DERİN DÜNYA SEYAHATİ-3

DERİN DÜNYA SEYAHATİ-3

BÖLÜCÜLÜĞÜN FAYDALARI / GAYESİ
Her gün yaşayıp gördüğümüz gibi, Kainatın her ne varsa hepsi de tek organizmadan meydana gelmiştir, evrendeki her varlık mekan olarak ve biçim olarak yâda fonksiyon olarak biri birinde farklı olsalar ’da bunların hepsi birbirinden kopmaz ve bölünmez bir bütünün parçalarıdır.

Yeryüzünde hangi konuyu ele alırsanız alın, işlerin büyük çoğunluğu birlik/çokluk gerektirir, kişilerin tek başına yaptığı işler çok azdır ki; Tek başına yapılan işler bile beraberce yapılacak /yaşanacak hayat için yapılır, yani birlik, bircilik, bütüncüllük kâinattaki her şeyin temelidir ve mihveridir. Zira,

Birlik olmak uyumluluk/ barış demektir.

Dünyada her şey, bir şekli ile beraber hareket ederler, birlik /bütünlük dairesinde bulunan parçalardan herhangi birisi, bütün ile olan ilişkisini/ iletişimini koparıp mekanizmanın dışına çıkarsa /çıkmak isterse, O var olma/ yaşama kabiliyetini kaybeder.

Toplumda/ ortak akılda, kopan/ kopmak isteyen, her kim olursa olsun, yolunu kaybeder ve tam bir çıkmaza saplanır.

Zira;
Tarih göstermiştir ki, insanlar birlik yerine, bireysel hareket ettikleri dönemlerde, her zaman doğru yolu kaybetmişlerdir, bu durum apaşikar ortadadır. Çünkü nerede bireysellik varsa, orada çatışma vardır ve düşmanlık vardır.

Kendi hayatınızda bunu deneyebilirsiniz!
Birlik olma mecburiyetini özgürlükle karıştırılmaması gerekir. Çünkü özgürlük bir bütün/ birlik dairesindedir, asla değişmez ve kaybolmaz, sadece hareket halindedir, zamanın ve mekânın değişimlerine göre yeniden kuşanarak, konumunun günceller. Özgürlüğün dışındaki her şey hem hareket halindedir ve hem’ de daima bir değişim /devinim ve oluş içindedir.

Sonuç olarak, Kâinattaki her şey bir uzviyette doğmuştur, dolayısıyla her şey, biri birine bağlıdır, aynen matematikte olduğu gibi tüm sayılar “bir” sayısında doğmuştur ve tüm sayılar biri birine bağlıdır.
Kâinat, tarih, hayat, coğrafya, insanlık ve daha her ne varsa, hepsi bir bütünün parçalarıdır, işte o bütünü meydana getiren, bunlara ruh verip, beden verip, canlandıran ve ışık verip aydınlatan bir ve mutlak olan yaratıcıdır.
Hayatımızda her gün yaşadığımız gibi, mutluluk, barış, güzellik, adalet, sevgi, sağlık ve selametin anası birliktir, dolayısıyla insanlığın evrensel ana yolunun adı ’da birlik ve bütünlüktür.

Peki lakin;
Yaratılış, hal, çıkış, kurtuluş ve özgürlük için, birlik olmaya mecbur isek; Neden! İnsanlık parça, parça olmuş ve neden, sürekli bir kan dökücü savaş yürütmektedir? Savaşın kime faydası vardır ve savaşı yürütenlerin gayesi nedir?

Savaşın/bölücülüğün ana sebebi çok açık;
Tarih boyunca, bir kısım insan, elindeki gücü ve serveti kullanarak /dayanarak insanlığın ana yolunda ayrılmıştır, kendilerinin, mavi kanlı olduklarını ((Tanrının ailesinden olduğunu (Tanrının oğlu, kapısı, gözü, uzayda üfürüldükleri tanrı tozu ve gölgesi gibi)) iddia ederek kendileri için özel/ imtiyazlı yol olduğunu, herkese kabul ettirmek istemişlerdir /istiyorlar.
Sözüm ona, bu “mavi kanlılar” kendileri dışında kalan, insan topluluklarına, üstten bakar ve onları yoz bir sürü olarak görmüşler /görürler ve insanlığın ana yolunu beğenmezler. İşte bunlar tarih boyunca yeryüzünde bölücülük yapmışlardır.

Ancak;

Mavi kanlıları da yok edecek yeni bir güç bedenlenmiş durumdadır! “Küreselciler”

Küreselcilerin anası Tapınak Şövalyeleridir, 1313 yılında Fransa kralının ortada kaldırmak istediği Şövalyeler 1789 yılında yeniden sahneye çıktılar ve O günden beri Dünyada bedenlenmeye ve güçlenmeye devam etmekteler. Artık Mavi kanlılarında patronu durumuna gelmişlerdir. Günümüze kadar Mavi kanlılardan Habsburg, Romanov, Capet ve Savoy gibi birçok soy hanedanını yok ettiler.

Artık başa oynuyorlar, dünyanın eski patronları Mavi kanlı soy hanedanları da, şimdiki yeni patron Küreselcilerde, kendilerini üstün sayıyorlar ve büyükleniyorlar, Kur’an bunlara ‘alçak’ diyor. Haddizatında bunlar birer ahlak yoksunudurlar.

Temel gayeleri dünyadaki tüm gücü eline geçirmek, gücü elinde tutmak ve tüm insanlığa hükmetmektir. İşte bunu yapabilmek için kendilerini tanrı ilan etmişler /ediyorlar, işin arka planında ‘derininde’ ise, tek bir amaç vardır; “Mala, mülke, iktidara, hükmetmeye, şehvete ve gücün büyüsüne doymaktır”.

Hedeflerine ulaşmak için neler yapıyorlar;
Öteden beri gelen, çağımızın bölücüleri, önce toplulukların ve ulus devletlerin ekonomilerini parçalayıp, dünyaya, umutsuzluk yayıyorlar.

Bunu nasıl mı? Yapıyorlar!
Ülkelerin ekonomilerini ele geçirmek için öncelikle kooperatifçiliğe saldırıyorlar ve kooperatifleri yok ediyorlar, yerine şirketleşmeyi teşvik ediyorlar ve bunu gerçekleştiriyorlar, çünkü kooperatifler geniş halk kitlelerinin söz sahibi olduğu bir sistem olduğundan, dışarıdan hükmetmek yada ele geçirmek /dağıtmak çok zordur. Ama şirket dediğin ne ki, iki saate ele geçirebilirsin, altı ayda tamamen ortadan kaldırabilirsin, bunun için bir devir senedi ve bazı bürokratik işlemler yeterde artar!

Zaten;
Borsa, adı altında adalet /insanlık dışı bir söğüşleme sistem kurdular, şirketlerin hisselerini bu düzenbazlık sistemi içinde alıp satıyorlar, istedikleri her an ülkelerin ekonomilerini, bu hilebazlık sistemi ile ele geçirebilirler yâda çökertebilirler.
İşte bunun için örneğin, Türkiye’de, Çukobirlik, Fiskobirlik, Kayısı birlik ve Pancar birlik gibi büyük kooperatifleri yok ettiler, yok etme daha küçük kooperatiflere doğru hızla gelmektedir. Şirketleştirmenin arka planındaki “derin” amaç, ulus devletlerin ekonomilerini ele geçirme planıdır, diğer bir deyişle, amaç, toplulukların gücünü zayıflatmak ve direnişleri kırmaktır, zaten birçok devletin ve toplulukların gücünü kırıp ele geçirmiş durumdalar.

Bu ve buna benzer çökertme planlarının alt yapısı, şöyle işlemektedir; Önce Komünizm dinsizliktir yayınını yaptılar /yapıyorlar, sonra Kooperatifçilik bir komünist icadıdır yayınını yaptılar /yapıyorlar, sonra kooperatifçilik hantallıktır, zaten dinsiz komünist icadıydı artık geride kaldı, şimdi modern olan şirketleşmeye geçmeliyiz, çağdaş olmalıyız yayınları yaptılar/ yapıyorlar ve geniş halk kitlelerini dumura uğratıp ekonomik gücünü darma dağın ettiler.

Görüldüğü gibi önce “düşman sembol” uyduruyorlar /oluşturuyorlar, sonra sözüm ona bu kötü “sembolleri” kullanarak toplumları istedikleri gibi ikna ediyorlar. Onların amacı asla, komünizmi kötülemek değildir, öyle olsa Rusya’daki sakat devlet komünizmini finanse ederler miydi? yada Çin’deki sakat şirketler sosyalizmini finanse ederler miydi? Haddizatında onların önündeki en büyük engel dindir/ İslam’dır, onlar bunu biliyorlar ve İslam’ı listenin en sonuna saklıyorlar.

Siyasi olarak, Dünyanın neresinde bir ayrılık varsa onu kaşıyarak iyice kızıştırıyorlar, bunu yaparken demokrasi var herkes özgürdür her istediğini söyleme /yapma hakkı vardır diyorlar, ama unutmayın onların amacı demokrasi ve özgürlük değildir. Onların amacı tüm ayrılıkları kaşıyarak çatışmaları yoğunlaştırmak cepheleşmeleri mümkün olduğunca çoğaltmaktır, “Dikkat” burada ise ikna yöntemi olarak “iyi sembolleri” kalkan olarak kullanıyorlar, aynen “Muaviye’nin Sıffin savaşında yaptığı gibi” yapıyorlar. Nihayetinde amaç, tüm siyasi birlikleri yok edip, insanlığı siyasi olarak tamamen etkisiz kılacak, vurdumduymaz bireyler haline getirmektir.

Mezhep konusunda, yeryüzünde zayıflamış yâda yok olmaya yüz tutmuş, tüm mezheplere yardım ve destek veriyorlar, onları yeniden canlandırıyorlar, güçlendiriyorlar, böylece güçlü olan diğer mezheplerle çatışacak seviyeye getirmeye çalışıyorlar,

Tarikatların ortasına dalmışlar, önce mevcut tarikatlara doğum yaptırıyorlar, tarikat içinde tarikat çıkıyor, böylece tarikat sayısını arttırmaya çalışıyorlar, mezhep ve tarikat cephelerini mümkün olduğunca çoğaltmaya çalışıyorlar. Mezhep ve tarikat cepheleri ne kadar çok olursa parçalanmada O nispette çoğalacak ve çatışmalar daha da kızışacaktır. Onların istediği tamda budur.
Tarikat çoğaltma ve çatıştırma konusunda, ellerinde bir “Endülüs” deneyimi vardır, (Endülüs de önce tarikatları çoğalttılar sonra biri birine kırdırdılar ve yok ettiler)bu konuda oldukça rahatlar. Yeni bir deneme /sınama yapmalarına gerek yoktur.

Irk konusunda, zaten öteden beri parçalanmalar düşmanlıklar ve çatışmalar hız kesmeden açıktan, ya da alttan alta devam etmektedir, bu konuda da gayet rahatlar çünkü oldukça tecrübe edinmiş durumdalar.

Zeka darbesi ve Zeka bekası: Dünyada hangi millet genç, dinamik ve zeki bir kuşak yetiştirirse hemen oraya çöküp önce ekonomik, siyasi, etnik yada mezhepsel iç savaş çıkartıyorlar, gençleri biri birine kırdırıyorlar, sonrada darbe yaparak geri kalanların bir kısmını işkence hanelerde, bir kısmını darağaçlarında yok ediyorlar geri kalanları ise hapishanelerde çürütüp etkisiz hale getiriyorlar, böylece kendilerinden başka düşünen insan istemiyorlar, ülkeleri zeka bekasına uğratıyorlar,koca bir ülke düşünemez ve analiz yapamaz hale getiriliyor. Türkiye’de 1960,70 ve 80 darbelerinin ana amacı budur. Bildiğiniz gibi ülkemiz bunun acısını halen çekmektedir. Sizce de öyle değil mi?

Dünyanın düşünmesin diye şimdi de dört bin yıllık pagan dili olan ve şimdi emoji dedikleri sembolleri dünya dili olarak imal etmek peşindeler. İnsanların dili kalkınca düşüncede kalkar düşünce kalkınca hakikat kaybolur, E zaten istedikleri bu işte.

Günümüzde sıra aile yapılarını dağıtmaya gelip dayanmıştır, artık aile yapılarına saldırıyorlar, çekirdek aile yapılarını parçalamak için, cins, cinsiyet, cinsellik, bireysel özgürlük yalanı ve egoizmi gibi sembolleri kullanıyorlar, cinsler arasında eşitlik olmalı sembolünü kullanarak, kadın ve erkekleri sürekli çatıştırmaya var gücü ile çalışıyorlar.
Bunun için önce aileleri ekonomik dar boğaza sürüklüyorlar, yâda kötü alışkanlıklara sürüklüyorlar, bekarları altan alta fuhşa teşvik ediyorlar, sonra aile içinde çatışmaları, cinayetleri, özellikle boşanmaları, daha da hızlandırmaya ve çoğaltmaya gayret ediyorlar.

Hâlbuki yeryüzünde herkes sosyal olarak, manevi olarak, haklar olarak ve biçimsel olarak eşittir, ancak biyolojik olarak erkekler ve kadınlar, biri birinde farklıdır, yüzde yüz eşit değiller, çünkü fonksiyonları farklıdır.
Örneğin, İnsanlar biçimsel olarak eşit olduğu için adalet, bir elbise dağıtımı kararı verirken gözünü kapatır ve herkesin elbise almasına karar verir, ancak insanlar fonksiyonel olarak eşit olmadıkları için, aynı adalet bu safhada gözünü açarak herkesin beden numarasına göre elbise almasına karar verir, çünkü herkesin beden numarası farklıdır. Bu örnek de de görüldüğü gibi  eşitliği tek kalem ve tek düzlem olarak düşünemeyiz, aksi halde bölücülerin tuzağına düşeriz ve ailemiz içinde biri birimize düşman oluruz.

Zaten, Dünya karşıtı olan bu pozitivist/likit/küreselci bölücüler aile yapısını yaralayıp insanlığı toptan depresyon belası ile cezalandırmışlardır. Böylece geçmişte insanlık tarafında yıkılan Mısır Firavunizminin, Roma paganizminin, Yahudi kabalizminin, Pers kisracılığının ve Olimpos tanrılığının öcünü insanlıktan almışlardır.

Sırada bekleyen son engel din konusudur “İslam’dır”, İslam’ın dışındaki diğer dinleri büyük oranda ele geçirmiş durumdalar, ancak İslam’a yapacakları topyekûn saldırıyı en sona saklıyorlar, Çünkü diğer engelleri aştıktan sonran İslam’a saldırıyı daha güçlü ve daha planlı yapabileceklerini hesaplıyorlar, böylelikle, İslam’ı alt edebileceklerini sanıyorlar.
Şu bilinmelidir ki, İslam demek, insanın ruhudur, ruh içine yerleştirilmiş vicdandır ve vicdana yerleştirilmiş özgürlüktür. Sonuçta insanlık özgürlüğünden canı pahasına dahi vaz geçemez, özgürlük, Allah inancı ile elde edilebilen, histir ve yaşama ilacıdır. Allah inancını kaybeden her kişi, özgürlüğünü de kaybeder, bu tartışmasızdır.

İslam’ın dışında kalan hiçbir dinde, Allah inancı tek değildir. Çünkü Allah ile kendi aralarına bir aracı koymuşlardır, işte ondan dolayıdır ki, özgür değildirler. Bu durumu bilen çağımızın pozitivist/likit/küreselci/anti dünyacı/globalist/bölücüler, özgür olmayan bu ruhları ele geçirmiş durumdalar.

Ancak;

İslam’ı, yani aracısız Allah inancı olan özgür ruhları ele geçiremeyeceklerini de biliyorlar, işte bundan dolayıdır ki, İslam’ı kendileri için en büyük düşman sayıyorlar, dolayısıyla da zayıflatmak için bütün savaşları, İslam coğrafyalarında çıkartıyorlar ve sürdürüyorlar.

Bölücüler önlerindeki tüm engelleri yıksa bile İslam/özgürlük engelini aşamayacaklardır, İnsanlık vicdanı her sıkıştığında patlayacaktır ve yeryüzünde büyüklük taslayan alçakları yerle bir edecektir, aracısız, Allah inancı olan sağ duyulu herkes bunu bilir ve özgürlüğün/Allah inancının yaşaması için savaş gününe her zaman hazırdırlar.

Bölücüler insanlığı, çağlar boyunca tuzağa düşürerek, her kötülüğü yapabilirler, ancak yeryüzünde tanrılık yapamayacaklardır. Bunu anlamak ve bilmek için, ‘İmaduddin Nesimi’nin’ 1400 yıllarında en yüksek perdede söylediği, şu bir tek sözü dahi yeterlidir. “Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam”.  Diyerek, özgürlüğün insanın içinde olduğunu ve yeryüzünde ağaya /beye /firavuna tabi olmayacağını açıkça söylemiştir. Yani insanların derisini yüzseler dahi, insanlık özgürlüğünde asla vaz geçmeyecektir. Nesimi’nin bu sözü, O dönemde zamanın mavi kanlılarının, şimdi ise küreselcilerin yüreğine bir taş gibi saplanmıştır.

Küreselcilerin Planları nedir, dünyada neler yapmak istiyorlar; İnsanlar üzerinde tam kontrol sağlayacak sistemi kurmak istiyorlar, bu sistemin temelini internet ile attılar, şimdi ise dört sıfır teknoloji geliyor, insanlık ilerliyor, uygarlaşıyor diye insanlığı bir tuzağa çekiyorlar, ‘Blokchain’ yani, blok zincir sistemi, insanları bir zincir halkaları gibi biri birine bağlamak dedikleri sistemdir.

Bu sistemi kurarak öncelikle kâğıt parayı yok edecekler ve herkesin harcamasını yani cüzdanını ellerine alacaklar, onlar isterlerse sistemi kapatacaklar ve siz harcama yapamayacaksınız, yani paranız olsa dahi harcayamayacaksınız, Pasaportları yok edecekler, pasaportunuz yüzünüzün tanımı, gözünüzün tanımı yâda parmak iziniz olacak, (Bu sistemi hava alanlarına kurmaya başladılar) böylelikle her adımınız bilgisayara bağlı olacak, sizi adım adım takip edecekler, onlar isterlerse sizin seyahatinizi engelleyeceklerdir.

Sağlık sistemini tamamen takip kontrolüne alacaklar ve her an takip altında olacaksınız, Çin’de olduğu gibi çocuk yapmanıza sınır getireceklerdir, isterlerse size çocuk yapmayı yasaklayacaklardır, yani soyunuzu kurutmak kararı onların elinde olacaktır ve bu kanuni bir hal olacaktır. Çocuğunuzla yaşamanıza izin ve imkân vermeyecekler, çünkü onlar çocukları çocuk seralarında /fabrikalarında tek tip yetiştirmeyi planlıyorlar. Bu konuda geçmişte Rusya’da, Romanya’da ve Çin’de kültür devrimi sırasında, deneme sınama çalışması yaptılar, tecrübe edindiler,

İstediğiniz ibadet haneye gidemeyeceksiniz. İnancınızı ve fikrinizi beyan edemeyeceksiniz, siz düşünmeyin, biz sizin yerinize düşünürüz diyecekler. Onlar istemezse bankada kredi alamayacaksınız, okula gidemeyeceksiniz, dünyanın her yerini kamera ile donatıyorlar, biz köye gideriz kurtuluruz diyorsanız nafile, dağların başlarında da kamera olacaktır, her türlü özel bilgileriniz kayıtlı olacak, her türlü mahremiyetiniz ortadan kalkacaktır.

Bunların gerçekleşmesi ise çok uzakta değildir. Çünkü bu konuların çok eskiden beri planlandığı anlaşılmaktadır, fikir alt yapısı ve bilgi alt yapısı çoktan bitmiştir, teknolojik bilgi alt yapısı, ABD/Silikon vadisinde üretilmektedir, Endüstri teknolojisi ise Çin’de üretilmeye devam edilmektedir. Küreselciler Çin’e kapağı Çin devriminde çok önce atmışlardır ve Çin devrimine fiilen ve parasal olarak tam destek vermişlerdir. Şu andaki Çin sermayesinin yarısı New York zenginlerini sermayesidir.

Dünyanın her konuda parça parça olmasını ve tepesinde de, tam hakim bir firavun olarak, kendilerinin olmasını istiyorlar. Bu planı gerçekleştirmek için büyük devletleri zaten ele geçirmişler, diğer devletleri ise borçlandırarak ve ekonomilerini çökertip ele geçirmeyi planlıyorlar, işte şirketleşme istemelerinin ana sebebi budur. Devletlere ve topraklara borçları sebebi ile el koyacaklar.

Sonuç olarak planladıkları sistem, sözüm ona uygar bilgi temeline oturtulmuş, modern görünümlü, tam bir, kanlı /ahlaksız /sözsüz /vicdansız /adaletsiz /insafsız /tabiatsız kölelik düzenidir, bu defa ki geçmişte olduğu gibi, paçadan yakalamak şeklinde değil, tam gırtlağında yakalama olacaktır ve arkadan gelen geliştirdikleri teknoloji ise, insanlığın darağacına çekilmeden önce tutulacağı hapishane binası olacaktır.

Nihayet planladıkları son teknolojiyi ürettikten sonra ise, kalemi kırarak, infaz safhasına geçilecektir, infaz savcısı elinde dosya ile ve yanında cellatla gelerek insanlığın boynuna yağlı ilmeği geçirerek idamı gerçekleştirecektir. Bu infazdan sonra soy kırımı /ırk kırımı ve toptan katliam, yani dünyayı mezbaha çevirmeyi planlıyorlar ve sonrada üstün insan ırkı yaratma ideallerini gerçekleştirebileceklerini düşünüyorlar.

An itibarı ile ne yapıyorlar; Dünyanın yeni patronu olan, pozitivist/ likit/ anti dünyacı / kıyametçi/ globalist küreselciler artık arı ırklardan kurtulmak istiyorlar bunun içinde dünyada mülteciliği çoğaltmak istiyorlar, böylece ari ırkların homojenliğini bozup ağırlığını kırmak istiyorlar, ayrıca ari ırkın ağırlığı kalmayınca artık mavi kanlı hanedanlarından bir anlamı kalmayacaktır, diğer yandan mavi kanlı soy hanedanlarına karşı açıktan savaş yürütmektedirler, son Cemal Kaşıkçı cinayeti bu bağlamda Küreselcilerin yaptığı bir cinayettir.  Cemal Kaşıkçı’ nın Saati ve Gözlüğü Sultanahmet meydanına atılmıştır, bununla Birleşik krallık, Rusya ve Türkiye’ye, biz Horus’un gözü olarak Sultanahmet meydanında Obeliks taşının tepesinde sizi gözlüyoruz demek istiyorlar. Mesajları budur işte.

Tek çözüm Kur’an’ı Kerim’de bildirilmiştir! Şöyle buyrulmuştur; “Bundan sonra peygamber/kurtarıcı gelmeyecektir ve tek çözüm; Kur’an’ı iyi anlayın, bilinçlenin, sonra birlik olun”

Pekâlâ, kim bunlar; Bunların eski adı, Antik Mısır’da/Firavun, Antik Roma’da/İmparator, Persiya’da/Kisra, Babil’de/Kral, Rusya’da/Çar, Eski Almanya’da/Kayzer, İsrail’de/şövalye ve Doğuda/Haşhaşi idi,

1789 Fransız ihtilalinden sonraki/şimdiki adı ise Küreselcidir, ortalıkta pek gözükmezler ve tanınmazlar, Wall Street lisanında bunların lakapları eke ve babo dur, Dünya varlığının yarısının sahibidirler, piyasada bin kadar holding ve yüz elli kadar finans şirketleri vardır, Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazı – “Derin dünya seyahati-4” olarak devam edecektir.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…