KORKU SEYAHATİ-1

KORKU SEYAHATİ-1

KORKU SEYAHATİ

Hayatta, ya seyahat ederken, ya sosyal bir ortamda yada buna benzer yerlerde, bir çok insanla ilk defa karşılaşırız, tanışır ve onlarla sohbet ederiz., daha önce herhangi bir alışverişimiz olmayan bu insanlarla sohbet ederken iyiliğin, güvenin ve hayatın hazzını yaşarız ve onun zirvesine varırız. Şu dünyada ne kadar güzel insanlar varmış diyerek, kendinizle kıyasa durduğumda kendi kendimize, eksiklerimi tamamlamaya ve yanlışlarımı düzeltmeye söz veririz…

Diğer yanda çevrenizdeki insanlara kıyasa durduğumuzda, çevremizde O kadar’da iyi insanlar olmadığını düşünürüz. Ancak bir zaman sonra, daha önce hiç alışveriş yapmadığımız bu insanlarında genel olarak bize benzediğini öğreniriz ve anlarız ki, alışveriş insanı çok değiştirmektedir, renkten renge geçirmektedir ve olmadık yollara göndermektedir. Bu duruma, bir çoğumuz geçim dünyası diyerek geçeriz… Bir çoğumuz da zalim dünya diyerek bir sorumlu bulmaya çalışırız… Yada kendimizin dışındakilerini kıyasıya eleştirerek kendimizi temize havale ederiz…

Dünya geneline baktığımızda, insanlığın, merhameti, vicdanı, ahlakı, adaleti ve hukuku, bir kenara bıraktığını, savaşların, işgallerin, mafyalaşmanın, baronlaşmanın, çeteleşmenin ve bireyselleşmenin, yükseldiğini, görüyoruz. İnsanların ikiyüzlülük, kaygı ve korkaklık içine yaşadığını, mahşeri vicdanın kaybolduğunu her halimizle ortaya koyar olduk. Tarihsel seyahatimizin sonunda, insanlığın, dimağı donmuştur, aklı devre dışıdır, adeta bir hiçlik karanlığında sessizce debelenmektedir…

Buna karşılık ve her şeye rağmen, “mahşeri vicdan” ne kadar pas tutmuş olursa olsun, insanlık var oldukça asla ölmeyeceğini ve her sıkıştığında patlayarak insanlığa yol göstereceğini biliyoruz. Çünkü, vicdan insanın yaratılış özelliğidir, kaynağı ise merhamettir.

Günümüzün yeryüzünde yaşanan bu karanlığın karşısında, vicdanı ayağa kalmış her insan, kendisine şu soruları sormaktadır; İyide, mesele nedir? Ortadan bir alıveriş yokken insanlar çok iyiler, ancak sıra alışverişe geldiğinde çirkin yüzleri belirmektedir ve dünya neden bu durumdadır, yaşadığımız bu zıkkım karanlığın, alışverişle ne gibi bir bağlantısı var? Eğer varsa nasıl? Alışveriş kalkmış olsa yeryüzündeki yaşadığımız tüm zalimlikler yok mu olacaklar?

Neden?

Çünkü!

Çirkinliğin/Kötülüğün anası; İnsanlığın yaşam korkusu haline getirdiği, “açlık ve şehvettir/cinselliktir.” Kötü ahlakın kaynağı ise; dimağı donmuş insanlığın kurtarıcı sandığı ve sığındığı, “bencillik ile egoizmdir,” yeryüzünde işlenen suçlara bir bakın, tamamına yakının temelinde açlık, şehvet, hırs ve hegemonyanın olduğunu görürsünüz.

Peki, ama nerede doğmaktadır bu kötülükler? iyilikte kötülükte insanın içindedir, insan böyle yaratılmıştır, ancak iyilik yapması gerektiği emredilmiştir kötülük yapması halinde cezalandırılacağı bildirilmiştir.

Ancak, kötülük insanın ruhunu ele geçirmişse, Kötülükler insan ilişkilerinde ve alışverişlerinde, kendisini çok çeşitli şekillerde gösterir; küçük şeyler karşısında dahi öfke olup bağırır, mal mülk için hırs olur çıldırır, şehvet olup kabarır, iş paylaşmaya gelince tamah olup insanın gözünü döndürür… Görüldüğü gibi alışverişlerde kötülükler devreye girmekte ve insanı değiştirmektedir, bunların sebepleri nedir, neden hep kaygılar taşımaktadır ve neden zifiri karanlık bir korku tüneline girmiştir. Yere batasıca bu zıkkım karanlıkta, ne zaman ve nasıl çıkacağız?

Şöyle ki;

İnsanoğlu hislerini ve sezgilerini dile getirmek için düşüncesini devreye sokmak zorundadır, düşüncenin kaynağı ise akıldır. İnsanın her türlü faaliyetinde akıl vardır, akıl insan ruhunun bir kuvvetidir. Ancak insanın doğruyu bulması için, aklı tek başına yeterli değildir, insanoğlu bütüncül bir bakış elde edebilmesi  için; aklını, hislerini ve iradesini birlikte kullanması gerekir. Zira gerçek bütündedir.

İnsan yaşamına yön verirken akıl çok önemli. Ancak insanoğlu, yaşadığı toplumun kültür kalıplarına göre akleder ve düşünür. Günümüzün yeryüzüne kalıplarını nakşetmiş olan, Doğu kültürü/aklı ile Batı kültürü/aklı dır. Ancak, bu iki kültür/akıl hep eksik kalmıştır, insanlık bütüncül bir bakışı ve kültürü yaratamamıştır ve sonuçta tam bir katran karanlığına saplanmış durumdadır…

Nasıl mı?

Önce. batı aklına/kültürüne bakalım!

BATI AKLI/KÜLTÜRÜ

Günümüzde geçerli olan, batının kültür normlarını, kapitalist düşünceler, sistemler ve kapitalistler belirleyip yerleştirip topluma yayarak kabul ettirmişlerdir. Kapitalizmin fikir babası olan, Adam Smith Kapitalizmi şöyle tarif etmiştir. Kapitalizmin düşünce temeli, bencillik ve aç gözlülüktür.

Aklını ve düşüncesini tam olarak sarıp sarmalayan bu kapitalist kültür normları, batı toplumlarını, korkunç bir bencillik ve kof bir böbürlenme içine düşürmüştür, sarhoşluk, ahlaksızlık, sömürgecilik zirve yapmış durumdadır, adalet, erdem, insaf ve sevgi yok olmuş, batı insanları, vicdanı kurumuş, ufku kapalı birer varlık halinde, içine ihtiras dolmuş, dışını intikam sarmış, başı boş kurşun gibi dolaşmaktadır.

Alet üreterek insanı mutlu edeceğim, bunun için sadece akıl yeter sanan ve diyen batı, tam olarak maddeye saplanmıştır. Batının, aydınları ruhsuz, din adamları onursuz, devletleri acımasız ve insanlar kötülüklere karşı duyarsız bir vahametin içine düşmüştür. Batı geceleri günah kokar, gündüzleri haram akar, birer kepazelik meydanına dönüşmüştür,

Batıda aşk yoktur, his yoktur, gönül yoktur, sinesi kapkaradır, acıma yolları tamamen kapalıdır. Batı kuru bir akılla sırf alet üretmektedir, elindeki teknoloji ile sömürüye devam etmektedir, sömürgecilikte elde ettiği maddiyatla açgözlülüğünü tatmin etmektedir. Ancak bu aç gözlülük hırsı ve kuru akıl, toplumu şiddetli bir açlık, güvenlik ve yalnız kalma, sıtma tüneline gark eylemiştir, bu korkular toplumu çürütmeye devam etmektedir ve daha da dibe çekmektedir, bu korku sıtmasını damarlarında hisseden batı toplumları, tam bir psikolojik bunalım ve buhran cinneti yaşamaktadır.

Batı toplumunun akıl ve alet bana yeter deyip, tam göbeğine saplandığı maddenin içinde boğulmak üzeredir, dağarcığındaki bireysellik, açgözlülük, hırs ve egoizm onun battığı yerde çıkmasını engellemektedir, aç kalma, esarete düşme ve yalnız kalma korkuları, batı aklının aşksız ürünüdür. Yaratana, tabiata, kainata, insana ve diğer canlılara aşk duymadan, sadece kuru akılla yaşamak, insanı tamamen hayvanlaştırır…

DOĞU AKLI/KÜLTÜRÜ

Günümüzde geçerli olan, doğu’nun kültür normları, yaratana, tabiata ve kainata, karşı duyulan aşktır, hayatın sırrı budur, aklı kullanarak tabiatta kopya çekip alet üretmeye gerek yoktur, çünkü her şey bir mucize ile olabilir, beklemek gerekli yada keramet sahibi insanlarda medet ummak yeterlidir. Yani kendisine verilen maddeyi kullanmayan kullanmayı akletmeyen ve ruhçuluğa ağırlık veren, maddenin etrafında dolaşıp duran, dünyadan kopuk ve ayakları havada olan doğuda, akıl üretime katılmaz, aklı faaliyet dışıdır, insanın kendisine önem verilmez. Her şey tam bir kör kütüğe saplanmıştır, toplum tam bir vahşi yobazlığa boğulmuş durumdadır. İnsanlık düşünmekten ve akdetmekten men edilmiştir. Bu durum doğu toplumlarını batı aletinin kölesi haline getirmiştir.

Halbuki, akılsız aşk insanın gözünü kör eder ve bir divaneye çevirir, doğuda yaşanan da, bundan farklı değildir. Doğu toplumları divaneliği yüzünden Batının sömürgesi ve onun teknolojisinin kölesi olmuştur.

Bu sömürü ve kölelik, doğu toplumunu açlık, yoksulluk, biçare, güçsüz, güvenliksiz ve yalnızlık korkusuna mahkum etmiştir.

Sonuçta, Doğu toplumları da, Batı toplumları da, aynı kaderi paylaşmıştır, her ikiside açlık, güvenlik ve yalnızlık korkusu çukuruna düşmüştür, İşte bu derin korkular insanları alıverişte ve insan ilişkilerinde, gözleri kan çanağına dönmüş, birer kara, sivri, keskin ve saldırgan, zalim, kama, yapmaktadır.

KORKU TÜNELİ

İnsanlık tarihsel yaşamında kendi arasında yeterli birlik sağlayamadığı için, körlükler yaşamıştır, zaman zaman yolunu kaybetmiştir ve gerçeğin yolunu idrak edemeyip gözden kaçırdığı için, doğu aklı ile batı aklının birleştirememiştir, sonuçta kibrin, hırsın, ihtirasın, despotların, küresel sömürgecilerin, ruhçuların ve kuru akılcıların eline/ağına düşmüştür.

Kötülerin eline ve kötülüklerin içine düşen insanoğlu, açlığa ve yoksulluğa mahkum edilmiş, bedeni esir edilerek emeği elinde alınmış ve çeşitli dalaverelerle kandırılmıştır. İşte bu haksızlıklar, keyfilikler, adaletsizlikler ve yalnızlıklar sonucunda aç kalma korkusu ortaya çıkarmıştır. Hâlbuki yer yüzünde herkese yetecek yiyecek fazlası ile vardır. Ruhu köleleştirilmiş insanlık, bu tabiatın bir sahibi olduğunu ve daima devinme içinde olduğuna, tüm canlılar için yiyecek ürettiğine, inanıp gördüğü gün kötüleri yenecek, kötülüklerde kurtulacak ve açlık korkusunu yerle bir edecektir.

Diğer yandan eline düştüğü despotlarca, aşağılanmış, onuru ayaklar altına alınmış, bedensel özgürlüğü elinde alınarak esarete mahkum etmiştir. Despotların boyunduruğuna girerek yaşadığı esir hayatı, can güvenliğini ortadan kaldırmıştır, can güvenliği korkusunu, bir kültür haline getiren insanlık, mertliğin sonuçlarına katlanmayı göze aldığı gün, kaba kuvveti yerle yeksan edecek ve güvenlik korkusunu yenecektir.

İnsanlığın aşamadığı diğer korku ise, ölüm korkusudur. Ölüm korkusunun sebebi insanın yalnız kalmaktan korkmasıdır. Bunun tek çaresi bu evrenin bir sahibi olduğuna ve ahirete inanmaktır, idrak etmektir, yani iman etmekle çözülebilir. İman etmek ve itikat insanı yalnız hissetmekten uzaklaştırır ve kurtarır.

SEYAHATİN SONU

İnsanlık olarak yaşam seyahati ile geldiğimiz bu günün sonunda, dünya toplumunun kültür normlarını yeniden kodlama gücünü ele geçiren, küreselciler, şimdiden insanlığın başına bela olmuştur.

Nasıl mı?

Küreselciler, bireyciliğin, insanlığı sersemletip körleştirdiğini ve aptal yaptığı fark etmişlerdir, bu sebeple bireyselliği “özgürlüktür” paketi içinde tuzaklamış ve onu ellerindeki güçlü basın/medya aracılığı ile güzellemeye devam etmektedirler, diğer yandan dünya artık büyük bir köydür diyerek, ulusal ve bölgesel birlik güçlerini kırıp, dağıtıp, herkesi bireysel yapmaya çalışıyorlar, ayrıca mülteciliği arttırıp tüm toplumsal çimentoları yok etmek istiyorlar. Bunun için büyük paralar harcıyorlar, birlik olmak yada bütüncü düşünmek küreselcilerin zararınadır.

Sürekli korku üretip, kaygıları daha da arttırmaya çalışıyorlar, böylece insanları toptan diz çöktürüp toptan teslim almaya ve tam hakimiyet sağlamaya çalışıyorlar.

Günümüzün, Firavunu olan bu vatansız küreselcilere teslim olmamak için, korkuları alt etmek ve mutlak özgürlüğü elde etmek gerekiyor, bunun için kendimizi eğitmek ve tüm ön yargılarımızdan sıyrılmamız gerekiyor, Adalet, hak, söz/namus ve iyilik için birlikte çalışmamız gerekiyor, zorlukları yenmek için birlikte mücadele etmemiz gerekiyor, zorbalıklara karşı direniş göstermemiz gerekiyor ve bu dünyada yaşamanın anlamını kavramamız gerekiyor.

Demek ki, en doğru yol; Her şeyin bir sahibi olduğunun ve ahiretin idrakinde/şuuruna olmamız gerekiyor, akıl ile aşkı, ruh ile maddeyi ve kült ile aleti birleştirmek gerekiyor. İnsanlığın içine düştüğü bu katran karası korku tünelinde çıkışının ve kurtuluşunun şifresi buradadır. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…