UŞAK SEYAHATİ

UŞAK SEYAHATİ

UŞAK ŞEHRİ KISACA

Uşak kelimesinin birden çok anlama geldiği söylenmekte, ancak, Uşaklılar “Uşak adının “Aşıklar Diyarı” anlamına geldiğini kabul etmişler.

Uşak şehri, İç Anadolu ile Ege Bölgesi arasındaki geçiş noktalarında birisidir. Şehrin Güneydoğusu Bulkaz dağı ile ve Kuzeydoğusu Murat dağı ile çevrilidir. Uşak şehrinde yüksek rakım ve Coğrafi konumu sebebi ile yazları sıcak ve kurak, kışları ise ılık geçer. Uşak 1953 yılında il merkezi haline gelmiştir.

Uzun bir süre ve ayrıntılı olarak seyahat ettiğim, Uşak ilini tanıyıp kavramak için her yanına seyahat etmek gerekir. Çünkü ilçelerinde karşılaşacağınız doğal yapı ve sosyal ortamlar size Uşak ilini daha çok sevdirecek.

UŞAK’I NASIL GEZMELİ

Şehir merkezinde Güneye ilerlersiniz Sivaslı, Karahallı, Bekilli, Çivril, Kaklık derken kendinizi Denizli’de bulursunuz. Bu güzergahta ilerlerken Karahallı ilçesinde geçen Banaz çayı üzerinde bulunan ve Lidyalılar tarafından, yapılmış 24 metre yüksekliğindeki oldukça dar ve tek kemerli köprü ile altında kopan şelale sizi karşılar…

Bekilli kasabası insanları geçmişte “Çerçilik” yaparlarmış ve yörede herkes tanır Bekilli deyince herkesin bir hikayesi olduğunu görürsünüz.

Arzu ederseniz, Sivaslı’ya bağlı Hacım köyündeki “Hacım Sultan Türbesini” ve Çilehaneyi ziyaret edebilirsiniz…

Güneybatı yönüne dönerseniz, Ulubey ilçesi, İnay köyü, Sülümenler ve Eşme ilçesi adeta sizlere özlem duyarcasına yolunuzu beklediğini hissedersiniz…

Bu özlem kokulu yollarda ilerlerken, İnay köyündeki kervansaray, Ulubey’in 75 km. Uzunluğundaki kanyonu, Sülümenli köyü yakınlarındaki Büyük İskender’in Anadolu seferinden sonra Makedonya’dan gelenler tarafından kurulmuş kale, tapınaklar, tiyatro, stadyum gibi yapıları görebilirsiniz.

Sülümenlerden sonra yola devam etmeniz halinde, Ahmetli köyünün bembeyaz Camisini ziyaret edip, yaklaşık 40 km sonra Eşme ilçesine varırsınız ve çok farklı bir ortama girdiğinizi hemen fark edersiniz. Kilimleri ile öne çıkmış bu şirin ilçenin şirin insanları sizi çok hatırlı gördüklerine şahit olursunuz…

Doğu yönüne seyahat ederseniz yaklaşık 30 km sonra Banaz ilçesini ve Ahat köyünde yer alan Akmonia Antik kentini ziyaret edebilirsiniz. Bu güzergahta devam ederseniz yaklaşık bir saat sonra Afyonkarahisar’a bağlı Hocalar ilçesine ve sonrada Sandıklı ilçelerine gelmiş olursunuz…

Banaz ilçesinde Ana yoldan ayrılmadan devam ederseniz önce Hamam boğazı Kaplıcasına ve devamında Afyonkarahisar merkezine ulaşırsınız…

Kuzeye yönelirseniz, yolunuz Organize Sanayi Bölgesinde geçtikten sonra Kütahya’ya bağlı Gediz, Şaphane ve Simav ilçelerine varır. Bu bölgelerde yoğun yeşil alan ve akar sular bulunmaktadır.

Kuzeyin iç bölgelerine doğru ilerlerseniz doğal taş alanları ve doğal güzellikleri görürsünüz. Bu yolda Paçacılar köyüne kadar giderseniz memnun kalırsınız.

Batı yönünde önce Karun hazinelerinin çıktığı Güre’ye, Peri bacalarına ve Manisa’nın Kula ilçesine varırsınız.

Uşak müzesinde sergilenen ve ziyaret edip görebileceğiniz, Karun Hazineleri,1960’lı yılların ortalarında Güre köyü yakınındaki bir ovada bulunan Tümülüs’te yapılan kaçak kazılarda bulunmuştur.

Bu güzergahta ayrıca Örencik Termal Tesisleri bulunmaktadır. Gördüğünüz gibi Uşak şehri öyle birkaç günde bile gezilemeyecek kadar büyük ve zengindir…

SEYAHAT NEREYE YAPILIR

İnsanlar, gezmek, görmek, merakını gidermek, mutlu olmak, gösteriş yapmak, eğlenmek, gibi birçok değişik amaçlarla seyahat ediyorlar. Ben ise, yeryüzüne yaptığım tüm seyahatlerde, herkes gibi doğa, tarih, kent, mekân ve benzeri yerleri gezip görmek isteği ile birlikte esas merak ettiğim ve seyahat etmek istediğim alanlar, insanoğlunun ortaya koyduğu maddi olmayan farklı kültürler oldu.

Özellikle’de ders alınacak ve rehber edinilecek kültürlere yakında bakmak ve “Varın içinde olan varı ve Biri biri için olan varı” görmek için hiç yorulmadan devam ettim.

Çünkü,

Manaya bakıp vücut bulan “Düşünce”

Akla yol gösteren “Mantık”

Tarihi oluşturan ve kültürü şekillendiren, “Akıl”

Ekonomiyi hasıl eden “Çaba”

Sevgiyi, şefkati ve adaleti ortaya koyan “Vicdan” ile

Vahşeti, katliamı ve kötülüğü, yapan “Vicdansızlık” İnsanoğlunda mevcuttur.

İşte böylesine muazzam bir donanıma sahip insanoğlu, bu özelliklerinin tamamını kültürel olarak ortaya koymaktadır. Ortaya konmuş değişik kültürleri anlamak için, öncelikle insanı anlamak gerekiyor galiba, bunun için, Yunus Emre’nin dediği gibi; “Bir ben var, benden içeri.” Yunus Emre’nin tarif ettiği, insanın iyi anlamdaki görünmeyen yüzüne doğru seyahat etmek önemli bence…

Mekanlar ise, İnsanoğlunun yeryüzündeki yaşamına ev sahipliği yapmaktadır.

Yeryüzüne yaptığım seyahatlerde, kendimce fark ettiğim ve doğru olduğuna inandığım bir husus’ta şudur; İnsan ruh gıdasını daha çok insan ilişiklerinde sağlıyorsa! psikolojik olarak çok daha sağlıklı olmaktadır. Ruhen daha çok doğadan, ya da dar bir alanda besleniyorsa, bu durum insanı bencilliğe taşımaktadır…

Şimdiye kadar yazdığım diğer seyahat yazılarında olduğu gibi burada da teknik anlatımlara fazla girmeden, bu şehirde yaşadıklarımı, gözlemlerimi ve öğrendiklerimi anlatmaya devam edelim…

UŞAK’DA MUTFAK

Mutfağı oldukça zengin ve çok mükemmel ekmek üretilir, Uşak taranası dünyaca ünlü ve herkesin çok seveceği bir lezzeti vardır. Uşakta 24 saat açık çorbacılar vardır.

Uşakta sakatat, özellikle de kokoreç oldukça çok sevilir ve tüketilir. Örneğin; Şehir merkezindeki Zübeyde Hanım Caddesinin hemen baş tarafında bulunan “Kokoreççi Sarı’da” kokoreç yemek için, insanlar sıraya girerler, Kokoreççi Sarı’da kokoreç öğleden hemen sonra biter. Yani Kokoreççi Sarı’nın dükkânı her gün en fazla beş saat açık kalır.

Uşakta, Pide çok sevilir, çok mükemmel yapılır ve yüksek oranda tüketilir.

Uşak restoran ve Lokantalarında Keşkek müşterilere ücretsiz olarak verilir. Her masada acı turşu kavanozu bulunur.

UŞAK’DA EKONOMİ

Uşak birçok konuda ilkler şehridir. Uşaklılar bu özellikleri ile övünürler. Uşak halkı yardım sever insanlardır. Tam bir ege şehridir. Şehrin yerel muziği için “Mustafa Çobanoğlu’nu” dinleyebilirsiniz…

Uşak şehri ekonomik olarak son dönemde hızlı bir yükseliş ve önemli bir büyüme elde etmiştir. Uşak halıları ve Eşme kilimleri tarihi yere sahiptir. Konaklama için her kademede otel mevcuttur.

Şehirde maddi olmayan kültür birliğinin sağlandığı söylenemez.1970 yıllarının çalkantılı siyasi yansımaları nedeni ile şehirde sığ sayılmayacak derecede bölünmeler meydana gelmiş…

1960 yıllarının sonlarında ekonomik sebeplerle yurtdışına bir akın başlamış ve bu akın ancak 1980 yıllarında yavaşlamış. 2000 yıllarına kadar Ekonomik yeterlilik bir türlü sağlanamayınca, buna bağlı olarak maddi olmayan kültür ’dede mecburen birliğe doğru yeterli bir ilerleme sağlanamamış…

Sonunda 2000 yılarından itibaren, Dünyada ve Ülkemizde iyice güç kazanan “Global vahşi kapitalizm” bütün ağırlığı ile insanların üzerine çullanarak “Başar, kar et ’de, nasıl yaparsan yap” kültür parolasını akıllara paslı bir çivi gibi çakarak, bu şehirde ki bazı insanları, öteden beri tabakhanelerde üretilip ihraç edilen derileri yatay bir şekilde ikiye bölünme kurnazlığına taşımıştır.

Aynı parola, yine aynı dönemde bazı insanları, öteden beri ihraç edilen el halıları yerine müşteriye el halısı diye makine halısı göndermenin başarı sayıldığı şark kurnazlığı noktasına taşımıştır…

Elbet bu kurnazlıklar şehir ekonomisine fayda değil zarar getirmiş. Şehirde tabakhaneler kapanmış ve halı ihracatı son bulmuş…

Uşaklı arkadaşım, Doğan İbrahim’le, bir gün seyahat ederken, konu ekonomiden açıldığında şunlar söyledi; Abi eskiden Tabakhaneler cayır, cayır çalışıyordu ve işler çok iyi idi… Bazı gözü açıklar deriyi yatay olarak ikiye bölen makine yapıp derileri bölerek ihraç edince, Uşakta dericilik bitti.

Keza halıda da benze bir kurnazlıkla müşteriye el halısı yerine makine halısı gönderdiler ve O da bitti, böylece ekonomimiz büyük darbe aldı dedi.

Sokakta bulunan insanların hemen hemen hepsi esnafların birçoğunda şikayetçi ve memnuniyetsizdir. Benzer bir örneği bende yaşadım; 2008 yılında bir gün İstanbul’a dönerken ismet paşa caddesinden valiliğe doğru ilerlerken, caddenin sağ yanında yer alan bir bakkal önünde simitler vardı dört tane aldım ve bakkala girip poşet istedim, Adam bende 50 kuruş ta poşet parası talep edince simitleri yerine bırakıp oradan ayrıldım.

TARHANASI OLMAYAN UŞAKLI BATMIŞ DEMEKTİR

“Uşak tarhanası” Türkiye’de ve hatta Dünyada yarışmaya girse, her yönü ile birinci gelir. Uşaklılara sizde tarhana var mı? diye sorarsanız size şöyle derler, Uşakta tarhana yapmayan ev olmaz… Eğer bir ev tarana yapamamışsa! Bil ki O ev batmıştır…

Tarhana için uşakta birçok efsane, söylence, güzelleme ve hikayeler anlatılır. Bunlardan birisi şöyledir;

Uşaklı bir geç askerde grip olmuş, ateşi iyice yükselince revire götürmüşler, Asker revirde “Şimdi Annemin tarhanası olsaydı iyileşirdim! diye sayıklıyormuş, Asker serum yiyip kendisine gelince, sağlık görevlisi askere sen tarhana, tarhana diye sayıklıyordun. Sizde tarhana çok mu önemli, siz tarhanayı nasıl yapıyorsunuz diye sormuş.

Uşaklı asker yoğurttan başlayıp bibere kadar on sekiz tane katığı hızlı hızlı saymaya başlayınca;

Sağlık görevlisi tamam tamam yeter, anlaşıldı bunlar ben yesem ben bile iyileşirim demiş…

MEHMET HOCA İYİCE TERLEYİNCE

Bir sonbahar akşamında beş kişi fazla mesaiye kalmıştık. Acıkınca, en yakınımızdaki Banaz ilçesinde, “Mega Müjde” isimli bir Restoranda, pide sipariş etmeye karar verdik.

Siparişi veren, Birol herkese sordu; Bir mi, bir buçuk mu? söyleyeyim.

Cüneyt benimki bir olsun dedi,

Himmet benimki bir buçuk olsun dedi,

Ben de, bir buçuk olsun dedim,

Sıra Mehmet’e gelince, abi benimki üç parça olsun dedi. Birol’da kendisine bir buçuk pide söyledi.

Yaklaşık kırk beş dakika sonra siparişler geldi.

Yemeğin yarısına geldiğimizde, bizim Mehmet Birol’un kulağına bir şeyler söyledi. Birol yok abi sağ ol dedi. Neyse, Mehmet, Birol’ u birkaç defa dürttükten sonra baktı olacak gibi değil, bu defa Himmet’ e, ya Himmet bu pide bana çok geldi bana yardım eder misin dedi.

Himmet, yok Mehmet abi ben benimkini zor bitirdim deyince,

Mehmet bizim gözümüze baktı ama herkes doymuştu. Mehmet hoca kıvranmaya ve terlemeye başlayınca, baktık olacak gibi değil, bari aramızda bölüşüp bitirelim dedik. Ama tabi bizim Mehmet’le ep iyice bir şakalaşıp gülmüştük… Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, sağlıklı, mutlu ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

http://www.youtube.com/watch?v=6oef7rWTVGY

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…