYAHATİ-8

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-8

UYGARLIĞI İNSANIN DÜŞMANI YAPAN KÜRESELCİLER

Uygarlığın direksiyonunu ve şifrelerin ele geçirmiş olan küreselciler, bunu kendi malı sayıp insanlığa karşı kullanmaktadır. Hâlbuki uygarlık tüm insanlığın malıdır ve insanlık için gereklidir, zira insanlık uygarlık yaratmaya mecburidir, bunun tersi mümkün değildir, ancak uygarlığın insanlığa faydalı olması için hümanizmle /insanın özü ile birlikte yürümesi gereklidir. İşte tam burada küreselciler devreye girerek kültürü, ahlakı, sanatı, şiiri, müziği, tiyatroyu, resmi, fotoğrafı, edebiyatı, dini, vicdanı, dramı, ananeleri ve aileyi gereksiz görerek, geriye itmektedir ve (Yani insanın özünü reddederek) reddetmektedir, mutluluğun ve her şeye çözümün ise “sadece uygarlıkta, ilimde, teknikte” olduğunu, bütün gücü ile insanlara yayıyor ve yaymaya devam ediyorlar.

Çünkü, küreselcilere göre her şey bu dünyadadır, başka bir dünya yoktur onlara göre ve şöyle bir hesap yapıyorlar, her şeyi ezip geçelim ve kendi cennetimizi bu dünyada kendimiz kuralım bu ise ancak diğer insanları kandırarak kendimize köle yaparsak mümkün olabilir. İşte bu temel konu için insanları uygarlığın getirdiği maddi olanaklar ile kandırmaya çalışıyorlar.

Uygarlığın öncü gücü olan ilim, genel olarak her gün biraz daha sesini yükselterek, şöyle diyor; “maneviyatı olan, özgür ruhu olan ve ahlakı olan, insan diye bir şey yoktur, var olan insanlar ise tabiatın çocuklarıdır, bu iddia tam olarak bir maddiyatçı Yahudi iddiasıdır. Eski Ahit olarak anılan M.Ö. ki Yahudi kitaplarına dayandırılan bu maddiyatçı, maddeci, ateist, materyalist ütopyacı likitçi, gizemci, astopolitikçi, Babilci, Hermetikçi, küreselci, armagedoncu, mehdici ve mesihci teorilere göre insanın yaratılmadığını, insan bir tarımsal üretimidir diyorlar. Bu ise küreselcilerin işine geliyor.

Hâlbuki, insan “kalu bela’dan” yani (İnsanın Allah’a sen bizim rabbimizsin dediği an) bilinmez bir zamanında beri vardır ve yaratılmıştır, yaratılmayan insanın ruhu, hissi, ahlakı, vicdanı yani şahsiyeti olamaz. Yani şahsiyet yoksa insanda yok demektir, insanın şahsiyeti ise sadece yaratılabilir, başka türlü şahsiyet asla tesis edilemez, bu mümkün değildir.

İnsan hayat demektir, hayat denen mucize ve sır ise, sadece yaratıcının, gökleri ve yeri yaratmadan önce yazdığı ve sadece onun katında bulunan kitapta, yani “Levh-i mahfuzda” saklıdır. O kitapta yazılı olanları sadece, Yaratıcı siler yâda sabit bırakır. Dolayısıyla hayatın ne olduğunu nasıl işlediğini ve ileride ne olacağını Allah’dan başkası asla bilemez yada değiştiremez.

Küreselcilerin iddia ettiği gibi, uygarlığın öncü gücü olan İlimin getirdiği zenginliğin, tek başına insanı mutlu etmesi imkânsızdır. Buna rağmen, insanlık yaşarken en çok aradığı ve en başa koyduğu “mutluluğu” günümüzde küreselcilerin baskın etkisi ile uygarlıkta, zenginlikte, konforda, tüketimde, şehvette, sekste ve zevkte, aramaktadır, ancak günümüzün yolunun, arayışının, yanlışlığının ve kandırılmışlığının tam olarak anlaşıldığı gün insanlık adeta sukutu hayale uğrayacaktır. İlimin insanın şahsiyeti hakkındaki tüm iddiaları tamamen yalandır. İlim şimdiye kadar hayatın en ufak bir noktasının dahi izah edememiştir, etmesi de mümkün değildir, (CERN denen deli dairesinde aradıkları ise, Yahudi yazarlara göre “Madde Tanrının cismidir” görüşüne inanmaları ve İngiliz kraliyet astronomi derneğinin yetkililerince, ortaya atılan hayat kesinlikle bu dünyanın dışında gelmiştir yani insan tabiatın çocuğu değildir. O halde hayat başka bir yerden dünyaya toz olarak gelmiştir, varsayımdan başkası değildir.) Doğru olan ise, dinlerin insanlara anlattığıdır, insan tabiatın çocuğu değildir ve tekamül etmemiştir, (Öyle olsa idi insanın şahsiyeti olmazdı,) insan sadece yaratılmıştır ve dünya yüzüne indirilmiştir, işte doğru olan budur, çünkü şahsiyet sadece yaratılabilen bir şeydir, bunu da sadece Allah yaratabilir.

Küreselciler uygarlığın ilim gücü ile her şeye çözüm bulacaklarını ve dünyada kendilerine göre bir cennet inşa edeceklerini hayal ediyorlar. Hayal ettikleri dünya cennetinin temelinde ise sadece “üretim, tüketim ve dağıtım” vardır. Bunun için dünyada yeni bir düzen “Yeni Dünya Düzeni” kurarak insanları istedikleri gibi rapta zapta sokacaklarını sanıyorlar. Halbuki insan, öngörülemezdir, tekrarlanamazdır, kıyaslanamazdır, emsalsizdir, açıkalamazdır, insanlık her türlü sistemden iğrenir ve ona karşı direnir, insan tüm tahminlerin sınırları dışındadır ve insan gem vurulamaz bir varlıktır. Çünkü Allah her insanı kendine özel şahsiyetine haiz olarak, yani hür olarak yaratmıştır. Hiç bir insanın şahsiyeti, başka bir insanın şahsiyetine asla benzemez, tıpkı parmak izi gibi dir.

İNSANLIĞI TOPTAN YOK ETMEDEN ÜTOPYA İMKANSIZDIR

Küreselciler insanlığı toptan yok etmeden, dünyadaki ütopyalarını gerçekleştirmeleri mümkün değildir, çünkü insanlık yaratıldığından (bilinmez bir zamanından) bu yana tüm mekanizmalara, yönetimlere ve yapılara uymamıştır, hiç bir yönetimin baskısı ile disiplinini kabul etmemiştir, bundan sonrada kabul etmeyecektir.

Buna rağmen,

Küreselciler, sevgisi olmayan, sezgisi olmayan, heyecan duymayan, hayret etmeyen, hayranlık duymayan, meraksız, seçim ve tercih yapmayan, yiğitlik hissi olmayan, haysiyeti olmayan, şerefi olmayan, romantik olmayan, aşık olmayan, özel üslubu olmayan, şahsiyeti olmayan, hür davranmayan ve sürüye alışkın bir insan tipinin olabileceğine inanıyorlar yada öyle iddia ediyorlar.

Zaten küreselcilere göre insan şahsiyetsizdir, insanlar bir sürüdür, insan ise bu sürünün bir üyesidir. Hâlbuki insanlar daima ve genel olarak ferdi davranmaya meyillidir, sürü içinde yaşamaktan nefret ederler, topluma ise sosyal gerekçelerle mecburen üyedirler. Ayrıca insan raptı zapta girmez ve daima kanunları ve kuralları ihlal etme yönelişi içindedir, zira her insan kendine has şahsiyete haizdir, serbesttir ve hürdür.  

Küreselciler insanları raptı zapta alıp köle yaparak kendi cennet ütopyalarını gerçekleştiremezlerse, laboratuvarlarda tek tip insan üreteceklerine inanıyorlar, böylece kendilerine uygun bir dünya kuracaklarını sanıyorlar, O’da olmazsa, O takdirde insanlığı toptan yok edip, kendi ütopyalarına uygun mekanik köleler ve yapay zekalı robotlar üretmeyi planlıyorlar,

TEHLİKE HALİNE GETİRİLEN EFSANENİN YIKILMASI MECBURİDİR

Uygarlık insanlığa gereklidir, ancak uygarlığın zararlı olmaması için hümanizm /insanın özü ile birlikte yürümesi ve dengelenmesi gereklidir. Bu birlikteliği ve dengeyi bozan ise uygarlığın günümüzde efsaneleştirilmiş olması, her şeyden üstünde tutularak, her şeyin önüne alınmış olmasıdır. İnsanlığın gelecek bekası için tek çare olarak görülen, aslında ise; Tam olarak sahte ve tehlikeli olan uygarlık efsanesi yıkılmazsa, insanlığın geleceği katran karası olacağa, dünya ise, üstü açık sınırsız tımarhane, tam bir cinayet okyanusu ve insan kanı akıtan vahşet deresi olacağa benziyor. Bu sahte ve tehlikeli efsane ise; Ancak, Dinler, kültür, adalet, sanat, ahlak, şiir, müzik, edebiyat, tiyatro, vicdan, söz, fotoğraf, resim, ananeler, aile, hasretler, aşklar, sorumluluk duygusu ve özgürlük ile yıkabilecektir.   

Uygarlık tek başına olunca, insanlığa tüketimi, tatminsizliği ve ihtirası telkin etmektedir, aslında ve gerçek olan ise, “insanın ihtiyaçları sınırlıdır, sınırsız olan ise ihtiraslardır.” İşte bu ihtirasları ve ihtiyaçları dengelemek için, ahlaka, dine, vicdana, ananelere, aileye, edebiyata, sanata, şiire, drama, adalete ve ruha, yani insanın özüne ihtiyaç vardır, küreselciler insanlığın manevi özünü yok sayıyorlar ve yok etmek istiyorlar, insanlık ise sorumluluğu gereğince, bu dengeyi ayakta tutmak zorundadır.

Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın, Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…