KAYSERİ SEYAHATİ

BOZKIR’IN MODERN ŞEHRİ “KAYSERİ”

Kayseri, dağların ortasında, geniş bir Anadolu bozkırında kurulmuş, koskocaman bir şehir.

Kayseri merkezinde büyük bir meydana vardır. Kapalı çarşısı bu meydana çok yakındır, ayrıca Kazancılar çarşı’sı ve Vezir hanı ’da bu meydana yakındır, oldukça büyük olan, Kapalıçarşı’da kuyumcular, baharatçılar, halıcılar, kilimciler, giyim ve ayakkabıcılar gibi birçok dükkân bulunmakta. Kapalıçarşı’da oldukça renkli ve hareketli bir ticari hayat sürmektedir. Çarşının meydana bakan tarafında bulunan çok sayıdaki dükkanlarda pastırma ve sucuk satın alabilirsiniz.

Kayseri’nin merkezinde gezerken mevcut tarihi yapılarda, Selçuklu ve Osmanlının ayak izlerini yakında görürsünüz.

Şehirle birleşmiş ve artık merkezi ilçe olmuş, Talas ilçesi, sırtını dağa yaslamış ve yüksek bir konumdadır. Burada şehri kuş bakışı izleyebilirsiniz. Talas ilçesinde geçen yol, 25 km sonra, Erciyes dağına ulaşır. Erciyes dağı hem kışın kayak merkezi ile ve hemde yazın Tekir yaylası gibi yerlerde yayla turizmi ile şehre önemli katkılar sağlamaya devam etmektedir.  Dağın eteklerinde, özellikle de, Develi ilçesi yolu üzerinde, otel ve yöresel ürünlerin satıldığı dükkanlar bulunmakta.

Kayseri

LÜKS VE MODERN DÜŞLER 

Çocukluğumdan bu yana, gezdiğim ve bildiğim, Kayseri şehrinin eski halini gün gibi hatırlıyorum. Şehir geçmişinde oldukça uzaklaşmış ve neredeyse tüm bağlarını koparmış durumda. Tarihi olan her şey lüks ve modern olanla değiştirme yoluna gidilmiş. Değiştiremediklerini ise yeni yaptıkları (sözüm ona) modern binalarla boğup bunalıma terk etmişler.

Lüks ve modern aşkına, şehrin hafızası süpürülüp yerle bir edilmiş.

Örneğin, sermaye gücünü göstermek (Öyle ya günümüzde sermaye her şeyden daha önemli) için çok sayıda gökdelen konutlar inşa edilmiş, Kale çevresindeki tarihi ve merkezi ticarete ev sahipliği yapan binalar ve sokaklar yok edilmiş.

Kayseri de yeni bina yapacağız diye, şehrin kimliği ve geçmişin renkleri ile gölgesi yok edilmiş.  Geçmişte yaşamış insanların izleri silindiği için, şehrin ruhu yok olma yoluna girmiş gidiyor.

Velhasıl şehrin, fiziki yapısı, kültürü, tarihsel yapısı ve yaşanmışlıkları kaybolduğu için,

Artık Kayseri’de düşe dalmak ve mutlu olmak imkân dahlinde çıkmış ne yazık ki… O güzelim şehre yazık edilmiş gibi geliyor bana…

Dünyanın her yerinde ve her medeniyette ifade edildiği gibi, “mutlu olmak için”  lüks ve modernlik yetmez. Eğer tarih, zanaat ve sanaat yoksa…

Kayserililerin, azda olsa bir kısmı kendilerini, “iş bilirlikle, pratik zekalılıkla, çalışkan ve ticari başarı” kavramları ile tanımlayıp övünürler, bu maharetlerinin anadan doğma olduğunun anlatırlar. Galiba bunlar yetmiyor olmalı ki, sonuç yukarıda ki gibi tezahür etmiştir…

Kayseri

“AZ KURU FASULYE” VERMEDİ

28 Ağustos 2012 günü öğle saatlerinde, Kayseri şehir merkezinde geziyordum, acıkınca lokanta aradım ve çok geçmeden bir lokanta buldum. Yemeklere baktım ve kuru fasulye yemeye karar verdim, masaya oturdum.

Garson geldi, ne yemek istersin diye sordu; Bende “Az kuru fasulye bir porsiyon pilav dedim.” Garson biraz durakladı ve şöyle dedi. “Abi az kuru fasulye veremiyoruz! eğer istersen tam porsiyon vereyim dedi.”

Tamam, tam porsiyon olsun dedim, garson yemekleri getirdi, yemek yerken “Acaba neden az kuru fasulye satmıyorlar” diye düşünmeye başladım. Yemeğimi bitirince kasaya ödeme yapmaya gittim.

Hesabı alan, abi lokantanın sahibi imiş, O abiye, İstanbul’da, az kuru fasulye veriyorlar, ama burada adet (gelenek) değil galiba deyince, adam biraz gülümsedikten sonra şöyle dedi;

“Yok be abi, ondan değil, burada birçok müşteri, gelip az kuru fasulye ile iki sepet ekmek yiyip gidiyor..! E zaten, az kuru fasulye 2-TL, adam iki sepet ekmek yiyince ödediği para, bırakın fasulyeyi… yediği ekmeği bile karşılamıyor.

Biz masaya getirdiğimiz ekmek için, para almıyoruz, hal böyle olunca zarar ediyoruz. İşte bundan dolayı, ”Az kuru fasulye veremiyoruz” kusura kalma dedi.

Bünyan/Sultanhanı

GEZİLECEK YERLER

Şehir Merkezi: Şehrin tarihi surları Cumhuriyet meydanında bulunmaktadır ve burada bir Kale yer almaktadır. Kale iki kısımdan ibarettir; dış sur ve burçlardan meydana gelen dış kale ve iç kale yapısındadır.
Şehir merkezinde bulunan Ulu Cami, Kurşunlu ve Kale camileri kentin önemli camileridir. Merkezde modern binalarla boğulmuş çok sayıda kümbetler bulunmaktadır. Yine şehir merkezinde bulunan Sahabiye, Hunat, Seraceddin, Köşk ve Hatuniye Medreseleri,  Kapalı Çarşısı,  Atatürk Evi, Kent Müzesi, Mimar Sinan Müzesi, Güpgüpoğlu Konağı ve Etnografya Müzesi gezilecek yerler arasındadır.

Kültepe Ören Yeri: Kayseri-Sivas karayolunun üzerinde yer alan ve yüksekliği 22 metre olan bu höyükte yapılan kazılarda Kültepe’de, Asur, Genç Hitit, Roma ve Pers Dönemlerine ait eserler ve bulgular ele geçirilmiştir. Bu eserlerin en önemlileri Asur dilinde yazılmış çivi yazılı tabletlerdir. Bunlar Anadolu’nun en eski yazılı belgeleridir

Erdemli Vadisi: Kayseri-Adana yolu istikametinde, Kayseri’ye 70 km. Uzaklıktaki Erdemli vadisi içerisinde manastır, kiliseler ve kaya mekanları görülmeye değerdir. 50’ye yakın kaya kilisesi ve mağaranın bulunduğu Soğanlı Vadisi önemli bir turistik merkezdir.

Sultanhanı Kervansarayı: Kayseri-Sivas karayolunun 50.km.de bulunmaktadır. Selçuklu zamanında yapılmıştır. Kervansaray kapı süslemesi ve iç mimarisi ile ön plana çıkmıştır.

Karatay Kervansarayı: Bünyan İlçesi, Karadayı köyünde bulunan Kervansarayı 1255 yılında Selçuklu vezirlerinden Celalettin Karatay yaptırmıştır. Türbe ve sütunlarındaki kabartmalar Selçuklu taş işlemeciliğinin güzel örneklerindendir.

Kara Mustafa Paşa Kervansarayı: İncesu ilçesinin merkezinde bulunan ve camisi, medresesi otuz dükkânlı alışveriş yeri ile bir külliye olan bu eseri, 1660 yılında Osmanlı vezirlerinden Merzifonlu Kara Mustafa Paşa yaptırmıştır.

Şelale: Yahyalı İlçesine 76 km. Uzaklıkta olan ve boyları 30-50 metre arasında değişen yedi ayrı dizi halinde akan Yahyalı Şelaleleri görüntüsü ile insanları büyüleyen bir tabiat harikasıdır.

Pınarbaşı

“DOKUZ DOLAMBAÇ” MEVKİNDE “DİKKATLİ OLMAK”

21 Ekim 2010 tarihinde, Batman şehrinden, İstanbul’a dönüyordum, Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine vardığımda, hava kararmıştı, İlçedeki yol üstü lokantasında, durup dinlendim ve yeniden yola çıktım. Yalnız başıma yolculuk yapıyordum.

Tomarza ilçesinin yol ayrımına yaklaşmıştım ki; Kendimi aniden, bölünmüş yolun ortasındaki kanala uçmak üzere iken, adeta uçarken de arabaya hâkim olmaya çalıştığımı… Arabanın yolda fır döndüğünü, en sonunda yolun sağ tarafındaki tarlaya girip dura bildiğimi, Şoktan çıktıktan epeyi bir zaman sonra hatırlayabildim…

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…