YOL HİKAYELERİ-6

YOL HİKAYELERİ-6

DERİN ARABA EDEBİYATI
Ülkemizde derin bir araba edebiyatı vardır. Bunu herkes bilir. Öyle önemlidir ki!.. Örneğin; Memlekete gittiğinizde, neredeyse halinizi hatırınızı sormadan, önce sohbeti bu konudan başlatırlar. Size önce neyle geldiğinizi sorarlar, sonrada kaç saate geldiğinizi sorarlar. Eğer siz normal zamanda daha kısa süreden geldiyseniz, size övücü tavırlarla bakarlar veya övücü sözlerle yüksek puan verirler. Hangi yoldan geldiğinizi sorarlar. Arabanızı çok yakında incelerler, arabanın fiyatını ve yaşını sorarlar.
Başka bir yerleşmiş kültürel tavırda şöyledir. Diyelim ’ki birkaç kişi ile araba yolculuğu yapıyorsunuz, eğer siz her önünüze gelen arabayı geçiyorsanız. İşte siz çok yüksek puan alırsınız ve beraberinizde kilerin çok mutlu olduklarını görürsünüz.
Ülkemizin birçok yerinde, gençler arasında şöyle sohbetler duyarsınız; Yahu bizim köyün şoförü minibüsü yüz yirmi ile süremez, direksiyonu bile tutamaz. Yada… Yahu! O adam bir araba kullanıyor!.. İnan gözünü açıp kapayıncaya kadar şehre gidiyor. Başka bir sohbette; Bu sene Almanya’da gelen arabaların en iyisi, benim dayımın arabası. Dayım ben bu araba ile herkesten önce geldim. Diğer arabalar hep arkadan kaldılar dedi. Yanındaki şöyle cevap verir; Oğlum! O bir araba değil uçak sanki. Geçen gün gördüm, Yolda yağ gibi kayıyordu…
Özellikle ülkemizin doğusunda, arabalara çok önem verildiğini, herkes bilir. Diyelim ki, Yolda lüks bir araba geçsin, orada bulunan, herkes dönüp arabanın arkasında bakarlar ve kendi aralarında derin araba sohbetine dalarlar.
Çok değil, bundan on yıl önceye kadar, Köylere bir araba gitse, köydeki çocuklar ve gençler, gelip arabayı incelerler. Bu gün bile, birçok yerde bu temaşa geleneği, halen devam etmektedir.
Ülkemizin hemen her yerinde, Araba bir önemlilik ölçüsüdür. Bu konuda yaşadığım bir örneği anlatayım; 01 Temmuz 2015 Tarihinde, Urfa’nın Bozova ilçesine gitmiştim. İlçede yaşayan ve hemen oracıkta tanıştığım, Cemil ismindeki arkadaşla, ilçeyi turladık, sonra Fırat Nehrinin kenarında dinlendik. Cemil kardeşim, hadi gidip çay içelim dedi. Tamam dedim. Kahveye yaklaştığımızda, birçok boş alan vardı, buraya park edelim dedim. Cemil bana éyok, yok abi kahvenin önüne park edelim dedi. Neyse arabayı kahvenin önüne park ettik. İsteğin nedeni belli idi… Cemil kardeşim de herkes gibi çevresinde bir intiba bırakmak istiyordu.
UZUN YOLLAR NEDEN KIVRIM KIVRIM KIVRILIR Uzun Yolların neden kıvrım, kıvrım olduğunu, Mersin’de yaşayan, yaşlı Hüseyin amca, şöyle anlatmıştı. Oğlum!.. Eskiden ben’de yol yapımında çalışmıştım. Bilirim… Eskiden ölçüm araçları olmadığı için,  Mesela bir dağdan yolu nereden geçirmek gerektiğini öğrenmek için, bir “eşeği” yukarıya doğru sürerlermiş, “eşek” O dağı nereden aşarsa, yolu da O güzergâha yapmaya karar verirlermiş.  Çünkü!.. Dedi Eşek fazla bir eğim olursa oradan geçmezmiş, Eşeğin gidebildiği eğim derecesi yol yapımı için uygun olan bir eğim derecesi imiş. Hüseyin amca, bak oğlum!.. “Eşek deyip geçme” Allah bir eşeğe bile ne yetenekler vermiş. Allah’ın hikmetini unutma dedi.
Sonra, Hüseyin amcaya, peki ama, Düz ovada geçen, yollar neden kıvrım kıvrım yapılmış diye sordum; Bak oğlum!.. Bu yolların birçoğu yolun geçeceği güzergâhta sözü geçenlerin tarlaları bozulmasın diye böyle yapıldı. Diğer kısımları da, fazla masraf olmasın diye kolay yerlerde geçirildi. İşte bu yollar bundan dolayı, döneeee, döne uzar gider. Dedi.
Sohbet biterken, Hüseyin amca, mazisini hatırlamış olacak ki… Biraz iç çekerek, sözünü şöyle bitirdi. Bak Oğlum! Bu yollar böyle ama, buda bir tarihi hatırlatır bana, heyyy hey, nice insanların kürek seslerini ve kazma seslerini, duyar gibiyim şimdi!.. Bu yollarda nice insanlar çalıştı, nice canlar kaybedildi, nice zorluklar çekildi, bir kuru ekmekle çalıştık biz bu yollarda, sakın unutma Atalarını!.. Emi, oğlum dedi.
CC (7)Afyonkarahisar/Ayazini-2011
 YORGUN YOLLARIN HİKAYESİ
Yolculuğu çok fazla seven birisi olarak… Yıllar yılı, Ülkemizdeki yolların en az yüzde doksan beşini gitmiş durumdayım. Bu yolculuklarda, yollarda yaşadığım zorluklar kısaca şöyle. Her şeyden önce, şehirlerarası yolların büyük bir kısmı, şehirlerin içinde hatta göbeğinden geçmektedir. Şehirlerin içinde geçerken trafik ışıklarında durmak, şehrin kendi iç trafiğini, beklemek zorundasınız. Şehir içindeki üst geçitlerin ve alt geçitlerin darlığı sebebi ile beklemek zorundasınız. Şehir içindeki, Traktörler yâda iş makinalarını beklemek zorundasınız. Hal böyle olunca boşuna zaman kaybettiğini düşünen sürücüler, şehri çıkar çıkmaz trafik kurallarını unutup, Allah ne verdi ise yola asılmaya başlıyor!..
TRAFİK İŞARETLERİ Uzun yollardaki yol işaretleri, özellikle geceleri, olmazsa olmaz işaretlerdir. Özellikle “kedigözleri,” geceleri sürücünün en önemli yol kılavuzudur. Bir arabanın, geceleyin far görüş mesafesi en fazla 20 veya 25 metredir. Ancak! “yollardaki kedigözleri neredeyse 30 metre aralıklarla dizilmiş durumdadır.” Uzun aralıklarla, dizilmiş olan bu kedigözlerinin birçoğu da gözükmez haldedir. Böyle olunca, sürücü yol hâkimiyetini kaybetmemek için, “Gözünü kırpmadan” bütün dikkatini buraya yoğunlaştırınca kısa zamanda göz yorgunluğu ve devamında beyin yorgunluğu meydana geliyor.
Sürücü yorulduğunda çevresindeki görsel ve diğer olaylarla ilgili algısı azalmakta ve yarı körlük meydana getirmektedir… Görüş açısı daralmaktadır, sürücü daha ilerideki olayları ve eşyaları zamanında algılayamaz olmaktadır.
Sürücülerin geceleri göz ününün doğal kırpmalarına engel olup bütün dikkatini bu yol işaretlerine yoğunlaştırmadan gidebilmeleri için, kedigözleri mutlaka çok sık olarak dikilmelidir. Böylece taşıt kullanıcısı yorulmadan, gerilmeden refleksleri zayıflamadan ve muhtemel dikkatsizlikler sonucunda olabilecek direksiyon ve fren mesafesi hâkimiyetini kaybetmeden yoluna devam edebilmelidir.
GÖZ KIRPMAK NE İŞE YARAR 06 Haziran 2013 Tarihinde, göz muayenesi için gittiğim Dr. RAMAZAN UÇAR Göz kırpmanın çok önemli olduğunu ve nedenini şöyle anlatmıştı. Gözün kırpması; Gözün içindeki Gözyaşını, göze eşit olarak yaymak, için istem dışı yapılan bir harekettir. İnsanın gözü bir dakikada, takriben 20 defa kırpma işlemi yapar. Göz kırpması azaldıkça, Net görüşte azalır ve çevre bulanıklaşır. Sonuç olarak; “GÖZYAŞI BİR NET GÖRME İLACIDIR.” Dedi, Dr. RAMAZAN Bey.
YOLUN ORTA REFUJLERİ Şehirlerarası uzun yolların ortasını ayıran, “Refüjlerin” tamamı yere çakılmış metal malzemelerle yapılmıştır. Karşı yolda gelen arabaların “Far ışıkları” geceleri, sürücülerin gözüne direkt olarak yansımakta ve insanda geçici körlüklere sebebiyet vermektedir.
Karşı yoldan gelen taşıtların bu far ışıkları, devamlı olarak yansıdığı için, insanda belirli bir süre sonra, önce göz yorgunluğu meydana getiriyor, devamında dikkat azlığı meydana geliyor. Sonuç olarak insanın refleksleri genel olarak zayıflıyor. Refleks zayıflayınca insanın verimi ve hızı normalin altına düşüyor. Bunun sonunda sürücüde bir gerilme meydana geliyor. İşte bu gerilmeler muhtemel kazalara davetiye çıkartıyor.
Uzun Yolların ortasını ayıran, refüjler en az, bir küçük araba boyu kadar yüksek “Beton duvarla” kapatılmış olmalı ki, insanın gözünü far ışıkları aşırı rahatsız etmesin ve sürücü yola hâkim olabilsin. Sürücünün gözü yorulmadan yolculuğuna devam edebilsin.
Örneğin Yunanistan’da Selanik şehri ile Atina şehri arasındaki 600-KM otobanın ortası, bir araba boyunda beton bloklarla kapatılmış, karşıdan gelen arabaların ışıklarına maruz kalmıyorsunuz. Bu durum sürücülere yol hâkimiyeti sağlıyor ve uzun süre yorulmuyorsunuz. Trafik kazalarında yolun etkisi ve payı çok büyük ve hatta birinci derecededir. Siz ne kadar dikkatli giderseniz gidin, yada ne kadar iyi sürücü olursanız olun, yol kötü ise sürücüyü kötü şekilde etkiliyor ve sürücüyü sinirli birisi yapıp çıkıyor. Buda muhtemel trafik kazalarına davetiye çıkartıyor.
UZUN YOLLARDAKİ U DÖNÜŞLERİ Özellikle son yapılan, Şehirlerarası yollarda U dönüşleri yolun ortasına koca bir göbek yapılmış ve düz giden yol birden virajlı hale getirilmiştir. “İç Göbek” ise yola sıfır yapılmış. Bu sebeple U dönüşüne girecek araba U dönüşüne hemen yanaşıp ana yolu boşaltamıyor. Bu durum arkadan gelen arabayı engellemektedir. Hâlbuki, İç Göbek bir arabanın sığacağı kadar içeriden yapılmış olsa, göbeğe giren araba ana yoldan, sol boşluğa hemen yanaşıp arakadan gelen arabayı engellemeyecektir. Şehirlerarası yollardaki U dönüşlerinin, aslında alt geçitle sağlanması gerekir. Aynen Bolu-Çankırı yolunda olduğu gibi.
MÜHENDİSLİK HATALARI sebebi ile çok sayıda trafik kazası meydana gelmiştir. Gelmeyede devam etmektedir. Bunun en açık örneği; TEM’in İSTOÇ’ daki Ankara yönüne giden düzenlemedir. Burada yapılan mühendislik hatasından dolayı çok sayıda can kaybedildikten sonra yol yeniden düzenlenmek zorunda kalınmıştır. Diğer açık bir örnek ise; Afyonkarahisar şehrinde yapılmış Konya köprülü kavşağında Milletvekili “Mustafa Taşar” hayatını kaybettikten sonra yapılan incelemede yolun hatalı yapıldığı basına yansımıştı.
Diğer bir mühendislik hatası ise; Örneğin şehirlerarasında yada şehir içinde bir yol yetmez olduğunda, yollar genişletiliyor. Ancak Yol üzerindeki alt geçitler veya üst geçitler ve en önemlisi O yol üzerinde tünel varsa bunlar genişletilemiyor. En nihayetinde yollar genişletilse dahi, köprülerde ve tünellerde trafik tıkanmaya devam ediyor.
Bu sebeple ilerisi düşünülerek, tüneller köprüler alt geçitler ve şehir içinde geçen şehirlerarası yollar diğer şehirlerarası normal yollarda “en az bir şerit daha geniş yapılmalıdır.” Bunun en iyi örneğini; TEM’in geçtiği Büyükçekmece gölü üzerindeki iki şeritli köprü yolunda tıkanan trafik ile ortadadır.
Şimdi örneğin geçen ay, KEŞAN ilçesinde geçerken gördüm. Oraya iki şeritli bir uzun tünele benzer alt geçit yapılıyor. Bu yol şehirlerarası bir yoldur ve Bu bölgede trafik devamlı olarak artış göstermektedir. Yapılmakta olan bu geçit, on yıl bilemedin on beş yıl gibi kısa bir süre sonra, yetmeyeceğinden trafiğin tıkanmaya başlayacağı aşikardır. Halbuki ileride problem olmaması için, bu geçit en az üç şeritli olması gerekir. İleride yapılacak masraflar, şimdi yapılacak masraflardan kat kat fazla olacağını herkes biliyor olmalı sanıyorum.
Ülkemizin coğrafi yapısı gereğince tünellerin çoğaltılması, Meskûn mahallere iş makinası ve traktör yolları yapılması ve yağmurlu havalarda yollarda göletlerin olmaması için, yolların buna göre yapılması elzem meselelerin diğerleri olarak ortadadır.
CC (5)Kütahya/Tavşanlı-2013
YORGUN SÜRÜCÜLERİN HİKÂYESİ
ARKADAN ÇARPMALAR Haberlerde çoğu zaman bir araba diğer arabaya arkadan çarptı, bilmem kaç kişi öldü, haberlerini duyarız. Ve şöyle düşünürüz, Yahu!.. Nasıl olurda gidip önündeki arabaya vurur ki? Demek ki!.. Sürücü uyumuştur.
Ancak uzun bir yolda geceleyin araba kullanırken birçok kamyonun, bırakın kasasına yapıştırılmış parlak bir reflektörü, Kamyonun stop ışıklarını dahi göremezsiniz. E zaten uzun yolda suretle gittiğiniz için önünüzde birden çıkmış, kör kara bir kamyona çarpmanız içten bile değil.
Diğer bir konu; Adam arabasını gecenin kör karanlığında yolun ortasına park edip gittiğini görürsünüz. Veya Çoğu zaman da gecenin karanlığında kör kör giden bir traktörle yâda iş makinası ile karşılaşırsınız. Trafiği tehlikeye atan bu ve benzeri örneklerle O kadar çok karşılaşınca, Trafik denetimlerinin bu konularda yapılmadığını düşünmeye başlarsınız. Zaten trafik denetimlerinin daha çok hız konusunda yapıldığını herkes biliyor.
TRAFİK KAZASI OLDUĞUNDA TRAFİK HEMEN TIKANIYOR AMA NEDEN? Her hangi bir yolda trafik kazası olsa, orada geçen diğer sürücülerin bir kısmı, yardım etmek için dururken, birçoğu da durup kazanın nasıl olduğuna bakıyorlar. Yardım için duranlar zaten taşıtlarını bir kenara çekip park ediyorlar. Ancak daha sonra gelenler yavaşlayıp kazanın nasıl olduğunu görüp, bir MUHAKEME yaptıktan sonra geçtikleri için trafik bir çıkmaza giriyor. Hâlbuki kazanın olduğu yerde en selametli bir şekilde ve en çabuk şekilde geçmesi gerekirken, adam sırf muhakeme yapabilmek için durup bakıyor. Arkadan gelen trafiği engelliyor, yolu engellenen diğer sürücüler geriliyor, kornalar çalınıyor. Sonra yeni kazalar oluyor. “İşte buda bir araba edebiyatıdır.” Durup iyice anlayacak ki, gittiği yerde yeniden bir Muhakeme kursun adam. Tabi Çok Lazım ya (!) Trafik tıkanacakmış!.. Aklına bile getirmiyor.
Sadece, kazanın olduğu şeritte mi? durup bakıyorlar Hayır! Geçen gün, İstanbul’da, Edirne’ye yolculuk yaparken, Mahmutbey gişelerini geçtikten sonra önümüzdeki YARIMBURGAZ viyadüğünün üstünde zincirleme kaza olmuştu, Yolun karşı şeridinde geçen arabalar yavaşlayıp kazayı seyrediyorlardı. Eee, tabi böyle olunca arkalarındaki trafik ISPARTAKULEYE kadar tıkanmıştı. Şimdi bunu nasıl izzah etmek gerekir? Bilemedim!  Ne sosyolojik olarak, nede tarihi olarak; tarif etmek çok zor! Galiba, bu bir kültür kodu olsa gerek…
İNİŞLERDE UÇUŞAN ARABALAR Uzun yollarda yolun inişli bölümlerinde, birçok sürücü aşağı doğru giderken hızlanıyorlar, bunun ana sebebi birçok sürücünün “daha az yakıt harcama sevdasından” ileri geliyor. Adam arabayı boşa alıyor,  Allah ne verdi ise gidiyor. Ama durması gerekirse nasıl duracağını hesaplamıyor bile!.. Ancak aşağı doğru giderken frenleseniz bile, arabanın kendi ağırlığı öne doru etki yapacağından, çok uzun bir mesafede durabileceksiniz. Araba yukarı doğru giderken ne kadar hızlı olursa olsun, frene bastığınızda arabanın kendi ağırlığı geriye doğru etki yapacağından, kısa mesafede durabilir ve tehlikeyi ucuz atlatırsınız.
İşte bu sebeple aşağı doğru yapılan bu salvolar!.. kazaların diğer önemli bir sebebidir. Mesela; yüklü bir büyük kamyon yâda Tır’ın önünde ve yakınında iseniz, asla fren yapmamalısınız, fren yapmamak için tek tedbir, mutlaka hızınızı azaltmalısınız ve büyük arabaların şeridinden çıkmalısınız. Çünkü büyük ve yüklü taşıtlar fren yapsa bile duramaz. Dursa bile devrilme tehlikesi çok yüksektir. Sonra, Abi bana niye vurdun demeniz hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Ben haklıyım diye sızlanmanızda size bir şey kazandırmayacaktır. Tedbir almanızdan başka bir çarede yok kardeşlerim!..
BEN HAKLIYIM KAZALARI Bölünmemiş yollarda, yapılan çok sayıda yanlış sollama sonucunda trafik kazaları meydana gelmektedir. Burada kabahatli olan tartışmasız olarak yanlış sollama yapan sürücüdür.  Buna rağmen Bölünmemiş uzun yollarda, bir sürücü yanlış sollama yapmışsa!.. Karşıdan gelen sürücünün yapması gereken yavaşlaması ve hatta gerekirse ve yapabilirse yolun en kenarına yanaşması gerekir. Evet! Hiç şüphesiz kabahat yanlış sollama yapan sürücüdedir. Ancak O sürücü yanlış sollama yapmış artık. Haklı haksız hesabı yapacak ne zaman kalmış… Nede düzeltme imkânı kalmış.  Bari canını kurtarmak için arabanı yavaşlat ve yapabilirsen yolun sağına çekil.
“Haklısın!.. diye gidip yanlış sollama yapan araba ile kafa kafaya vuruşmak daha mı iyi?” İşte, böylesi durumlarda yapılan şey; Vay! sen niye yanlış solladın? Takıntısıdır… Sonuç olarak, bu düşünce ve yaklaşım kültürel bir konudur. Yanlış sollama yapan sürücü ile “vay! Ben haklıyım” diyen sürücülerin, uzun yollarda kafa kafaya vuruşmasının sonucunda ne canlar kaybedilmektedir, Herkes biliyor olmalı. İşte buda bir araba edebiyatının parçasıdır.
SOLDA GİTME İNADI Uzun yollarda bazı sürücüler inatla sol şeritte gitmek istiyorlar. Bunu yaparken trafiği tıkadığını, arkadan gelen sürücülere verdiği zararları düşünmeden ve umursamadan yoluna devam ediyorlar. Arkadaki sürücü son çare olarak sollamak yerine önündeki arabanın sağından geçiyor. Böyle olunca, bir çok insan tehlikeye atılmış oluyor.
Bu inadı gösteren her türlü Plakaya rastladım, ancak özellikle dikkat ettim, sol şeritte gitme inadı gösteren plakaların çoğu, Bursa ve Kahramanmaraş şehirlerine aittir. Diğer yandan özellikle Anadolu plakalı, küçük arabaların birçoğu uzun yolda “Babasının tarlasında gider gibi,” özellikle çok yavaş gidiyorlar. Anadolu plakalı sürücülerinin zamanları çok olabilir, ama büyük şehir sürücülerinin zamanları yoktur. Bunu dikkate alarak yolu tıkamamaları gerekir. Yavaş gitmek trafik kazalarını ne azaltır nede ortadan kaldırır.
ELAZIĞ ŞEHRİNDE TRAFİK KAZALARI 06 Temmuz 2012 Tarihinde, uzun yolda Lastik arızası sebebi ile Elazığ şehrinde Büyük lastikçi olan, Kaçar Oto’ya gittim. Lastik değişimi sırasında, konu trafik kazalarına gelmişti. Lastikçi Süleyman Kaçar ve babası ile sohbet ederken, Baba olan beyefendi en çok trafik kazası ELAZIĞ ’da oluyor!.. dedi. Neden? Dedim. Lastikçi baba şöyle anlattı; Bir yandan çok eski model arabalar var ve kullanıcıları genelde yaşlı insanlar. Bu yaşlı insanlar yavaş gidiyorlar ve olur olmaz yerlerde duruyorlar. Ayrıca olur olmaz yerde arabasını rastgele yolun ortasına bırakıyorlar. Diğer yandan yeni teknoloji arabalar ve genç kullanıcılar hızlı sürüyorlar işte bu kuşak çatışması ve nizami kullanım hataları trafik kazalarını meydana getiriyor. İşim bitince şehri turlamaya başladığımda, “bende Lastikçi abinin anlattıklarını bire bir gözümle gördüm.”
KÜÇÜK ARABALARIN büyük kısmı uzun yollardaki trafiği allak bullak ediyorlar, sonrada dönüp büyük arabaları suçluyorlar. Örneğin uzun yolda gerektiği gibi gidemiyorlar, büyük arabalara zaman kaybettiriyorlar. Hal böyle olunca büyük arabalar sol şeridi kullanmak zorunda kalıyor. Büyük arabalar sol şeride girince zaten yavaş gidiyor. Sağ şeritteki küçük arabalarda gerektiği gibi gidemeyince trafik kendiliğinde tıkanıyor. İşte burada trafiği tıkayan büyük arabalar değil küçük arabalar olmaktadır. Küçük arabaların yaptığı bir diğer hata, Küçük arabalar gidip büyük arabaların sağına giriyorlar, büyük arabalar sağındaki küçük arabaları görmüyor ve kaza oluyor. Halbuki büyük arabaların sağına girdiğinde kendisini büyük arabaya göstermesi gerekir. Hele de virajlarda küçük arabaların büyük arabanın sağına asla girmemeleri gerekir. Yoğun trafik olan yerlerde büyük arabanın sağına fazla yanaşıp onun önüne geçmeye çalışmamalı, Şehir içindeki trafik kurallarında meydana gelenleri saymaya hiç gerek yok. Zaten saymakla bitmez.
YAYLARIN BÜYÜK ARABALARI Yayaların şehir içlerinde yaptığı en tehlikeli yanlış büyük arabaların önünde geçmeleridir. Bunun tehlikesi büyük arabanın solunda hareket halindeki diğer araba büyük arabanın önünde geçen yayayı göremeyeceği için trafik kazası önlenemez olmaktadır. Bu sebeple Yayaların büyük arabaların önünde asla geçmemelidir.
CC (2)Erzincan/Kemaliye-2013

TRAFİK CANAVARI NEREDE

“Ülkemizin Yolları Yorulmuştur” ve “Ülkemizdeki Sürücüler Yorulmuştur artık” Trafik can almaya devam etmektedir ve bu sorun karşımızda Yakıcı olarak durmaktadır. Tüm trafik şartlarının biri birine bağlı olduğu ap açık ortadadır. Öyleyse trafik kazalarının azaltılması uzun yollarda sürücülerin rahatlatılmasında yatmaktadır. Evet, Trafik denetimleri de bu sistemin ayrılmaz bir parçasıdır. Ancak nihai çözüm değildir. Denetimlerin yoğunluğu ve Trafik cezalarının yüksekliği tek çözüm olsa idi günümüzde yaşanan kazalar azalırdı. Biri birine bağlı olan trafik alt yapısı, düzeltilmedikçe ve insanların zaman kaybetmesi ortadan kaldırılmadıkça, sürücülerin kurallara uymasını beklemek beyhudedir.
Ülkemizde trafik kazalarının sebebi, sadece sürücü ve yaya hatalarından kaynaklandığı sanılıyor ve trafik canavarı olmayın tekerlemesi dönmeye devam edip duruyor. Trafik kazaları ile ilgili hangi haberi okursanız okuyun, hepsinde sürücü hatasında bahis ediliyor. Trafik kazaları ile ilgili yayınlanan yazılara bakın, hemen hepsinde, sürücü hatasının birinci sırada olduğunu yazıyorlar, Hatta, istatistiksel grafikler verip, trafik kazalarının ana sebebinin sürücü hatası olduğunu iyicene sağlamlaştırıyorlar. Sonrada dönüp “Trafik Canavarı Olmayın” tekerlemesini döndürmeye devam ediyorlar. Meydana gelen kazalardan elbette, sürücü hatası vardır. “Vardır’ da!.. Bunun ana sebebi sürücü hatası değil, düpe düz sürücülerinde dahil olduğu sistemin ta kendisidir.”
Sonuç olarak; “TRAFİK CANAVARI, Trafik sonuçlarında değil, Trafik sebeplerinde YAŞAMAKTADIR. “ Siz istediğiniz kadar Trafik Canavarı olmayın tekerlemesine devam edin. Veya Trafik cezalarını istediğiniz kadar yükseltin, Yollar ve diğer alt yapı düzeltilmedikçe, sürücülerin boşuna zaman kayıpları önlenmedikçe, Trafik kazalarının azalmasını beklemenin, bir faydası olmayacağını tarih bize göstermiştir. Zaten! Trafik canavarı olmayın tekerlemesi sebepleri bulmak ve kazaları azaltmaktan ziyade sırf sonuçla uğraşmaktan başka bir şey değildir. Sonuçla uğraşmak ise, Sadece zaman kaybıdır. Çözüm aramak değildir.
Örneğin; Kimyanın bir laboratuvarı vardır, Sonuçları alıp bakarsınız ve öğrenirsiniz. Ancak Trafik kazalarının, tek laboratuvarı TARİH’dir. Çözüm için dönüp tarihe bakmak gerekir. TARİH yanlış yazılmışsa, Çözümde olmayacaktır… Tarihin yanlış yazılmaması için, bu konuda yazı yazanların, daha dikkatli olmaları ve yanlış yazılacak tarih sebebi ile sorumluluk taşıdıklarını unutmamaları gerekir. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere Sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.
CC (6)Tokat/Erbaa-2012

 

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat etmeyi, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…