DERİN DİN SEYAHATİ-1

DERİN DİN SEYAHATİ-1

DERİN DİN NE DEMEKTİR
‘Derin’ kelimesi, Uygurca “Terin” sözcüğünün günümüzde kullanılan halidir. Derin kelimesi coğrafi olarak, aşağıyı anlatır, insan ve diğer konularda ise içeriyi, içeri girmeyi anlatır…
Derin dinin tanımına gelince;
Günümüzde, yeryüzündeki hak olan dini inanış, anlayış, davranış ve görünümlerin, derin dinin kalıbına dökülerek yeniden biçimlenmiş haline, yani dinde ana çerçeveyi belirleyen anlayışa ve davranışa derin din denilmektedir.
İnsanlığa düşen görev ise, her konuda, gerçeği daha yakında görmek ve öğrenip bilmek için, içeri girmek, derinlere inmek, oradan gezmek ve çevreye bakması gerekir. Bu bağlamda, şimdi derin din konusuna daha yakında bakmaya çalışalım…
Derin dinin, inanışı, anlayışı, öğretisi ve metodolojisi şöyledir;
-Cinlerin ve kötü ruhların yol açtığı olumsuzluklar, hastalıklar ve ölümler arttıkça, insanın ruhu savunmasız kalır.
-Biçare kalan, insan çareyi göklerde ve yer altında aramalıdır.
-İnsan, göğe ve yer altına ulaşan yolları bulamazsa, hemen, yol gösterici velilerde, önderlerde ve mürşidi kamillerde yardım istemelidir.
-Ola ki, onlar’da yardım edemezlerse, bu defa ata ruhları çağrılmalıdır/yatırlara, türbelere ve anıt mezarlara hücum etmelidir.
-Bu da çözüm olmuyorsa, son çare; Kurban kesmelidir… Bir düşünün, günümüzdeki uygulamalar yoğun olarak böyle değil mi…?
O takdirde, demek ki, günümüzde halen insanlığın çoğunluğu, merkezine ritüeller serisini yerleştirmiş olan derin din anlayışının takip etmektedir…
Yani, demek ki, birçok insan dinini değiştirmiş ama, iman etmemiş oluyor. Çünkü halen ana çerçeveyi derin din sistemi çizmektedir…
Ritürel’ise; Yeri, zamanı, şekli ve mekanı önceden belirlenmiş ve öğrenilmiş olan ve devamlı olarak tekrarlanan hareketlere denir.
UYGARLIĞIN BAŞLANGICI
İnsanlığın uygarlaşması; Zorbalığın, çit çekmenin, mavi kanlı olma iddiasının, firavun putçuluğunun, leş yemenin, insan kurban etmenin, kan içmenin, aile içi zinanın, fuhşun, fesatlığın, köleliğin, bahçe sahipliğinin, kum tepesi sakinliğinin, zararlı yiyecek ve içeceklerin yasaklanması ile ve aile hayatının yüceltilmesi ile başlamıştır…
Bu yasaklar yeryüzünde yapılan fesatlığı durdurmak ve kan dökmeyi önlemek için getirilmiştir. Ayrıca “Adem oğlunun” tarifi şöyle yapılmıştır; Kendisini nefsin zararlı isteklerine karşı tutabilen ve kötülüklerden uzak duran insanlara “Âdem oğlu” denilebileceği bildirilmiştir.
Peki uygarlığın temeli olan bu yasaklara rağmen, neden halen, yer yüzünde kan dökülmeye ve fesatlık yapılmaya devam edilmektedir…!
DERİN DİNİN EKSENİ VE ETKİSİ
Çünkü;
Dibe çökmüş ve bilinç altına yerleşmiş olan, geleneksel derin din anlayışı, çare için bu yasaklara uymaya gerek olmadığını, çare için “Aracıların” ve “Kurban’ın” yeterli olduğunu, kendi kalıp ölçüleri ile zihinlere nakşetmiştir…
Günümüzde halen çok güçlü ve canlı olan bu tarihi “Aracı, Kurban ve Ritüel” telkininin, arkasında silik benizli olarak yatan sebep; çok açık değil mi…? Elbette menfaatler yığınıdır. Çünkü derin din anlayışında her şey direkte ya da dolaylı menfaatlere bağlanmıştır…
İşte bu, derin din sistemindeki ve benzeri olan, din aracılılığı ve din önderliği yapıp menfaat elde edenler olmasın diye, Kur’an her türlü aracılığı ve temsilciliği yasaklamıştır.
Ayrıca, İnsanlar bilgi için birbirine mahkum olmasın diye, insanın ihtiyaç duyacağı her çözüm yolu, kıssalar halinde, Kur’an’da ap açık olarak izah edilmiştir.
Diğer yandan, Kur’an, derin din ritüel anlayışının tersine, insan yaşamında ortaya çıkan problemlerin nedenini ve çözümünü sembollerle izah ederek, nasıl davranılması ve davranılmaması gerektiğini temel olarak ortaya koymuştur. Nasıl mı?
Örneğin;
Ağaç’a yaklaşmamak; Kişilik haklarının çiğnememek, öldürmemek, kan dökmemek, insanı öldürüp etini yememek, saldırmamak ve tecavüz etmemek demektir. Bu yasaklar ‘ağaca yaklaşmamak’ olarak sembolleştirilmiştir.
Su’dan içmemek; Komşusu açken, mülkten/servetten kana kana içmemek, servet içinde yüzmemek, mal için kan dökmemek… olarak sembolleştirilmiştir.
Deve’ye dokunmamak/deveyi kesmemek; Kamu malına dokunma, onları talan etme, zimmetine geçirmeye kalkma… olarak sembolleştirilmiştir.
İnek kesmek; Her tür putçuluktan uzaklaşmak ve özgürleşmek… olarak sembolleştirilmiştir.
Görüldüğü gibi, ortaya konan bu semboller, inanç beyanını doğrulayan birer belgedir. Sadece ben inanıyorum diyerek diğer insanların kandırılmaması için, bu yasaklara uymanın şart olduğu bildirilmiştir. Açıkça anlaşılacağı gibi, Kur’an’da inanç beyanı davranışa tabii tutulmuştur…
Şimdi kendi kendimize soralım, İnsanlığın uygarlık yolculuğunda ilerlemesi için, İslam’a uyması ve iman etmesi için getirilen ve güncelliğini kaybetmeyen bu öğretici sembolleşmelere rağmen, neden, derin din etkili olmaya devam edebilmektedir?
Çünkü, Dünyada ve Türkiye’de gerçek İslamlaşma süreci tamamlanmamıştır… gerçek İslam’ın ülkemizdeki tek “alim öğretmeni” M. Akif Ersoy’un 1924’te Türkiye’yi terk etmesi ile birlikte, Türkiye’de gerçek İslamlaşma süreci kesintiye uğramıştır ve bir daha yeniden başlamamıştır…
GÜNLÜK YAŞAM İÇİNDEKİ DERİN DİN
Şimdi, biz dönüp, derin dinin günlük yaşamımız içindeki yerine daha somut bir açıdan bakarak nasıl işlediğini incelemeye devam edelim…
Geleneksel olan derin din anlayışına göre; İnsanlar, Cinler, kötü ruhlar, savunmasız insan ruhu, sebepleri ile kötülüklerle karşılaşırsa. Kurtuluşa giden yol, Aracı mürşitler, veliler, önderler, yol göstericiler ve mürşidi kamillerin kerametlerinde, ölmüş ataların ruhlarını çağırmada, türbelere gitmekte ve kurban kesmek olarak tarif etmektedir…
Bu sistemde ‘kurban’ sistemin merkezine yerleştirilmiş ve devamlı ritüel haline getirilmiştir. Sistem içinde meydana gelen haksız menfaatleri elinde toplayanlar ise yol göstericiler, veliler, önderler, mürşidi kâmillerdir. Sistemin devamı için elinde gelen her şeyi yapanlar ise, paranın efendiliğini sürdüren gizli putçulardır.
Kurbanın tarihi süreci ve İslam’daki yeri ise şöyledir: Eski Mısır’da, insanalar toplu halde kurban ediliyordu, Yüce yaratıcı bu acılı sürece müdahale ederek, Hz. İbrahim, zamanında kurban rüyası vesilesi ile insan kurbanı adetini, tamamen kaldırmıştır.
Yüce yaratıcı, Kur’an’da, hayvan kurban etmeyi herkese farz olarak emretmeyerek, kurban en alt düzeye çekilmiştir. Buna rağmen günümüzde kurban kesmek en yüksek dini davranış olarak görülürken, oruç, zekât, hak-hukuk, faiz, adalet, namaz, hac, çalışanın hakkını vermek, yalan söylememek ve aldatmamak gibi ibadetler ile davranışlar listenin son sıralarında yer almaktadır.
Çünkü;
Zihinlerdeki, derin din anlayışına göre, kurban kesmek, dertlere devadır, son çaredir ve dinin direğidir… Demek ki derin din en dipte akmaya ve içine dökülenleri kendisine göre biçimlendirmeye sonuç olarak günlük yaşamda genel çerçeveyi çizmeye devam etmektedir…
DERİN DİN SİSTEMİNDE KİMLER NASIL MENFAATLER ELDE EDİYOR
Derin din anlayışına ve metodolojisine göre, ‘çare’ direkt olarak yüce yaratıcıdan istenmez/alınamaz/ulaşılamaz. Ancak be ancak önderlerin, velilerin, yol göstericilerin ve mürşidi kamillerin rehberliğinde gökteki ve yer altındaki ataların ruhlar çağrılarak ve kurban kesilerek bulunabilir…
Zira, bu kurtarıcı veliler, mürşitler ve önderler, ruhlar alemine gitmiş, cin kovmayı, ruhların adlarını, ruhların işlevlerini ve gizli konuşma dilini öğrenmiş ve kendi bedenine yeniden dönmüştür.
Bunlar özel giysiler ile gezerler, rüyalarında Peygamberle görüşürler, kalpten geçeni bilirler, aynı anda iki yerden birden gözükürler ve olabilirler yeter ki yardıma çağırsınlar, kehanetlerde bulunabilirler, yeter ki bilgi istensin. Şimdi, bir daha düşünün…! Yaşamınızda bu benzetmeleri kaç defa duydunuz ve yaşadınız acaba…! ya da etrafınıza bir daha bakınız… bu tasvirlere uyan kişiler görecek misiniz?
İşte bu, kurtarıcı olarak tasvir edilen kişiler, aslında, kötü ruhlarla, cinlerle ve ifritlerle savaşıyor yalanının arkasına sığınmış, kendisini büyülerinin efendisi ve efsunların ustası olarak gösterip, tam bir menfaat tezgâh kurmuşlardır.
DERİN DİNİN SAKLI YÜZÜ
Derin din menfaate dayanan gerçek yüzünü, ritüellerin, hurafelerin, gizli kapaklı olan şeylerin arkasına saklamıştır. Ritüellerin içinde gösteriş, hatta eğlenceli yan vardır, bu ritüel ifaları her kesimden, her düşünceden insanın hoşuna gidiyor, artistik gösteriş yapmak isteyenler sahne olarak kullanıyorlar.
Hurafelerin alıcıları ise, başta tembeller, sürekli olarak gökte para yağacak kabilinde mucize bekleyenler, biçare olanlar, bilgisizler, zaaflarının esiri olanlardır. Çünkü emek harcamaya gerek yoktur.
Geçmişte, ölüden, gizli, kapaklı ve gizemli olan yerde çare arayanlar yine bu tembellerdir.  Halbuki, Allah her türlü devayı her yere açıkta ve bol bol saçmıştır. Yeter ki insanlar, kalp gözünü ve beyin gözünü açsın… Çevresine akıl gözü ile ve bilim metodu ile baksın…
Çoğunluğa yutturulan bu anlayışta murat edilen; İnsanlar kendiliğinde çare aramasın, aracılara başvursun, her zaman onların kontrolünde olsun… sizce de öyle değil mi?
Derin din anlayışına göre, kurban kötü ruhların yatıştırılması için son çaredir. Halbuki, İslam’a göre, kurban, fedakârlık, paylaşma, yardımlaşma, ötekini düşünme, sevinçli olma, kaynaşma, yakınlaşma bayramıdır. Anlaşılacağı gibi derin din, kurbanı kendi kalıbına dökerek yeniden biçimlendirmiş ve kurbanın esas amacı olan maneviyatı yok ederek tam bir et yeme bayramına dönüştürmüştür…
Mesela;
Herhangi bir yerde, kurbanla ilgili bir sohbet geçse, sohbete katılanların büyük bir kısmı, hemen söze şöyle başlar “Kurban deyince hepsini dağıtmak gerekmez, elbette kendine de alacaksın!” Dinleyenlerin çoğunluğu da başının öne doğru sallayarak onu onaylarlar… Sanki ona ve onu başı ile onaylayanlara, aman ha, siz evinize hiç et ayırmayın, hepsini dağıtın diye bir söz söylenmişçesine tepkili bir anlatımla karşılaşırsınız… Bu tepkili ve ön alma söyleminin dışa vurumu, kurbanın bir et yeme isteğine dönüştüğünü ve mümkün olduğunca dağıtmama düşüncesinin öne çıktığını çok açık seçik olarak ortaya koymakta değil midir?
“Hak için Kurban, küp için kavurma” deyimini halk boş yere söylememiştir. Bu deyim, kurbanın, bir et, but bayramına dönüştürdüğünü ifade etmekte değil midir…?
Derin din anlayışı kurbanı öylesine etkili bir ritüele dönüştürmüş ki; örneğin, adam gözünü kırpmadan insan öldürüyor kesiyor doğruyor, sonrada “kasapta” alacağı etin, “Allah’ın adı anılarak kesilmiş” hayvan eti olup olmadığını sorabiliyor…
İtalya’nın başkentinde, Tren garının hemen yanında, İstanbul Restoranın sahibi bana şöyle dedi; Buradaki Araplar, zil zurna Sarhoş geziyorlar, olmadık rezillikler çıkarıyorlar, akşam buraya geliyorlar, bize döneri “helal etten mi yaptınız” diye soruyorlar.
ZİNCİRLEME DEĞİŞİM PİRAMİDİ
İnsanlığın yaşam hamuru ve yaşam temeli insanın din anlayışı din öğretisi ve manayı okuyup algılamasına göre oluştuğuna, şekilleneceğine göre, daha sonraki yaşam faaliyetlerini din ve mana temeli üzerinde kuracak ve yükseltecektir. İşte insanlığa öğretilen din Allah’ın gönderdiği din değilse insanlık yanlış bir öğreti ile temel kuracak ve bu temel üzerinde yükselteceği binayı da yanlış yapılmış olacaktır. O halde demek ki insanlık tüm yaşamını Allah’ın gönderdiği gerçek din yerine sahte din anlayışı ile şekillendirirse Dünya da adalet, sevgi ve barış yerine fesatlık ve kan dökme hakim olacaktır. Bu sebeple değişim ancak be ancak gerçek din öğretisi ile mümkündür. İnsanın yaşam değişim piramidi şöyledir;
-Akla yol gösteren din ve manadır.
-Düşünce gücünü, dinden ve manadan alır,
-Kültür gücünü, düşünceden alır,
-Sosyal hayat gücünü, kültürden alır,
-Siyaset gücünü, sosyal hayattan alır,
-Adalet sınırlarını, şeklini ve gücünü, siyasetten alır.
-Mutluluk gücünü, adaletten alır,
Görüldüğü gibi, bir şeyin değişmesi ilk baştan dine bağlıdır. İslam dini doğru ve tam olarak anlaşılamadığı için, anlatılmadığı için, çoğunluğun kalp gözü ve beyin gözü tam olarak açılamamaktadır. Hal böyle olunca mana doğru algılanamamakta ve okunamamaktadır. Dolayısıyla buna bağlı olarak, Kültür, Sosyal yaşam, Siyaset, Adalet, değişmemekte ve sonuç olarak insanlar mutluluğa kavuşamamaktadır.
Demek ki bir şeyin değişmesi zincirleme olarak ilk baştan dine bağlıdır. Dünyayı ele geçirmiş olan O küçücük topluluk, derin din anlayışının değişmesi halinde zincirleme olarak her şeyin değişeceğini, zalimlikle elde ettiklerini diğer insanlarla paylaşmak zorunda kalacaklarını bildikleri için ilk olarak İslam dinine saldırarak onu tahrif etmeye, yanlış anlatmaya, derin din anlayışını, İslam’a mal etmeye çalışıyorlar.
Tembeller, sürekli mucize bekleyenler, biçare olanlar, bilgisizler, zaaflarının esiri olanlar, artistik gösteriş yapmak isteyenler, savunmasızlar ve mesleksiz insanlar ise avantadan bir yaşam uğruna, yutturmaca olan mistik ambalajlı derin din telkinlerinin temeli üstüne çıkarak yükseleceğini ve mutlu olacağını sanmaya devam ediyorlar ve bir türlü uyanamıyorlar…
Dünyanın, herkese Adalet ve Barış yurdu (Daru’s-Selam) olması için, Kur’an’ı okuyup uyanmak gerekiyor. Bunlar bizim naçizane okumamız bu konuda yazılmış kitaplardan alıntıların ve araştırmalarımızın bir ifadesidir. Doğru olanı yalnızca, alim olan Allah bilir. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.  
https://www.youtube.com/watch?v=iDrIvrBkwQ4

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…