DERİN DEVLET SEYAHATİ-1

DERİN DEVLET SEYAHATİ-1

DERİN DEVLET NE DEMEK

Derin devlet, öteden beri bildiğimiz ve gördüğümüz devletten haricen, görünmeyen ancak var olan, yapı veya organizasyon olarak tanımlanabilir.

Daha geniş bir tanımla, bir yanı ile karar alan bir üst yapı, diğer yanı ile bir devlet gibi organize olan alt yapı ya da alt organizasyondur.

Kökeni ve amaçları itibarı ile milli olan derin devlet, sadece üst yapı olarak görev yapar ülke aleyhine asla bir karar almaz. Ancak köken ve amaçları itibarı ile gayri milli olan derin devletin, bir üst yapısı ve sahada görevlendirilmiş bir alt yapısı vardır. İşte bu sahada görevlendirilmiş ekibe paralel yapı denilmektedir. Gayri milli derin devletin üst yapısı, sahadaki paralel yapı vasıtası ile açıktaki meşru devleti, kendi çıkarları doğrultusunda istediği çizgide tutar.

Kökeni ve amaçları milli olan, Göktürklerin kurduğu ve daha sonra, Anadolu’da yaşayan tüm milletlerin milli derin devleti olan,”Kengeş Meclisi” 1200 yıl yaşamış milli bir üst yapıdır. Kengeş meclisinin açıktaki devlet içinde, örgütlenen paralel bir yapısı olmamıştır.

PARALEL YAPILANMAYI KİM İCAT ETTİ! Babil halkında olan Hz. İbrahim’in torunun Hz. Yusuf, antik Mısır devlet yönetiminde yönetici olarak görev alınca, Yahudiler Hz. Yusuf, üzerinden dolaylı olarak, antik Mısır devletinin bürokrasisi içinde kadrolaştılar ve orada bir paralel yapılanma oluşturdular. İhraç edilmemiş, ancak şartların ortaya çıkardığı bu paralel devlet yapısı, antik Mısır’ın derin devletine sızdı ve Firavun hanedanı ile sınırlı olan devletin gizli sırlarının ele geçirdiler. Antik Mısır’da Piramitler ve diğer icatlar bu gizli medeniyet bilgisi ile yapılmıştı. Yahudi halkının böyle bir yapılanmada ilk olmaları, dini olarak dünyaya dağılma inancının ve göç etmiş olmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

PARALEL YAPILANMANIN İLK ÇÖKERTTİĞİ DEVLET “ANTİK MISIR” Medeniyet inşa etme teknolojik bilgisini, Yahudi paralel yapısına kaptıran antik Mısır devleti, bu gizli bilgiyi geri alamadı ve bir daha piramit inşa edemedi, ayrıca diğer icatları da azaldı. Böylece 6000 yıllık devlet, medeniyetini ileriye taşıyamayınca MÖ 1600 yıllarından itibaren, tarih sahnesinde ağır ağır çekilmeye başladı ve nihayet MÖ 30 yılında, Roma imparatorluğu tarafından tarihten silindi.

PARALEL YAPILANMA İLK DEFA NEREDE YENİLDİ? 15 Temmuz 2016’da Türkiye’deki paralel yapı darbe kalkışması hariç, tarihteki diğer paralel yapıların, başarıya ulaştığı anlaşılıyor.

DERİN DEVLETİN İHRACI

Bilindiği gibi yer yüzünde, büyük güçler, birinci Dünya savaşından önce, Hindistan örneğinde olduğu gibi, hâkim olduğu ülkelere ve sahalara kendileri bizatihi, tüm kurumları ile giderek oraları yönetiyorlardı.

Ancak yerine giderek yönetim sistemi, çok pahalıya mal oluyordu. Zira yeni bir sistem bulmaları gerekiyordu! Daha önce Asya kıtasında bulunan, Yahudilerin tecrübelerini de dikkate alarak, birinci dünya savaşından sonra nüfuz ettikleri  coğrafyalarda kendilerini temsilen devleti açıktan ya da perde arkasında yönetecek ve gerektiğinde devleti yeniden dizayn edecek, hanedanlık yapıları kurdular. Böylece derin devlet ihracı, birinci dünya savaşından sonra gerçekleşmiş oldu.

ÜLKEMİZE DERİN DEVLET NE ZAMAN İHRAÇ EDİLDİ 1200 yıllardan itibaren, İngiltere’ye girmesi yasak olan Yahudiler, Osmanlı topraklarında ve İngiltere civarındaki ülkelerde bulunuyorlardı. Yahudiler gittikçe öne çıkan İngiltere’de yaşamak ve İngilizlerle ortaklık kurmak istiyorlardı. 1640 yıllarında iç savaş yaşayan, İngiltere’de iç savaşın taraflardan birisi olan; Oliveɾ Cromwell, Yahudilerle finansal destek karşılığında anlaşarak, iktidarı ele geçirdi ve 1648 yılında Yahudilerin İngiltere ye giriş yasağını kaldırıldı. Böylece İngiltere’ye yerleşen Yahudiler, İngiltere’deki sanayileşme çalışmalarınada sermaye desteği vererek, sarayda tam kabul görmeye başladılar.

Artık zımni de olsa bir ortaklık kurulmuştu. İşte bundan sonra Avrupalı güçlerin lideri İngiltere ile ortağı Yahudiler 1699 Karlofça antlaşması ile duraklama ve gerileme dönemine giren, Osmanlıyı, önce içinde çökertmek ve nihayet fiilen ortadan kaldıracak üç aşamalı bir planı üzerinde anlaştılar.

Bu anlaşma gereğince, Yahudiler önce, sanayi devriminin anası olan, buhar makinasının planlarını İngilizlere verdiler. 1701 de Buhar makinasını üretilmesi ile birlikte, sanayi devrimini gerçekleştiren İngiltere, “başat medeniyeti” Asya kıtasından alarak Avrupa kıtasına geçmesini sağladı.

Planın ikinci aşaması olan, Osmanlıyı içinde çökertmek üzere, Osmanlı topraklarında bulunan kripto Yahudiler Ermeni isyanı adı altında, harekete geçirildi, Osmanlı iç karışıklıklarla iyice zayıflatıldı ve son aşama olan, birinci dünya savaşı balkanlardan sudan sebeplerle başlatılarak Osmanlı imparatorluğu parçalandı. Medeniyetin gücünü ve Osmanlı topraklarını ele geçirenler, nihayet ülkemizde derin devletin tasarımı yapacak gücünde, kendilerine geçtiğini düşünüyorlardı…

PARALEL YAPILARIN TASARIMI Derin devlet tasarımı yapanlar, uzaktan kumanda edecekleri paralel yapılanmaları tasarlarken, her ülkenin özelliklerinde dikkate alarak, temelde belirledikleri ilkeler; etnik azınlık olanı, dini olarak ana kütleye zıt olanı, eğitim yapmış insanı çok olanı, kendileri ile gönül bağı olanı ve zengin olanı, seçerek bir derin yapılanma tasarlayıp uygulamaya koydular…

Örneğin Irak’ta ve Suriye’de azınlığı çoğunluğa yönetici olarak açıktan iktidar yaptılar, Türkiye’de ise buna güçleri yetmeyeceğini bildiklerinden, derin bir paralel yapılanmaya gittiler. Kurdukları bu yapının içinde sadece siviller vardı, askeri yapılar ya da diğer güvenlik ve istihbarat birimleri yoktu ve yer almadılar.

TÜRKİYE’DE İLK YABANCI DERİN DEVLET KİMLERDEN TEŞKİL EDİLDİ

Birinci Dünya savaşının galipleri, Osmanlının parçalanması ile birlikte Anadolu’da yaşamakta olan 1200 yıllık milli derin devlet “Kengeş Meclisini” 1923’den sonra yok ettiler ve yerine gayri milli bir derin devlet yapılanması tesis etmek üzere Sabetaycılara görev verdiler.

Sabetaycılar devlette fiilen görev almadılar. Sadece bilgi aktarma kolaylığı için dışişleri bakanlığında yer aldıkları anlaşılıyor. Temel olarak ekonomide, bankacılıkta, kültür alanı olan, sinema, basın ve sanat alanlarında etkili faaliyetlerde bulundular.

SABETAYCILAR NEDEN TERCİH EDİLDİ; Zaten İngiltere’deki Yahudiler Osmanlıdan göç etmiş zenginlerdi, Türkiye’de kalanlar fakirdi ancak zaman içinde Galata da bankerlik yapacak, Osmanlı Bankasının ortakları arasında yer alacak kadar zenginleşmişlerdi ve çocuklarını Avrupa’da özel okullarda okutmuşlardı diğer yandan İngiliz Yahudileri ile akrabalıkları vardı ve bazıları kripto kimliği ile Osmanlının içten çökertilmesinde görev almışlardı. Bu özellikleri tamda tasarımcıların temel esaslarına uygun düşmüştü.

YAHUDİLER İNANCI GEREĞİNCE DÖNMEZLER SADECE ÖYLE GÖZÜKÜRLER Yahudi inancına göre Yahudiler önce dünyaya dağılacaklar gizlenecekler inançlarını dünyaya yayacaklar ve sonra yeniden toplanacaklar işte bu inançlarını temel alarak hareket eden Yahudiler gerçekten ve samimi olarak dönüş yapmaz her dönüşleri kriptodur. Yahudiler evinde Yahudi sokakta ise nerde yaşıyorsa oranın dinine göre hareket ederler.

Türkiye’de yaşamış Yahudilerde aynı şekilde hareket etmişler ve kendilerini sadece dışarıda Türk. Ermeni, Kürt ya da Müslüman olarak göstermişler evinde ise Yahudi olarak kalmışlardır, gerçekten dönüş yapmamışlardır. Onların dönmesi ya da dönmemeleri sadece kendilerini ilgilendirir, ancak bizi ilgilendiren Onların kripto kimliği ile gösterdiği zararlı faaliyetleridir.

Yahudiler Anadolu topraklarında Ermenilerin içine sızarak ve Ermenilerin adını kullanarak Ermenilerin adı altında isyan tertipleyerek Ermenilerle Osmanlı arasını bozmuşlar ve bugün bu zarar halen devam etmektedir. Yahudiler Ermenilerin içine sızmaları MÖ 150 yıllarında Ermenistan kralı Vağarşak’ın devlet görevine tayin ettiği Pakarad Şampa adlı Yahudi’nin gösterdiği başarı ve yine MÖ 40 yıllarında Ermeni kralı Dikran’ın seferinde esir alınan Asod adındaki Yahudi’yi özel hizmetine alması sonunda Yahudiler saraydan çoğalarak ve Ermenilerin içinde örgütlenerek Ermeni sarayını eline geçirirler böylece Pakraduni saltanatını kurarlar ve 1064 yılına kadar krallıklarını sürdürürler, Sultan Alpaslan’ın Bizans’ı mağlup etmesi ile dağılırlar ve devamında Erzurum ile Adana arasında yaşamaya devam ederler. Böylece kendilerini Yahudi değil Ermeni olarak gösterirler ve günümüze kadar ilave kimlikler(“Türk.Kürt, Alevi,Sünni, Süryani ve son olarak Zaza”) giyerek varlıklarını devam ettirmişlerdir. İşte bundan dolayı olsa gerek, Yahudilere kripto denildiği anlaşılıyor.

YENİ DERİN DEVLET ÇALIŞMALARI VE SABETAYCILARIN GÖNDERİLMESİ

Başat medeniyeti ve vurucu kaba gücü, 1700 yıllarından bu yana elinde bulunduran güçler, her bir yüz yılda dünyayı yeniden dizayn etme kararı verdikleri için, Türkiye’de 21.yüzyılın derin devlet kurgulama çalışmalarına 1960 yıllarında başlamışlar ve bu çalışmayı iki koldan yürütüyorlardı. 2000 yıllara yaklaştığımızda hem bu çalışmalar iyice olgunlaşmış, yeni derin yapılanma kadroları hazır olmuştu ve hem de sabetaycılarla olan sözleşmenin sonuna gelinmişti.

İşte bu tarihlere gelindiğinde, sabetaycılar bu işten el çekmek istemediler, mallarını ve fabrikalarını bırakmak istemediler, bunun üzerine, O yıllarda basına yansıyan çok sayıda olaylar yaşandı, buna rağmen ikna olmayan sabetaycıları ikna etmek üzere;

Derin devlet tasarımcıları, O tarihlerdeki banka krizi ile 200 Milyar dolar aktarılması planını devreye sokarak (Banka krizi; önce banka kurmayı basitleştirdiler, sonra her kuruşa garanti vererek ve her bir dolara dahi yüksek faizler teklif ederek, piyasadaki dövizleri topladılar nihayet son hamle olarak paralar sabetaycıların hesapları üzerinde yurt dışına transferden sonra piyasadaki İmar Bank da dahil 20 küsür banka battı) Sabetaycıları ikna ettiler.

Böylece onların büyük bir kısmı teklif edilen paraları alarak yurt dışına taşındılar. Tasarımcılar,bundan sonraki süreçte işi garantiye almak için, (Sabetaycılar bir daha sıkıntı yaratmasın diye) 2004 yıllarında sabetaycıları deşifre eden birçok kitap yayımlattılar…

ŞİMDİ DERİN DEVLET NEREDE  

2000’li yıllarda görevde el çektirilen derin yapının yerine kurulmak istenen,  yeni derin yapının halen kurulmadığı, yaşanan olaylardan anlaşılıyor. 1960’lı yıllardan bu yana iki koldan yürütülen çalışmalar, sonunda oluşturulan kadrolaşmanın bir kısmı kendi aralarındaki çatışma sonucunda akamete uğrayınca çalışmaların ısı derecesi yükseldi, bu ısı yüksekliği sebebi ile güçler arası anlaşmazlıklar zaman zaman su yüzüne çıkmaktadır.

Önümüzdeki birkaç yıl içinde, göreve başlaması için plan yapıldığı anlaşılan, yeni derin devletinin, hazırlık çalışmaları 1960 yıllarından bu yana, Almanlar ve diğer dış güçler arasında bir güç mücadelesi olarak devam ederken, 2000 yıllarında Almanların karşısında yer alan, diğer dış güçlerin kadrosu olan FETÖ, Alman derin yapılanma çalışması yapan kadrolarını devre dışı bırakarak, tek başına kaldı…

Bu iki gurup arasındaki çatışma yada iş birliği görüşmeleri devam ederken, Fetö bir şekilde harekete geçerek, 15 Temmuz 2016’da bir darbe ile derin yapılanmayı daha da derine çekerek, perçinlemek ve bu derin devlet sistemini tam kapasite ile çalışır hale getirmek istedi… Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve milli güçler tarafından püskürtüldü. İşte bu noktadan sonra, Almanlar ile diğer derin devlet tasarımcıları birleşmek zorunda kaldılar ve yeni bir derin yapılanması için, güç birliğine gittikleri, Almanların Fetö’nün kadrolarına sahip çıkması ile açık seçik ortaya çıkmıştır…

15 Temmuz 2016’da milli güçler karşısında yenilgiye uğrayan, derin devlet tasarımcılarının, yeni derin yapılanmayı “Pakraduniler” üzerinde yürüttüğü iddiaları vardır… Ancak milli güçlerin bu yabancı yapılanmalara artık izin vermeyeceğini anlamış ve fark etmiş durumdalar. Zira açıkta saldırıya geçmiş olmaları bundan olsa gerekir…

Pakradunilerin kim olduğuna gelince; adını, Pakarad Şampa adlı bir Yahudi prensinde almaktadır. Pakraduniler, MÖ 150 yıllarında Ermenistan kralı Vağarşak’ın devlet görevine tayin ettiği Pakarad Şampa adlı Yahudi’nin gösterdiği başarı ve yine MÖ 40 yıllarında Ermeni kralı Dikran’ın seferinde esir alınan Asod adındaki Yahudi’yi özel hizmetine alması sonunda, Yahudiler saraydan çoğalarak ve Ermenilerin içinde örgütlenerek, Ermeni sarayını eline geçirirler, böylece, Pakraduni saltanatını kurarlar ve MS. 1064 yılına kadar krallıklarını sürdürürler, Sultan Alpaslan’ın Bizans’ı mağlup etmesi ile dağılırlar ve devamında Erzurum ile Adana arasında yaşamaya devam ederler. Böylece kendilerini Yahudi değil Ermeni olarak gösterirler ve günümüze kadar günün şartlarına göre kendilerine, Türk, Kürt, Alevi, Sünni, Süryani ve son olarak Zaza gibi yeni kimlikler bularak gizlenmeye devam etmişlerdir. Kısacası günümüzde kendilerini Zaza kimliği arkasına saklamak isteyen Pakraduniler aslında Zaza değil, halis muhlis Yahudi soyundan gelen insanlardır.

Gerçek Zazalar ise; Bizans ile Pers (İran) imparatorluğu sınırında, sınıra koruma askeri olarak getirilen Balkan Türklerine verilen ortak addır.

İran ile Bizans’ın sınırında yaşayan insanlar, sınır bölgesinin devletler arasında el değiştirmesiyle soy, kültür ve dil karışımı sonunda ve sınır bölgesinin daha önce sasanilerin olması sebebi ile sasaniler ismi zamanla zazaniler olarak anılmaya başlamıtır…

Zazalar Bizans sınırını korumaya gelen Türklerin soyundan olduğunu 1500 yıldır beraber yaşadıkları diğer kültür içinde erimeden kendilerini sosyal olarak korumuş olmaları ile ispatlamışlardır. Zazalar Kürt olsalardı, bu gün halen Urfa ilinde Kürde Kürt, Zaza’ya Zaza denmezdi, herkese birden Kürt denirdi.

Pakraduniler, Osmanlı zamanında kendilerine Ermeni diyorlardı, ancak birinci dünya savaşı sırasında kendilerini korumak için, bu defa Zaza kimliğine bürünerek köylere sığındılar ve halen aynı kimlikle devam ettikleri anlaşılıyor…

İşte derin devlet tasarımcılarının, üstünde derin yapılanma çalışması yürüttüğü, iddia olunan Pakraduniler, Zaza kimliği arkasına saklanmış, halis muhlis Yahudilerdir… Sonuç olarak derin devlet tasarımcılarının ikinci defa Yahudileri tercih ettiği anlaşılıyor…

KENGEŞ/KİNGEŞ MECLİSİ

Bu meclis, sadece üst bir yapı idi, bağlı olduğu ve temsil ettiği mercii, kendi halkıydı, ülke sınırları içinde yaşayan her kavmi temsil eden temsilcilerden müteşekkildi. Ülke dışında herhangi bir gücün ya da devletin temsilcisi yoktu. Milli bir üst devlet aklı olarak tanımlanabilir…

Kengeş ya da Kingeş olarak ifade edilen bu meclis 12 asil 12 yedek üyeden oluşuyordu.

Kengeş meclisi, MS 720 yıllarında Göktürk devletinin yöneticisi olan, Bilge Tonyukuk tarafından kurulmuş ve amaçları belirlenerek faaliyete geçirilmiştir. Bu meclis hiçbir zaman devlette görev almamış veya paralel bir yapı kurmamıştır. Sadece yıllık ve on yıllık stratejik kararlar alarak devlet ve milletin varlığının sürdürmesi için, “Can, Mal ve Kamu güvenliği konularında,” devlet yönetimine yön vermiştir.

Türkler Anadolu’ya gelince Kengeş meclisinin toplanarak şöyle bir karar aldığı anlaşılıyor.

Anadolu topraklarını tam olarak bilmiyoruz, yaşayanları tam olarak tanımıyoruz, ne ile karşılaşacağımızı da tam olarak kestiremiyoruz. Durum bu olduğuna göre, bizim kaybolma riskine karşılık tedbiren her bir boyun soyunun korunması amacı ile her soydan ailelerin, Anadolu’nun tam orta yerinde yerleşmesine karar verildiği ve böylece bu aileler topluluğunun, sınırları Malatya’dan Çankırı’ya uzanan orta Anadolu’da iskân edildiği anlaşılıyor…

İşte 1200 yıl içinde, yıkılan onca devlete rağmen, yerine yenisini kuran ve asla kesintiye uğramadan devam eden, bu milletin, bir üst aklının olduğunun fark eden, birinci dünya savaşının galipleri, Kengeş meclisini 1923 yılında Bozok topraklarında yok ettiler ve bölgenin hiç bir sebeple gündeme gelmemesi için Atatürk’ün de ismini kullanarak, bölge hakkında gerçek dışı dedikodular ürettiler…

Bu tarihi tecrübeden de anlaşılacağı gibi, Demek ki; Milletin kaybolmaması için, “Can, Mal ve Kamu güvenliğini” sağlayacak güçlü bir devlete ihtiyaç vardır.

NE YAPALIM

Devlet toplumun örgütlenmiş gücü ve örgütlenmiş aklıdır. Ancak topluluğun devlet aklı yeterince çalışmıyorsa, vatan küçülüyor, topluluk parçalanıyor ve örgüt dağılıyor demektir.

Devlet aklının, sadece iktidardaki yapı ile sınırlı olması çok risklidir. Çünkü, iktidar çok değişik sebeplerle körlük yaşayıp büyük fotoğrafı göremeyecektir veya menfaat uğruna bir çok şeyi görmezlikten gelebilir…

İşte bu büyük fotoğrafı ancak ve ancak yukarıda duran, bağımsız olan ve tüm menfaatlerden uzak kalan bir yapı görebilir. Bu yapı derin devlet dediğimiz, milli üst yapıdır. Gizli olmasının asıl sebebi ise, dış ve düşman güçlere karşı korunmaktır. Herhangi bir gizli işler çevirmez ve sadece vatanın varlığı için karar alır. Dış güçlerin kurduğu, derin paralel yapılarla, asla bir benzerliği yoktur.

SON ÜÇ YÜZ YIL İÇİNDE DEVLET AKLI NASILDA GERİLEMİŞ!!! 1500 Yıllarının ortalarında, devletin içine sızan, yıkıcıların etkisi ile toplumda meydana getirilen yarılma sonucunda, Osmanlının  ilerlemesi 1699 yılında Viyana sırtlarında durdurulmuştur. İşte bu kesinti ile birlikte, devletin aklının da nasıl gerilemeye başladığını aşağıda belgelere bakarak görelim… Nasıl mı?

Şöyle ki;

1800 yıllarına kadar Osmanlı metinlerinde Devlet anılırken; Yüce devlet,

1839 tarihli Gülhane belgesinde; Yüce devletimiz,

1856 tarihli ıslahat fermanında; Yüce devletim,

1876 tarihli kanuni esasi belgesinde; Osmanlı devleti,

1921 tarihli teşkilatı esasiye kanununda; Türkiye devleti,

1925 sonraki belgelerde ise ; Türk devleti,

diye anılıyor. Bu anılmalar kötü değil, ancak devlet aklının nasılda küçüldüğü ortada değil mi? Milletimizi ve Vatanımızı korumak için, devlet aklının büyümesi gerekiyor. Aynen 1299 yılında olduğu gibi.

İşte, devletin küçülmemesi, yıkılmaması ve ırkın tarihten silinmemesi için, Vatanda yaşayan tüm vatandaşları korumak üzere, demokrasi ve adalet çizgisinde durmamız gerektiğini, tarih, Osmanlı örneğinde olduğu gibi,kafamıza vura vura öğretmiştir.

Büyük olabilmek ve yok olmamak için, tarihin gereği olarak, çok soylu veya birden çok etnik yapıları bir arada tutmak zorundayız, bu yapıyı ayakta tutabilmek için, 1500 yıllarında yapılan hataları yapmadan, demokrasi ve adaleti asla ikinci plana atmadan, kimsenin inancını kısıtlamadan yürümeliyiz. Önce; Hocayı, Papazı, Hahamı, Dedeyi ve Patriği bir araya getirmeliyiz, sonra da bunları Paşa ile barıştırıp birleştirmeliyiz. İngiliz, Amerikalı ve Alman ne yapıyor. Kendi kök ırklarının korumak için, Irk esasını öne çıkarmadan, çok soylu ancak demokrasi ve adaleti bir arada yürütüyor…

Sonuç olarak, milli bir üst akıl yapısı olmadan, uzun süre ayakta kalmak imkansızdır… Çünkü dünyanın yaşam dönüş hızı çok yükselmiştir. Şifreleri okuyacak, yöneticilerin yolunu aydınlatacak, “milli iradeli, yukarıda duran, bağımsız olan ve tüm menfaatlerden uzak kalan” milli bir üst akla ve ırkımızı, can, mal, kamu güvenliğini ve vatanı koruyacak güçlü bir devlete, birliğimizi devam ettirecek bir adalete, daima ihtiyacımızın olduğu ortadadır. Bu derin ve aynı zamanda biraz’da serin seyahatimiz şimdilik buradan sona ermiştir. Ayakta kalmanın şu anda başka bir yolu yoktur. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…