MERSİN SEYAHATİ-1

KIRSALIN EFENDİLERİ!

Dağların, denizle kardeş olduğu, memleketlerden birisi olan… Mersin şehrinde; Çok renkli ve canlı bir yaşam sürmektedir…

Mersin şehri; Kırsalın efendilerinin yaşadığı şehirdir…  “Mersin”  “İsmini bir Oğuz-Türkmen aşiret beyi olan, Mersin beyden almıştır…”

“Kırsalın Efendileri” olarak kabul edilen… Yörükler; Mersin örneğinde, Geçmiş zaman yaşamı ile günümüzün modern yaşamında, tam bir sentez meydana getirerek. Kültür zenginliğine yeni bir renk daha katmışlardır…

Yörüklerin, Tarih boyunca sürdüre geldiği; Yaşam biçiminin, Dünya’da bir örneği yoktur… Yörük-Türkmenleri Anadolu’da ve Dünya coğrafyasının %30’da, ayak basmadık yer bırakmamıştır…  Zaten;  Anadolu’da Yörük-Türkmen kültürü olmayan, bir yer bulmak, hemen hemen imkânsızdır…

“Nazlı Bebeğini” dahi, yürürken sırtında uyutan..! “Yörük Kadınları” “Şefkat dolu, çiçekli sinesi ile Tarihin duygusal ve beyaz insanlık sayfalarında, yerlerini almışlardır…”

Bence “Yörük” demek? “Tarih sahnesinde, ayakta kalmak demektir…” İşte..! Bu sebeplerle Yörükler, Dünya üzerinde, insanoğlu ile ilgili kalem oynatan, herkesin ilgisini çekmiştir.  Bundan sonrada çekmeye devam edecek diye düşünüyorum…

AN (5)Erdemli

MERSİN EN KOLAY NASIL GEZİLİR?

Orta Akdeniz Bölgesinde, deniz’i sarmalayan, bir hilalin parçası bu efsane şehrin, dağlarında, hışımla dolaşan sert rüzgârlar, hiç eksik olmaz… Mersin’in neresinde olursanız olun, güzellikleri anlatmakla bitmez..!

Bu sebeple;

Gelin biz şimdi, Mersin şehrinin en kolay nasıl gezilebileceğini, dilimiz döndüğünce, bir şerit misali, anlatmaya çalışalım. Mersin şehrini, bir solukta anlatmak olanaklı değil ve bir çırpıda, gezmek mümkün değil. Buna rağmen en kolay gezilecek şehir burasıdır…

Mersin’i en iyi ve en kolay gezme yöntemi; Geziye Tarsus ilçesinde başlamaktır… Mersin şehrinde gezerken, yaklaşık 300-Km. efsanelerle dolu, sahil şeridinde seyahat edersiniz. Dağları üst perdede dinlemeye susarsınız ve bir yere oturup, bir film misali temaşaya durursunuz…

Bu uzunluğun en az üçte biri doğal kumsallarla ve efsanevi dağlarla çevrilidir. Bu kumsallarda, doyumsuz deniz keyfi yaşayabilirsiniz. Eğer ki; Bu seyahate Tarsus da başlarsanız, geride bırakacağınız unutulmaz yerler sırasıyla; Tarsus, Mersin, Erdemli, Silifke, Mut, Aydıncık, Gülnar ve Anamur.

AKDENİZ MÜZESİ TARSUS:  Tarsus’ta sokakları uzun, uzun ayrıntılı olarak gezmek ve Tarihi hanların içine girip, ziyaret etmek gerekir. Büfelerde limonata gibi satılan “Şalgam Suyu” içmek bir yöre gereğidir…

Tarsus ilçesi, Dünyada ve ülkemizde en az, Mersin kadar tanınan, önemli bir tarihi şehirdir. Tarsus’un eski sokakları, adeta bir müze gibidir…

1970 Yıllarında Tarsus ilçesinde, Berdan Barajı inşasında çalışırken ve daha sonraki zamanlarda, Tarsus ilçesinin her yanını, gezme şansını elde etmiş birisi olarak… Tarsus’ta gezilip görülecek yerleri, şöyle sıralayabilirim…  “Tarsus’un eski evleri, Şahmeran Hamamı, Kırk kaşık Bedesteni, Klopatra kapısı, Kubat paşa Medresesi, Antik Yol, Roma Tapınağı, Gözlü kule Höyüğü, Tarsus Müzesi ve Yedi uyuyanlar mağarası”  Bu mağara; Tarsus’un kuzey bayı yönünde 10-Km uzaklıktaki “Dedeler” köyündedir.

Tarsus’ta “Cetvel” Semti şehri ikiye bölen bir çizgi halindedir ve yörede ünlüdür. Orada genellikle Urfa Siverekliler yoğun bir şekilde yaşarlardı…

1970 Yıllarında, Tarsus’ta “Şalgam suyu” Büfelerde ve seyyar satıcılarda, limonata gibi satılırdı. İnsanlar günün her saatinde, bir bardak şalgam suyu içip, yoluna devam ederdi…

O dönemde Tarsus’ta çok sayıda sinema vardı. Hafta sonlarında, sinemaların birinden çıkıp diğerine giderdik… Birde unutamadığım, Bol kepçe “ŞAR LOKANTASI” vardı.

Tarsus’ta CEZERYE çok iyi yapılır… Meğerki; CEZERYE almak isterseniz. “HALİM ŞEKERCİOĞLU” nu ziyaret etmelisiniz. İlçenin hemen merkezinde “Mersin Cad.No:21’de bulunmaktadır.” Telefonu: 0532 423 88 61

MERSİN: Mersin şehrinin, özellikle merkezi yerlerinde gezip; İçi “BUMBAR” dolu koca kazanları görüp, sonra da Tantuni yemek, sizi bu şehir hakkında, daha derin düşüncelere sevk edecektir…

Biraz daha geniş gezelim derseniz..?  Şimdi, şehrin kuzeyde bulunan “Bekirde” köyündeki, Dikilitaşı, Mezitli de bulunan Viranşehir’i ve deniz kenarındaki Mozaikli Hamamları gezebilirsiniz. Şehir turunuz bittiğinde, Batı yönünde ilerlemelisiniz. Yol sizi Mersin şehri ile birleşmiş olan Erdemli ilçesine götürecektir.

ERDEMLİ’DEN SİLİFKE’YE;  Buradan biraz soluklandıktan sonra,  Seyahatinize sahil den ayrılmadan devam edebilirsiniz. Çünkü; Tarihi yerlerin hemen hepsi sahile yakın bir mesafede yer almaktadırlar. Erdemli ’den, Silifke’ye kadar, kesintisiz olarak tarih yaşarsınız. Cennet Cehennem Mağarası, Kız kalesi, Narlı kuyu mağarası, Aya Tekila Kilisesi, Silifke Kalesi ve Jüpiter Tapınağı. Bütün bunlar sadece bu iki ilçede bulunmaktadır.

Ancak; Uzuncaburç ören yeri, Silifke’den 21-Km kuzey de bulunmaktadır.

Silifke’ye gelmişken, Mut ilçesini de gezemeye karar verirseniz..?  Mut yolu sizi yeşile ve seyahate fazlasıyla doyurur… Yolunuzu Mut İlçesine çevirdiğinizde, biraz yükselince dönüp geriye bakmayı unutmayın..!

Çünkü;

Göksu deltasının panoramik manzarasını seyretme güzelliğini, derinliğini, derinde nefeslenmeyi, biraz iç çekmeyi ve genişliği her yerde bulunmaz sanıyorum…

AN (2)Silifke

MUT İLÇESİ:  Mut’a gitmek için, Silifke’den sahil yolunda geçici olarak ayrılıp, kuzey yönünde yaklaşık 70-Km gitmek gerekir. Mut ilçesi; Torosların eteğinde dağlık bir alanda kurulmuştur ve Göksu nehrinin kıyısında yer alır.

Mut ilçesine, Yaz aylarında giderseniz, Teveklerin altında, beyaz üzümlerin gülen yüzü ile karşılaşırsınız. Kaktüslerin üzerindeki yörede “KAYNANA DİLİ” dedikleri meyveleri yakında görmenizi ve yemenizi tavsiye ederim.

İlçenin içinde gezilecek İKİZ TÜRBELER ve Mut Kalesi bulunmaktadır. Ayrıca İçesinden yaklaşık 25-Km. kuzeyde yol üzerinde “ALAHAN MANASTIRI” bulunmaktadır. Bu Bizans eser oldukça sağlam ve yanındaki diğer yapılarla birlikte orta büyüklükte bir ören yeridir.

AYDINCIK:  Silifke’den sahil yolunda, batıya devam ettiğinizde, kısa bir süre sonra, yüzünü Akdeniz’e dönmüş doğal bir liman olan Boğsak ve Taşucu ile karşılaşırsınız. Burada bolca balıkçı lokantaları vardır. Burada mola vermeniz, seyahatinize bir renk katabilir.

Yolunuz batıya yaklaşık 75-Km. ilerledikten sonra; Torosların dibi; Aydıncık ilçesine gelirsiniz. “Sakin ve dalgasız koy’unu, bir çocuk gibi kollarında taşıyan” ilçede; Önce badem bahçeleri karşılar… Dağın içlerine doğru yayılmış seralar sizi selamlarlar… Sonra Aydıncık koy’u sizin önünüzü keserek… Gitmenize müsaade etmez…

AN (1)Gülnar

GÜLNAR:  Gülnar ilçesine, gitmek için sahil yolunda, yine geçici olarak ayrılıp tam kuzeye ilerlemeniz gerekir. “Gülnar ilçesi; Toros dağlarının çatı katındadır…” Gülnar’a geldiğinizde göğe yaklaştığınızı hissedersiniz ve geriye nasıl ineceğinizi düşünmeye başlarsınız…

Gülnar’da dağlar defne kokar… Aydıncık’ta 30-Km döne döne tırmandıktan sonra Gülnar’a çıkmış olursunuz. Yolun tamamı tırmanıştır. Gülnar yol ayrımı, hemen Aydıncık koyunun çıkışındadır.

ANAMUR Aydıncık ve Gülnar seyahatiniz bittiğinde. Sahil yolu, batı yönünde devam ederek yaklaşık 55-Km. sonra Anamur’a ulaşır. Yollar kıyıya paralel olarak, devam ederken, dağların eğimine göre, kâh yükselerek, kâh alçalarak, renkli bir manzara oluşturur…

İlçe merkezine girmeden yaklaşık 5-Km önce; Sizi kocaman “Mamure Kalesi” karşılar. Bu kale adeta bir kervansaray görünümündedir ve sağlam bir halde ayakta durmaktadır. Bu kale yaklaşık 10-Km. uzaklıktaki “Anamurium” Antik kentini korumak amacı ile yapılmıştır.

Anamur’a geldiğinizde, artık adeta yeni bir Dünyada, yeni bir günü yaşarsınız ve yeni bir sabaha uyanırsınız… Bu seyahatte; Geride bıraktığınız ne varsa, artık eskimiş olur burada…

Anamur’dan batı yönüne giderken, ilçenin hemen çıkışında  “Anamurium” Antik kenti vardır ve ayrıca, burada kumsal vardır, denize girebilirsiniz.

Anamur yakınlarında gezilecek mağaralar var. Anamur’da binaların giriş katları duvarsızdır ve sadece kolonları görürsünüz. Buralar otopark olarak kullanılır. Anamur ovası çok verimlidir ve buranın bahçeleri narenciye tüter…

AN (4)Aydıncık

EN ŞANSLI DAMATLARIN YAŞADIĞI ŞEHİR MERSİN!

Herkesin bildiği gibi; Mersin şehrinde, 1960 yıllarına kadar, turizm yok denecek kadar azdır. Hal böyle olunca, O tarihlerde Mersin’de, En kıymetli yerler, Narenciye bahçeleridir. Deniz kenarlarının kıymeti yok denecek kadar azmış. Zaten; Mersin şehrinde en önemli yemeğin Kırmız etten yapılan “TANTUNİ” olmasında da belli ki… Mersin halkı daha çok dağlık bölgelere yerleşmiş ve oralara önem vermiştir.

Mersin’de turizm 1970’lerden sonra şehir göç almaya başlayınca önem kazanmıştır. Şehirde, Turizm önem kazanmaya başlayınca, bu defa denize yakın yerler, kat kat kıymet kazanmaya başlamıştır.

İşte! Mersinli damatların şansı, tamda! Bu aşamada dönmeye başlamıştır… Nasıla mı..?

Şöyle ki;

2000 Yılında, seyahat ederken, 17 Mart 2000 Cuma akşamı, Mersin merkezinde bulunan Yaşat Otelinde konaklamıştım. Saat halen erken sayılırdı ve ben otelin lobisinde, otel personeli ile sohbet ederken, sohbetimize yakınımızda bulunan, Erdal ismindeki bir müşteri de katıldı.

Erdal kardeşim, yaşça benden biraz küçüktü ve Silifkeli olduğunu söyledi. Erdal’la devam eden, sohbetimiz daldan dala gezinirken; Konu Emlak fiyatlarına gelmişti ve Erdal kardeşim. Ana yolun altı ve ana yolun üstü diye iki fiyattan bahis ederken; Bir ara şöyle dedi; Abi burada yolun altı damatlara aittir dedi.

Nasıl..! yani dedim..?

Erdal, bu konunun benim dikkatimi çektiğini görünce, sohbet havasını biraz daha samimi bir seviye çekerek, Bak abi dedi..; Eskilerde buralarda turizm yokken ana yolun altında yer alan tarlalar bataklık ve deniz kenarı olduğu için değersizmiş. İşte bu değersiz yerleri hep evlenen kızlara pay olarak vermişler.

Gün olup, devran dönmüş ve buralarda turizm önem kazanınca, kızlara pay olarak verilen yerler kat kat değerlenmiş. İş böyle abi dedi. Bu konu buralarda özellikle aile ortamlarında bir espri konusudur. İnsanlar biri birlerine anlatıp, anlatıp dururlar. E tabi bir taraftan hayıflanıp iç çekenler, diğer yandan gülüp, gülüp bayılanlar olur… İşte bu sebeptendir ki abi; “Dünyanın en şanslı damatları bu şehirde bulunmaktadırlar…” Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere Sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

AN (3)Tarsus

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…