TÜRKMENİSTAN SEYAHATİ

TÜRKMENİSTAN SEYAHATİ

TÜRKMENİSTAN NEDEN ZİYARET EDİLMELİ ?

Seyahat etmek..! Sizin için; Dünyayı daha yakında, tanımak ve farklı yerleri görmek ise? Türkmenistan’ı gezip görmek çok faydalı olur.  Hatta Türkmenistan’ın ilk ziyaret edilecek yerlerden olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Bir gezi tutkunu olarak… Ülkemizdeki iç seyahatlerimi bitirmiştim… Ve yurtdışı gezileri planlarken, önüme bir Türkmenistan yolculuğu çıkmıştı! 30 Ocak 2012 tarihinde, üç buçuk saatlik bir uçak yolculuğu ile Türkmenistan’ın başkenti, Aşkabat’a ayak basmıştık.

Aşkabat’a indiğimizde, gece yarısı idi. Yol arkadaşım, bu kentte her şey bembeyazdır ve gece burası adet bir uzay üssü gibi ışıklıdır… Demişti. Hakikatinde gece görüntü öyle idi… Ve sabah olduğunda şehri gezmeye başlamıştık.

TT (3)Aşkabat

AŞK ŞEHRİ ! “AŞKABAT”

Sabah saat sekiz bile olmamıştı ki, biz sokakları turlamaya başlamıştık. Bize, “Kıvanç” kardeşim rehberlik etmişti. Merkezi bir yerde durarak, bir fırında üçgen şeklinde yapılmış içinde kuzu eti ve soğan olan çok lezzetli SOMSA aldık.

Beş gün kaldığım, bu şehirde, gördüklerim ve duyduklarım kısaca şöyle;

Trafik sağdan işliyor. Sivil arabaların çoğu taksi hizmeti veriyor… Arabaların çoğu lüks… Trafikteki arabaların hepsinin dışı pırıl, pırıl temiz, bizi gezdiren, şoför Bekir, trafikteki arabaların kirli olması halinde, polis durdurup ceza yazıyor, onun için her arabanın bagajında mutlaka bir kova ve sünger vardır dedi… Bekir bu ülkede yabancıların araba kullanmasının yasak olduğunu söyledi. İklimi kışın çok soğuk yazın ise, çok sıcak olması sebebi ile otobüs durakları, klimalı ve kapalı yapılmış.

Binalardan, sokak ışıklarına kadar her yapısı beyaz..! Yolları oldukça geniş ve düzgün. Şehrin her yanında çok sayıda heykel var. Gezilecek çok sayıda yer ve mekân var. Her yanı temiz ve düzgün bir şehir. Şehrin görüntüsünü bozan tek şey; Belki de… SOVYET mimari anlayışı ile dev bloklar halinde yapılmış, adeta hayvan “Besi Ahırına” benzeyen renksiz, soğuk ve insanlık dışı bu yapılardır…  Bu “Besi Ahırları (‘)” Az da olsa halen konut olarak kullanılmaktadır.

Şehrin çöpçülerinin hepsi kadın. Türkmence, bizim konuştuğumuz dilin hemen hemen aynısı, kısa bir süre sonra, her Türkmence sözü anlar oluyorsunuz… Aradaki fark için, şöyle bir örnek verebilirim; Biz “Eczane” derken, Türkmencede “Dermanhane” deniliyor. Dikkat çekebilecek bir cevap kelimesi ise şöyledir; Mesela, bir kişi diğerine seslendiği zaman; “Efendim” kelimesi yerine AAUUUU deniyor. Bu kelime de Anadolu’nun büyük bir kısmında aynen kullanılmaktadır.

Gittiğimiz her mekânda, Türk televizyon kanalları açıktı… Arabalarda Türkçe müzik sesi yükseliyordu. O tarihte her yerde “A MİNUTE” “VAN MİNİT” şarkısı çalıyordu.

Restoran çalıştıranların hemen hepsi, Türkiye’den gitmiş kişiler… Bu ülkede Restoranda tabağınızda yemek kalırsa, siz çıkarken paket halinde teslim ediyorlar. Bu bir gelenek olduğu için lüks restoranlarda da uygulanmaktadır… Yeme içme konusunda sıkıntı yoktur. Türkmen yemekleri daha çok; Et’e ve Pilava dayanıyor…

Sokakta sigara içmek, kesinlikle yasak. İhlal edilmesi halinde, Polis yakalarsa! Kesinlikle affetmiyor ve Polis merkezine götürüyor…

Yayvan ve gergin bir çarşafı andıran, bozkırın üzerine, kurulmuş, bu şehir, İran sınırına çok yakındır. “Aşkabat” İsmi, Aşk şehri anlamına gelmektedir. Eski Aşkabat 1948 depremi ile yerle bir olmuştur! Bu sebeple, eski Aşkabat’ta iz kalmamıştır.

Nüfusu yaklaşık 800 bin civarındadır. Ülkenin geneline hâkim olan, çok sert karasal iklim, Aşkabat’ta da aynen hüküm sürmektedir. Bu sebeple gezmek için, en uygun zaman; Bahar aylarıdır.

Vatandaş olmayan yabancılar, gece  en son saat 23:00’e kadar sokakta gezebilirler. Bu saatte sonra sokakta yakalanan yabancılar sınır dışı edilebiliyor..!

TT (2)Aşkabat

TÜRKMENİSTAN NASIL BİR ÜLKE ?

Türkmenistan’da kaldığım süre içinde özel olarak öğrendiklerimle birlikte, Türkmenistan’ı, kısaca şöyle tarif edilebilirim;

Türkmenistan denilince, aklıma ilk gelenler;

“Karakum Çölü, Amuderya Irmağı, Karakum Kanalı, Pamuk, Petrol, Doğalgaz, Halı, Ahalteke At’ları, İki telli Dutar, Tunç yüzlü Türkmenler, Ünlü şair Mahtumkulu, Merv Şehri ve Selçuklu Devleti…”

Türkmenistan’ın nüfusu 5 milyon ve beş vilayeti vardır. Para birimi,“Manat”dır. Türkmenistan’da 1991 yılında bağımsızlık ilan edildikten sonra; Elektrik, Su, Doğalgaz, Sağlık ve Eğitim bedava. Ayrıca her ailenin, ayda 120 Litre benzini, bedava alma hakkı vardır.

Ülkenin %80 i Karakum çölü ile kaplıdır. “Öyle bir çöl ki!” Renksiz, Hissiz ve Merhametiz bir çöl..! Çıldırtıcı bir sessizlik içinde alabildiğine uzanır, ülkenin bir ucundan, diğer ucuna kadar…

Boz örtülü, bu kızgın çölün üstü, yaşam hakkı vermezken..! Altı zenginliklerle dolu.  Bu derin, yeraltı zenginlikleri, Türkmenistan’a adeta can vermektedir…

Tarıma elverişli alanların, kısıtlı olması sebebi ile Tarım yapmak ve tarım ürünleri yetiştirmek, öylesine önemli ki..! Bu önemin canlı tutulması için; Kavun ve Buğday bayramı, resmi olarak ilan edilmiştir, bu ülkede…

Kırmızı etleri çok tuzlu, çünkü bitki örtüsünde, tuz oranı çok yüksek. Sert iklim ve tarıma elverişli alanların, kısıtlı olması sebebi ile ülkede, Tavuk yetiştirmek çok zor ve maliyetli, bu sebeple, Tavuk eti, kırmızı etten, daha pahalı…

Türkmenler, uzun süre yaşadıkları, zorluklara rağmen, gelenek ve göreneklerini, günün şartlarına uygun olarak devam ettiriyorlar…  Mesela; Her Perşembe ve Cuma günleri, ölmüş atalarının ruhuna hediye etmek için pilav pişirip komşularına dağıtmaya devam ediyorlar…

Türkmen kültüründe, tarih boyunca; “Halı” ruh, “At” ise kanat’tır. Türkmenler, bu ruhu yaşatan Kadınlarını ve Çölün Kanatlı Atlılarını; Her şeye rağmen, Aşkla çaldıkları iki telli “DUTAR”la,  gökyüzüne haykırmaya ve kendi yalnızlığına gömülmüş, Karakum çölünün sonsuzluğuna, seslenmeye devam ediyorlar…

Kadınların evli yâda bekâr olduklarını giyimlerine bakarak anlayabiliyorsunuz. Şöyle ki;

Saçı örülmüş olanlar öğrenci,

Başına takke takmış olanlar bekâr,

Başını eşarpla bağlamış olanlar ise evli kadınlardır. Türkçede “Evlendi” anlamındaki “Başı bağlandı” sözü de, zaten buradan gelmektedir. Başörtüsüne “Yağlık” diyorlar. Bu kelime Anadolu’nun birçok yerinde aynen kullanılmaktadır…

Başkanlık sistemi ile yönetilen, ülkenin ilk Cumhurbaşkanı; Saparmurat Türkmenbaşı’dır. İlk cumhurbaşkanın vefatından sonra, başkanlığa; Kurbankulu Berdimuhammedov seçilmiştir ve halen görevdedir.

İlk başkan, Rus sömürüsünde kurtulmak için, elinden geleni yapmışken, şimdiki başkan Rus sömürüsünde pek de rahatsız değil… Elinde geldiğince, ülkeyi yeniden Rusya’nın boyunduruğuna geçirmeye çalışıyor… Bunu ’da adım adım gerçekleştiriyor. Göreve geldikten sonra, Rusya ile doğalgaz anlaşması yaptı, doğalgaz kazancının çok cüzi bir miktarına razı oldu ve aslan payını, Rusya’ya verdi. Yani Türkmen gazının kaymağını Rusya yiyor. Bu sözleşmeden sonra, sırtını Rusya’ya dayayan Bedrimuhammedov, ilk başkanın yaptığı her şeyi, yıkıp, yok etmeye devam ediyor… Rusya, Sovyet zamanında Sosyalizm adı altında “Besle ve sömür” politikası güdüp burayı sömürmüştür. Şimdi ise, sadece “Sömürme” politikası yürütüyor. İşte şimdiki Türkmen yönetimi de, buna yardımcı oluyor…

Ruslar, Sovyet döneminde, sömürgesi yaptığı, ülkelerin halklarını tam bir “Beynamaz” yapmak için; öncelikle onları uyuşturucu bağımlısı yapmışlar. Sonra tembelliğe alıştırmışlar. Geçinmenin yolu olarak da, “Rüşveti” tam bir gelenek haline getirmişler. Rusların bu yöndeki uzun soluklu planları tam olarak tutmuştur. Bunu sokakta ve iş sahalarında, çok açık olarak görmek mümkün. Azıcık gözlemlemek yeterli.  Zaten herkes anlatıyor, gözlemlemeye bile gerek yok. Birçoğu, Leyla gibi geziyor. Birçoğu da, Tam bir, Tunç yüzlü, “MANKURT” olmuş…

Bu ülkeye girişler, Vizeye tabi ve vize alma süresi en az 45 gündür…!

TT (5)Aşkabat

AT’LAR AĞLAR’MI ?

İstanbul, Beşiktaş’ta uzun süre çalışmış ve Türkiye Türkçesini tam konuşan, Tagan Geldiyev ile Türkmencede “Bahtköşkü” denilen, Nikâh Dairesinin önünde oturup, atlar hakkında konuşmuştuk. Tagan, şunları anlatmıştı;

“AHALTEKE” Dediğimiz atlarımız, bizim için bir yaşam güvencesidir… Hayal ettiğimiz her yere ulaştıran demektir. Atımız yoksa veya o düşünceye kapılırsak, kendimizi tipiye saplanmış ve çaresiz hissederiz.  Atımız varsa ve biz ona binmezsek bile, sırtımızda kanadımızın olduğunu düşünür, güven içinde, mutlu yaşarız…

Atları öven atasözlerimiz dahi vardır. Tagan, gözümün içine dikkatle bakarak, aşkla.! sözünü şöyle sürdürdü; Rıza abi, atlarımız bize çok bağlıdır. Sadece dili yoktur. Mesela biz üzülsek, atımız bunu hisseder ve oda üzülür. Bunu her halinde görür ve yaşarız. Eğer ki, biz mutlu isek, o da sevinir ve kişner. “Biz ağlasak, atımız da bizimle ağlar.” Rıza abi, bunu abartmıyorum… Gerçek bu… İstersen başkalarında sorabilirsin dedi…

TT (4)Aşkabat

ÜSTÜ KIZIL ALTI KARA SOVYET wordpress İZLERİ..!

Türkiye’de gelip, burada iş yapan, Hüseyin ve Çağlar kardeşim, bizi ve birçok arkadaşını 02 Şubat 2012 Perşembe akşamı, yemeğe davet etmişti. Restoranda özellikle, Türkmenistan üzerine sohbet ettiğimiz, Azeri Türkü olan, Kazım abi ve Türkmen vatandaşı, Beşim, “Sovyet Rusya’nın” Türkmenistan’da bıraktığı izleri şöyle anlattılar;

1948 yılındaki, Aşkabat depremi, doğal bir deprem değildir..! O günleri yaşayanların bir kısmı halen hayattadır. Bunu açık açık anlatıp dururlar ama seslerini duyuramazlar. Bizler bunları aile içinde anlatırız. Büyüklerimizin bizlere anlattığı gibi… Ruslar yer altında “Atom Bombası” denemesi yaptılar ve böylece suni bir deprem yaratarak, Aşkabat’ı yerle bir ettiler..! Sonuç olarak suni bir depremle, Türkmen nüfusunu, azalttılar ve aydınlarının tamamını yok ettiler… Türkmenistan’ın geri kalması ve Türkmenlerin Rusya’ya bağımlı kalması için elinde gelen her şeyi yaptılar… Atom bombası denemesi ile yerle bir edilen, Aşkabat’ta, Türkmen izlerini, tamamen silmek için, Aşkabat’ı çok uzun süre yasak kent ilan ettiler. Böylece Dünyanın gözlerinde uzak olarak, tüm tarihi binaları silip süpürdüler…

Rusların yaptığı zulümler, halkta öylesine travmalar meydana getirdi ki;  Bu ülke geçmişini unutmuş ve ruhunu halen bulamamış bir ülkedir… Öyle ’ki Ruslar düşünmeyi dahi yasakladılar… 1917 ihtilalinden sonra, ilk iş olarak Aşkabat’a bir Şarap, birde Bira fabrikası kurdular, siz içip uyuşun, müptela olun, biz sizin yerinize düşünürüz diyorlardı… Dediklerini de yaptılar. İşte görüyorsunuz sokaktaki insanların halini… Biz biliyoruz ki, halkın büyük bir çoğunluğu; Tam bir “MANKURT” olmuş, mecnun gibi geziyor…

Sovyet Rusya zamanında, Türkmenlerin adı duyulmasın, Dünya Türkmenistan’ı tanımasın diye, ve Türkmenlerin fakir kalması için, Türkmen halılarının ihracatını dahi yasakladılar. Bu gün bile, Sovyet Rusya’nın tortuları halen devam etmektedir. Halıların ihracatı, halen yasak durumdadır.

Rus milleti tam bir sömürgeci kültürü ile yoğrulmuştur. Bu bölgede kendilerinden başka bir devlete asla tahammülleri yoktur. Bugün dahi, Büyük Selçuklu devletinin, isminin anılmasında rahatsızlar. Sovyetler zamanında, Selçuklunun adını anmak dahi yasaktı. Selçuklu devletinin tüm izlerini silmek için, Onun başkenti olan “Merv” şehrini yerle bir ettiler ve “Merv” şehrinin adını unutturmak için de, yakın bir yere, yeni bir şehir kurdular, adına da “Mari”  Dediler.

Ruslar 1881 yılında 28.000 Türkmen’i boğazlayarak, burayı Rusya’nın sömürge toprağı haline getirdiler. 1941 yılındaki 2.Dünya savaşında Türkmenleri kasten cephelere sürdüler ve kırdırdılar.

Sovyet Rusya zamanında bizim devlet kütüphanesinde, Türkmenistan’ın nüfusunda daha fazla kitap vardı. Ama tek bir kitap yasaktı. Ve bu kitap kütüphaneye bir türlü sokulmamıştı..! O da “DEDEKORKUT HİKÂYELERİ” kitabıdır.

Ruslar, öylesine sömürgeci ve öylesine, Emperyalist ırkçı bir millet ki..! Bir hikâye kitabı için dahi tedbir almışlardı. Dışarıda olanlar, Rusları özgürlükçü sanıyorlar… Hiç öyle sanmasınlar, gelip vahşeti yaşamış olan, bizlere, sorsunlar da gerçeği öğrensinler… Rusların görüntüsü başka, gerçeği başkadır. Bunlar, NAZIM HİKMET ’i bile uzun süre kandırmayı başarmış bir millettir… NAZIM HİKMET son dönemlerde gerçeği anladığında, iş işten geçmişti…

Zaten buralarda, hiçbir zaman Sosyalizm yaşanmadı… Ayrıca Sosyalizmin bir sömürü aracı olarak kullanıldığını, Lenin kendi ağzında itiraf etmiştir. Lenin’in bu itirafı belgelidir. Şöyle ki; Sovyet ihtilalinden sonra bir “Tatar” heyeti, kendilerine ihtilalden önce verilen muhtariyet sözünün gerçekleşmesi için Lenin’le görüşmeye gitmişler. Lenin, Tatar heyetine Muhtariyet hayaldir. Sosyalizm ise bir hâkimiyet sistemidir… “Eğer Kızıl yıldızı kazırsanız, altında kara bir hâkimiyet çıkar” Aklınızı başınıza toplayıp, evinize dönün diyerek azarlamıştır. Daha sonra, Sibirya’ya sürülerek toptan yok edilen, Tatarların akıbetini herkes biliyor… Anlatmaya gerek yok… “ Yani,  “Sosyalizm diye yutturulan”, Bu sistemin “Üstü kızıl, altı ise kap kara, bir vahşettir.” Dediler…

Son olarak, Kazım kardeşim şu önemli ve tarihi sözlerini söylediğinde! Doğrusu adama baka kalmıştım..!  Bak Rıza abi, Dünya insanları sanıyor ki Rusya’da işçi sınıfı devrim yaptı..! Yok böyle bir şey… Rusya’da adına Sosyalizm denen bu vahşet sistemini, Dünyanın O zamanki Para babaları yaptılar… 1917 Yılında yapılan bu ihtilalin, en büyük destekçisi ABD’li  “ROCKEFELLER” ailesiydi… Bunu burada herkes konuşuyor ve biliyor…. Rockefeller ailesi, Rusya’daki Oligartlarıda yanına alarak, bu ihtilali planladılar ve büyük para destekleri verdiler… Bu planı yapmalarının ve desteklemelerinin sebebi ise; Dünya sistemine bir denge gerekiyordu. Rusya daki alt yapı da mevcuttu, Lenin’i Fransa’da getirip, Böylesine üstü kızıl yıldızla kapatılmış, bir vahşet sistemi kurdular… Rıza abi, sonuç olarak  Kapitalist denen sistemi’de Sosyalist denen sistemi’de Dünyanın büyük Fonları yönetmektedir… Acı olan bize yapılan kötülüklerdir… Kazım kardeşimin anlattığı, bu büyük tarihi olaya hemen inanmadım, Komplo teorisidir diye düşündüm. Sonra konunun günümüzdeki örneklerine bakınca bu gün SOROS’un da aynı şeyleri yaptığı açık ve herkes biliyor…  Peki Bu gün SOROS amcamız bunu açıkta yapıyorsa? O gün de “ROCKEFELLER” ailesi yapmış olması gayet olağan… Eğer ki Sosyalizm denen bu sistemi, büyük para fonları yerine İşçi sınıfı yapsa idi bu sistem kendini yiyen bir vahşet sistemi olmaması gerekirdi…

TT (1)Aşkabat

MAHTUMKULU ÖNEMLİ VE ÜNLÜ BİR ŞAİR

Türkmenler köken olarak, Oğuz boyu mensubudurlar, inanış ve kültür özelliklerinin, farkını belli etmek için, kendilerine Türkmen denilmiştir. Hangi özelliklerinden dolayı, Türkmen denildiği, konusunda birkaç tane görüş vardır…

Örneğin; Prof.Dr.FARUK SÜMER “OĞUZLAR” isimli kitabında “Müslümanlığı ilk kabul eden, Türklerin diğer Türk boylarından, farkını belirtmek için, Türkmen adının kullanıldığını ileri sürmüştür.”

“Türkmen” adı, yazılı kaynaklarda, ilk defa; Kaşgarlı Mahmut’un yazdığı, “Divanü Lügati’t-türk” adlı sözlükte yer almıştır.

Türkmenlerin, konuşma dili, tarih boyunca, Türkçe iken, yazı dili olarak belli bir süre “Çağatayca” dilini kullanmışlardır. Türkmenceyi, yazı dili olarak, İlk defa, Türkmen şair, MAHTUMKULU şiirler yazarak kullanmıştır. Böylece Türkmence, yazı dili olarak, tarihteki yerin almıştır. Ünlü Türkmen şairi Mahtumkulu, Türkmence lehçesinde, şiirler ve edebi yazılar yazmış. Bu sebeple, Mahtumkulu, Türkmenler için, çok önemlidir…

Türkmenlerin ünlü şairi, “Mahtumkulu” 1733 ile 1797 Yılları arasında yaşamıştır. Üç dil bilen şair, şiirlerini gerçek hayata dayandıran ve akla önem veren bir anlayışın sahibi idi.  Türkmen klasik edebiyatının yapılanmasına öncülük etmiştir. Mahtumkulu, yaşamı boyunca, insanlık için ve kendi halkı için, faydalı işler yapmış, bir halk şairidir. Hayatta faydalı işler yapmayı, diğer insanlara da önermiştir. Bu önerisini, bir şiirinde, şöyle dile getirmiştir.

Mahtumkulu dünya düştür,

Düş görürsen sonu hiçtir,

Cihanda yaman iştir,

Kuru gelip, boş gitmek.

Mahtumkulu, kendi kökenini ise; Bir şiirinde, şöyle ifade etmiştir.  “Önün İran ise, arkan Turandır.”

SOSYAL FAŞİZM EN SONUNDA İSPAT EDİLDİ !

Dünyadaki, faşizm uygulamalarının yakın tarihine bakıldığında;

ABD’nin zenciler uyguladığı faşizm; Köleliğin devam etmesi için, bir üstünlük vahşeti içeren, Irkçı ve sömürü amaçlı, faşizm uygulamasıdır…

İngilizlerin Güney Afrika’da uyguladığı faşizm; Bir üstünlük iddiası ve köleliği sömürü amacı içeren, Irkçı ve Sömürge faşizmi uygulamasıdır…

Hitler’in uyguladığı faşizm; hem üstünlük iddiası içeren hem de, ideolojik haklılık iddiası ve savaş içeren, Irkçı ve ideolojik faşizm uygulamasıdır…

Rusların, Sovyetler döneminde sömürgeleştirdikleri halklara uyguladığı faşizm ise; Sömürge amacını gerçekleştirmek için, üstü kapalı bir emperyalist faşizm uygulamasıdır… Üstü bir kızıl yıldızla kapatıldığı için, adına sosyalizm denmiştir. Lenin’in de kendi ağzı ile itiraf ettiği gibi, uygulanan sistem aslında, bal gibi emperyalist faşizmdir ve amaç sömürüdür.

Sovyet Rusya’da uygulanan bu sistemi, Sosyalizm diye, 1970 yıllarında, canı pahasına savunan, Türkiye deki bazı sol akımlara ve onun gençlik yapılanması olan,”İlerici Gençlik Derneği üyelerine”; O dönemdeki başka bir sol gurup olan Halkın Kurtuluşu adındaki solcular SOSYAL FAŞİSTLER diyordu..! Bu karşıt akımlar her yerde biri birine girip, bir türlü anlaşamazlardı. Nihayet Sovyetler Birliği dağılınca, Doğu Almanya’da yayın yapan “Bizim Radyo” nun aldığı destekler kesildi ve Bizim Radyo sustu.

Ayrıca Sovyet Rusya’da, bu akımın yöneticilerine yapılan destekler de kesildi. Bu akımın yöneticileri aç ve açıkta kaldılar. Böylece soluğu Türkiye’de aldılar. İşte bu akımın yöneticileri sonraki süreçte, “Saç öne dökülüp, kel ortaya çıkınca”, Rusya’nın uygulamalarının Sosyalizm olmadığını itiraf etmek zorunda kaldılar ve kandırıldıklarını iddia ettiler… Böylece Sovyet Rusya’da uygulanan sistemin; Sosyalizm değil..! Emperyalist SOSYAL FAŞİZM olduğu ispat edilmiş oldu… Türkiye’de, bu akımın temsilcilerine ve sevenlerine KAHROLSUN SOSYAL FAŞİSTLER diyen sol gurup ise, bu iddiasından dolayı haklı çıktı… Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, Sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

http://www.youtube.com/watch?v=UgYz3QW4QAk

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…