İRAN SEYAHATİ

İRAN SEYAHATİ

İRAN NASIL BİR ÜLKE ?
İran Seyahati yazısına, Ülkemizde, İsmi haricinde, oldukça az tanınan, İran’ın, çok kısa tarihini ve bu ülke için, ifade edilen, birçok tarihi tanımlamanın ne anlama geldiğini anlatmakla başlamanın; İran’ı anlatmak ve anlamak için kolaylık olacağını düşündüm;
(İran; “Eran” Kelimesinde türetilmiş, O bölgede yaşayan insanları ifade etmektedir) İran ülkesi, yazılı tarihe göre; M.Ö.558 yılında kurulan, Pers İmparatorluğu ile başlayan ve halen aynı yerde devam eden, bu ülkeyi, 1500 yıllarından 1979 a kadar; Avşarlar, Kaçarlar ve Saf eviler gibi “Türk”toplulukları ve ileri gelenleri yönetmiştir. 1979 yılından sonra, yönetime gelen, Humeyni ise, yazılı kaynaklara göre; Arap kökenlidir…
İran ülkesi için ifade edilen birçok tarihi tanımlama vardır..! Bunların ne anlama geldiğini, bende de bu seyahatten sonra yazılı kaynaklara bakarak yeni öğrendim. Şöyle ki;
“Sasani”  İran tarihinde kurulan, ikinci Pers İmparatorluğunu kuranların adıdır.
“Pers” Pars anlamında olup; Arapçanın etkisiyle Fers/Fars olarak ifade edilmeye başlamıştır. Yani Arapçada “P” sesinin olmaması sebebi ile “Persler”, “Farslar” oluvermişlerdir.
“Acem” ise; Arapların kendi ülkeleri dışında kalan topluluklara verdikleri addır. Kısacası Acem kelimesi İranlılara has bir kelime değildir. Araplara göre kendi dışında kalan diğer toplulukların tamamı Acem’dir. Acem Arapların kullandığı bir kelimedir.
DSC_5437Tahran
İRAN’A GİDECEKSENİZ ÖN HAZIRLIKLARINIZ  NELER OLMALI
Şu anda İran’a gitmek için, üç ay süre ile vize almaya gerek yoktur. Uçakla seyahat edecekseniz biletinizi önceden almanız halinde epeyce ucuza getirebilirsiniz. Uçaklar dolu gidip geliyorlar. Bu ülkeye girişte bin dolar üzerinde para taşıyorsanız bunu beyan etmek gerekir. Ancak buna dikkat eden yada kontrol eden yoktur… İran’ın Parası Riyal’dir. Ancak Halk kendi arasında Tümen demektedir. Türk parası karşısındaki değeri düşük durumdadır. Türk Lirası, İran’da hemen her yerde geçmektedir ve Döviz bürolarında kabul edilmektedir.
İran’da, Turizm yatırımı olmadığı için, otel sayısı çok az, bu sebeple fiyatları yüksek. Ayrıca her yerde otel yoktur. Oteller sadece bazı bölgelerde vardır. Mesela; Tahran’da kapalı çarşıyı da kapsayan ve Saadi denen, şehir merkezinde bulabilirsiniz.
İran’da şu anda Yabancı bankalar yoktur ve ATM’lerde para çekemezsiniz. Bu sebeple yanınızda nakit para almanız gerekir. Bu parayı oradan bozdurarak yada döviz olarak harcayabilirsiniz. Ancak bozdurursanız daha iyi olur, çünkü döviz olarak verdiğiniz paranın üstünü çoğunlukla İran parası olarak ödüyorlar. Ve epeyce zarar ediyorsunuz…
Diğer bir husus, Pasaportunuzda İsrail vizesi varsa; İran’a gitmeden önce Pasaportunuzu yinelerseniz daha iyi olur. Bunların dışında önceden alınabilecek önlemler yoktur. İran’a ulaşım; Uçak, Otobüs, Tren, yada Özel araba ile gitmenize bir engeli yoktur…
DSC_5296Tebriz
İRAN’DA KARŞILAŞACAĞINIZ SOSYAL YAŞAM
Yemek konusunda adeta kurursunuz… Çünkü sulu yemek bulamayacağınız gibi onların yaptığı yemeklerde ise çeşit bulmanız imkânsız… İran’da bulabileceğiniz başlıca yemekler; Döner, Tavuk, Sosis, Omlet, Pilav, Salata ve bazı bol soslu Hint usulü yemekler. Sulu yemek bulmanız imkânsız… Çorbayı ise sadece büyük restoranlarda bulabilirsiniz. Döner dediysem! Bildiğiniz Dönerler değil. Adam; Kol büyüklüğünde etleri, ham olarak bir şişe takmış, Sosa yatırmamış,Yağsız ve kuru. Et tadı filan yok. Onu’ da pişirip kesmiş dipteki tepsiye doldurmuş, üstü açık saatlerce beklemiş. Döner istediğinizde o saatlerce beklemiş tepsideki döneri soslayıp size veriyorlar. Yani yeneceği yok…
Pilav deseniz, Onu’da yağsız tuzsuz kaynatmışlar, üzerine de yağı paket halinde ilave edip önünüze getiriyorlar. Yiyin yiyebilirseniz… Sosise gelince içine bolca sos ekliyorlar ama; Sosları çok fena kokuyor, insanın genzini yakıp iştahını yok ediyor..!
Türkiye’de gidip orada Restoran/Lokanta açılması halinde çok yüksek kazanç elde edilmesi içten bile değil. Çünkü İran’da hem yemek çeşidi yok hemde var olan restoranlar çok kötü ve küçücük yerler. İran’da yemek için, Lokanta açma potansiyeli oldukça yüksek durumda.
Şehir içinde ulaşımı;  Otobüs, Dolmuşlar, Taksiler ve Motosiklet taksiler le yapabilirsiniz.  Tahran’da Metro ulaşımı vardır.
Şehir içi Otobüslerde ve Metroda erkeklerle kadınların bölümleri ayrılmış durumdadır.
Trafik tabelalarında ve sokak tabelalarında isimler hem Farsça, hem’ de İngilizce olarak yazılmıştır.
 İran’da Farsçanın dışında basılmış ne bir gazete nede başka bir yayın bulmanız imkânsızdır…
İran’da iletişim problemi yaşamazsınız, çünkü hemen herkes Türkçe bilmekte ve konuşmaktadır. İran’ın yaklaşık yarısını oluşturan Türklerin dışındakilerde Türkçe bilmekte ve konuşmaktadır. Zaten konuşmaya başladığınızdan itibaren sizin hemen Türkiyeli olduğunuzu anlıyorlar ve neredeyse bağrın basıyorlar. Türkiye nin imajı oldukça yüksek seviyededir. İran da insanlar misafirperver desem yalan olmaz.
İran’da Kaçar hükümdarı, Ağa Muhammed’den gelen ve Tüm İranlıların ağzına yerleşen “Ağa” kelimesi, ilk iletişim kelimesi olarak kullanılıyor. Birisi size seslenirken “Ağa” diye sesleniyor.
Hava alanında şehir içine otobüs servisi yoktur. Tek yol Taksi ile gideceksiniz. Tahran’a 35 km uzaklıkta olan, Hava-alanından şehir merkezine gitmek için en az elli bin Tümen (Yaklaşık 15 Dolar) ödemeniz gerekir. Taksilerde Taksimetre yoktur. Mutlaka pazarlık yapmanız gerekir.
Şehirler arasında Otobüsler çalışmaktadır. Ancak otobüsler sadece büyük şehirlerde terminallere giriyor. Diğer şehirlerde sizi yolu üzerinde indiriyorlar, şehrin merkezine gitmek için Taksiye binip para ödemek zorunda kalıyorsunuz.
İran’da Hafta sonu tatil günleri, Perşembe ve Cuma günleridir. Cumartesi ve Pazar günleri iş günüdür.
İran’ın her sokağında veya meydanında bir sadaka kutusu ile karşılaşırsınız. Bu ülkede dilenmek yasak… İhtiyaç sahipleri bu sadaka kutusuna atılan yardımların toplandığı merkezlere giderek yardım alıyorlarmış…
DSC_5267İran’da Çay Şekeri (Nebat Deniyor)
TAHRAN GEZİSİ
01 Ekim 2015 Tarihinde, Humeyni hava alanında indik ve Pasaport kontrolü için sıraya girdiğimizde, önümüzde sıra değil yığın halinde bekleyen insanlar vardı. Bu yığın halindeki insanlar bir şekilde bitti ve bir Taksi ile Otellerin bulunduğu Saadi semtine gitmek için yola çıktık. Ama ne yol..! Şehir içinde yollarda trafik kuralları dışında ne ararsanız var… İnsanlar arabaları ile yolun ortasında durmuş sohbet ediyorlar ve trafiği allak bullak ediyorlar…
Korna çalmak bir gelenek haline gelmiş… Hemen her araba diğerine korna çalıyor. Saadi semtinde oteller çok kötü ama başkada çare yok. Otel bulduktan sonra. Çarşı Pazar gezmeye koyuldum ve sokakları geride bırakmaya başladığımda,  Ferdosi civarına gelmiştim. Burada kaldırım kenar taşları, kaldırımdan daha yüksek. Böyle olduğu için kaldırımda yürürken adeta bir kanalın içinde yürüyor gibi oluyorsunuz. Bu yüksek olan kaldırım kenar taşlarına birkaç defa takılıp düşme tehlikesi geçirdim, ama sonra alıştım.  Trafik tam bir kuralsızlık içinde devam ediyor. Arabalar yaya geçidi filan dinlemiyorlar. Dikkatle geçmezseniz her an canınızdan olmak içten bile değil.
İkinci gün sırtını Elbruz dağlarına dayamış bir ovada yayılmış olan Tahran’ı baştan başa yürümek üzere sokakları yürümeye başladım ve yaklaşık öğle saatlerine kadar yürüdükten sonra, epeyi uzak olan “Meydan Azadi” dedikleri meydana Metro ile gittim. Meydanda uzun bir süre geçirdim. Bu meydanda şehirlerarası otobüs terminali bulunmaktadır. Bu meydanda bir taksi ile “Sağda bat Sarayına” gittim. Bu sarayı gezdikten sonra yeniden şehrin merkezi olan Saadi semtine ve Ferdosi civarına geldim.
DSC_5393Tahran
TAHRAN’DA GÖRDÜKLERİM VE YAŞADIKLARIM
Tahran’da, Hemen her sokakta sadaka kutuları ile karşılaştım. Camilerin çoğunda kubbe yoktur, bazılarında ise minare yoktur. Cuma günü olmasına rağmen camilerde cemaat çok azdı.
Hemen herkesin Türkçe bildiğini ve konuştuğunu gördüm… Çarşı Pazar gezerken azda olsa Türk malları ile karşılaştım. Bir çok lokanta yada büfelerin önlerinde koca kazanlarda su kaynıyor. Büfede, parasını ödeyip, bir paket sallama çay ve bir adet bardak alıyorsunuz. Bu kazanlardaki su ile çay yapıp içiyorsunuz. Çay için ya su bardağı yada plastik bardak var. Türkiye deki çay bardakları hiçbir yerde yoktur… İran’da kahvehaneyi sadece Kazvin ve Tebriz’de gördüm. Bu kahvehanelerde sadece çay içiliyor ve Domino oyunu oynanıyor.
Her yerde Humeyni’nin resimleri ve kocaman İran bayrakları asılmış durumda.
Restoranlarda yemek tezgâhları yoktur. Kasada parasını ödeyip sipariş veriyorsunuz ve garsonlar size yemeği getiriyor. Yemek tezgâhı olmadığı gibi, Self servis lokantaları hiçbir yerde yoktur.
Tahranın her yerini gezdim. İlaç için arasanız, bir tane dahi köpek göremedim. Orada birine, Köpek niye yok diye sordum..?  Adam, köpekleri toplayıp yok ediyorlar dedi… Bırakın köpekleri, Kedi bile yoktur.
Tahranda İran sigaraları dışında satılan sigara bulamazsınız. Sadece büfelere sorduğunuzda kaçak yollarda girmiş yabancı sigara bulmanız mümkün olabiliyor.
Tahran’da Sadece kemer satan dükkanlar ve sadece meyve suyu satan dükkanlarla karşılaşırsınız. Hemen her yerde seyyar satıcı bulabilirsiniz.
İran’ın hiçbir yerinde, fatura ve fiş alan yada veren yoktur… Sadece otoban gişelerinde bilet veriliyor, bu bileti alanlar, hemen oracıkta havaya savuruyorlar. Otobanda çok sayıda biletler uçuşup duruyordu.
İran’da lüks otellerde dâhil hiçbir yerinde, peçete yada benzeri kağıt yoktur…
Seyahatin son gününde gittiğim, “Kapalı Çarşı” çok büyük ve her şeyin bulunabildiği bir yer. Bu kapalı çarşı tam bir “Şark” anlayışını yansıtan yapı tarzında inşa edilmiştir. Bu çarşıda O kadar hamal arabası var ki..!  adım atmanız çok zor… Dikkat etmezseniz ayağınızı sakatlayabilirsiniz…
Gezdiğim dört şehrin hiçbir yerinde, eğlence yapılan bir ortama yada mekana rastlamadım. Her yerde kapalı bir sosyal yaşam hakim durumdadır…
İran kadınları genelde esmer tenli ve Arap/Hint karışımı bir çehreyi yansıtmaktadırlar… Erkekler genelde açık tenliler ve Türk Çehresini yansıtmaktadırlar…
DSC_5293Tebriz
KAZVİN VE ZENCAN ŞEHRİNE YOLCULUK
Üçüncü gün Kazvin şehrine gitmek üzere, “Meydan Azadi” de Otobüse bindim. Kazvin şehri yaklaşık 200 kilometre uzaklıktadır. “Alamut Kalesi”buradadır. Kaleye gitmedim.  Ancak tabelasını gördüm. Otobüs beni terminalde indirdi ve akşama kadar oradan gezdim. Kazvin küçük bir şehir ve Kazvin’in yarısı Türklerden oluşmaktadır… Bir zamanlar İran’ın başkenti olan bu şehir, eski bir yerleşim. Akşam olduğunda yaklaşık 200 km uzaklıktaki ZENCAN şehrine gitmek için terminale gittim. Ancak buradan Zencan’a otobüs yok dediler. Peki nasıl gideceğim diye sordum. Sen önce taksi ile otobana gideceksin, otobanda geçen otobüslere binip Zencan’a gideceksin dediler.
Bende öyle yaptım.
Zencan’a vardığımızda yağmur yağmaya başlamıştı ve buradan da Otobüs beni otobanın kenarında indirdi. Zencan şehri, otobanın yakınında yer almaktadır. Burada yine taksi ile şehir içine gitmeniz gerek. Zencan’ı gezmeye pek fırsat bulamadım, ancak Zencan mimarisi İran mimarisinden çok farklı. Zaten Zencan’ın tamamına yakını Türk nüfusundan oluşmaktadır… Herkes Azeri Türkçesi konuşmaktadır. Türkiye Türkçesini de çok düzgün konuşan insanlar az değil…
Artık gece yarısı olmuştu ve gezi planıma göre, O gece benim Tebriz’e varmam gerekiyordu. Gecenin geç saati olmasına rağmen, ben yeniden otobana giderek Tebriz’e giden otobüslere binip, çok geç saatlerde Tebriz’e vardım. Nerdeyse sabah olmuştu. İran’da normal yol tabelaları yeşil renk otoban tabelaları mavi renklidir. Otobüslerde çay veya kahve yoktur. Sadece su var. Neresinde bakarsanız bakın, İran sosyal yaşam açısında tam bir yoklar ülkesidir… Her şey yasak… İran’da tam bir, perde gerisi yaşam sürmektedir…
DSC_5344Tebriz / Gök Mescit
TEBRİZ ŞEHRİNİN FARKI
Tebriz şehri büyük bir şehir. Buna rağmen Tahran’da olan, kaos burada yok denecek kadar az. Şehrin mimarisi, Fars anlayışı dışında ve daha çok Türkmen anlayışını ifade etmektedir… Tebriz’de Metro yapımı devam etmektedir. Sokak ve caddeleri daha temiz ve düzgün bir şekildedir… Tebriz tam bir tarih şehridir. Seyyar satıcılar, burada da çok sayıda varlar. Tebriz şehri, yeşil ve bağa bahçeye sahip bir yerleşim…
Tebriz’de tarihi mekan olarak, “Gök Mescidi ve Kapalı Çarşıyı” gezdim. Gök mescit 1456 yılında Karakoyunlu hükümdarı Türkmen “Cihan Şah” tarafından yaptırılmıştır. Bu mescide, çok azda olsa para ödeyerek giriyorsunuz. Ayrıca burada bir ziyaretçi defteri bulunmaktadır. İsterseniz izlenimlerinizi yazabilirsiniz… “Kapalı Çarşı” ise oldukça dikkat çekici, değişik bir havaya sahip ortamı var…
Burada, Herkes günlük dil olarak Türkçe konuşuyor ve Her yerde Türk müziği çalınıyor… Ancak Türkler kendi dilinde eğitim almıyorlarmış. Zaten Latin alfabesini bilen yoktur. Sadece İngilizce bilenler Latin alfabesini biliyorlar… Tebriz de kiminle sohbet etseniz sizi evine davet ediyor ve sizi kendi canının yarısı olarak görüp manevi dünyasının bir parçası olarak görüyor. Size “Balam” hoş geldiniz diyorlar…
Tebriz’de bir kahvehanede, uzun süre sohbet ettiğim; Hüseyin’e ailelerin genelde kaç çocuklu olduğunu sordum.? Hüseyin, genelde herkesin iki çocuğu olduğunu söyledi…
Tebriz’de diğer bir tarihi mekân olan kapalı çarşısında, bir kahvede sohbet ettiğim, Sait çok düzgün, Türkiye Türkçesi konuşuyordu. Bu konuşmayı nasıl elde ettiğini sordum. Sait burada İran televizyonları dışında Televizyon seyretmek yasak..! Ama biz bir yolunu bulup, devamlı olarak Türk televizyonlarını izliyoruz dedi. Sait Türk televizyonlarında yayınlanan tüm dizileri ezbere biliyordu.
Sait İran yönetiminde oldukça şikâyetçi idi. Sait şunları anlattı; Farslar İran’daki Türk izlerini yok etmek için, elinde gelen her şeyi yapıyorlar dedi. Neden.? Dedim, Sait şöyle izah etti; Farslar Türklerde çok çekiniyorlar… Ülkenin yarısı Türk’tür. Bu sebeple her konuda Türkleri bir perde arkasında tutmaya çalışıyorlar…
Sait sözüne devamla şunları söyledi; Farslar, düşünce olarak kendilerine pek güvenmeyen, sürekli kaygılı bir yapıya sahipler ve tam oturmamışlar dedi… Mesela, dedi Farsların büyük çoğunluğu “Burun” estetiği yaptırırlar!.. İşte bu durum; Kişisel KAYGININ, KİBRİN ve egoizmin bir sonucudur…
Evet, Sait kardeşimin de dediği gibi “BURUN” Din ilimi kapsamında, KİBRİN sembolüdür. Mesela, Namazda secdeye gittiğimizde, Burnumuzun yere değmesi gerekir. Bunun anlamı; Yüce Yaradan Allah karşısında büyüklenmediğimizi  ve Ona kulluğumuzu ifade ederiz.
Anlatıldığı ve görüldüğü gibi, İRAN kültüründe KİBİR çok baskın durumdadır…
Sait konuştukça derinleşiyor, derinleştikçe sesini yükseltiyordu..! Son olarak şöyle bir örnek verdi ve yorumda bulundu; Tahran’da trafiğe dikkat ettiysen herkes havada uçuyor…!!!  Ama Tebriz’de bunu görmezsin. Neden..? Nedeni çok açık! Tahran’ın yarısı Türk’tür ve ayrıca diğer milletlerde insanlar yaşamaktadır. Farslar kendinden olmayanlara karşı, kendilerini ispat etmek için, Trafiği bir bilinçaltı yarış aracı olarak kullanıyorlar da, ondan…!!!  Tahran şehrinde, trafiği tam bir kaos haline getiren, FARSİLERİN KİBRİNDEN başka bir şey değildir… Dedi.
Ertesi gün akşamı, yeniden Tahran’a dönmek üzere Otobüs terminaline gidip, Tebriz’den ayrıldım. Otobüsü kullanan şoför ile uzun süre sohbet ettim. Şoför oldukça iyi Türkiye Türkçesi konuşuyordu. Şoför memnuniyetsizliklerini anlatıp durdu. Konuşmasının bir yerinde “İran’da çalışmaktan başka hiçbir şey yoktur…” Burası açık hava hapishanesi diyordu…
DSC_5318Tebriz
Şİİ’LİĞİN DAYANDIĞI TEMEL
“İran ülkesi’nin “; Kuruluşundan itibaren, bu güne kadar, Babadan oğula geçen, (Miras kalan) yönetim şekli ile, Yani hanedanlıklarla ve bir Aristokrat anlayışıyla yönetildiği tarihi belgeleri ile ortadadır.
600 yıllarından önce, “Zerdüşt”  inancına sahip olan bu ülke, 600 yıllarından sonra, İslam dinini kabul ederek, Zerdüştlüğü terk etmiştir…
İslam dini içinde Caferiliği/Şiiliği benimsemiştir. Şiilik anlayışını, Sünnilikten, ayıran temel unsur ise; Şiilik anlayışına göre; Yüce yaratan, Allah’tan neşet eden “İlahi Nur” Hz. Âdem’e, Hz. Âdem’den, Hz. Muhammed’e ve dolayısıyla Hz. Muhammed’in torunlarına geçmiştir. Hal böyle olunca; İslam halifeliği’de soy üzerinde devam etmelidir…
Sünni anlayışa göre ise; İslam Halifeliği seçimle gelmelidir…
Görüldüğü gibi, Bu ülkenin Şiiliği benimsemesi, bir tesadüf eseri değildir… Tarih boyunca Baba’dan oğul’a geçen bir rejimle, yönetilen bu ülke de, “İslam dininin liderliğini de;” Bu tarihi yönetim anlayışından hareketle yorumlamışlardır…
“Şii yönetim anlayışı;” Siyasi kalıplara göre ölçümlendiğinde tam olarak “OLİGARŞİK” bir yönetim tarzıdır…
Bu gün için ise, İran ülkesinde, “Oligarşik”yöntem devam etmektedir. Şöyle ki, Dini lider Humeyni’nin ataları, Ehlibeytin 7.İmamı Musa El Kazım’dır. Yani İran ülkesinde, bu gün de Baba’dan oğul’a geçen yönetim anlayışı ve tarzı devam etmektedir.
Bu Şii anlayış, Hristiyanlığın,” Manichaeizm” gibi bazı mezheplerinin anlayışı ile bire bir örtüşmektedir…
Baba’dan oğul’a geçen bu yönetimin meydana getirdiği kültürel durumun, Farslar üzerinde nasıl bir etki yaptığını; Yaşadıklarım, bana anlatılanlar ve diğer yansımaların toplamına bakıldığında, “Demokrasinin en son uğrayacağı ülke İran’dır.”
DSC_5288Tebriz
DEMOKRASİNİN EN SON GELECEĞİ ÜLKE İRAN
İran’ı, tam olarak anlamak için, daha uzun zaman ayırıp, daha geniş bir alanda ve daha derinde incelemek gerektiği çok açık. Ancak; İran seyahatimde sosyolojiyi temel aldım ve yaptığım mekânsal gözlemlerim dışında,  insanlarla bire bir sohbetlere önem verdim. İnsanların iç dünyasının yansımasına ayna tutabildiğim kadarıyla ve bunları Ülkenin tarihsel gelişimi ve geçmişi ile birleştirdiğimde varabildiğim, SONUÇ; Fars kültürünün temel mayası KİBİR’dir…
Yaşam çok durağan, Yönetimi değişime kapalı, Babadan oğula geçen, mirasçı yönetim sistemi devam etmektedir…
İran ülkesinde, karşılaştıklarımı ve yaşadıklarımı kısaca anlattım. Anlaşılacağı gibi, İran yönetimi, derin bir kaygı içinde… Bu sebeple, her bir sosyal yaşamı kontrolde tutmak için, Ülkede her şeyi bir perde arkasında, yönetmeye devam etmektedir… Otobüs şoförünün dediği gibi bu ülkede çalışmaktan başka bir şey yoktur…
Anlatılanlar ve Gördüğüm kadarıyla, İran yönetimi, ülkede demokratik düşüncenin gelişmesini önlemek için, birçok yöntem geliştirmiştir…
Şöyle ki;
Ülkede, Yönetim değişikliği, Tarih boyunca ve halen; Soy üzerinde, mirasçı bir yapıda ve Oligarşik bir rejim olarak devam etmektedir…
Diğer İslam ülkelerinde ayrı bir mezhep anlayışı geliştirmiş. Böylece kendisini İslam uygulamalarında tekleştirmiş durumda…
İthal ettiği, her ithal malın üzerin, Farsça tanımlama yazdırarak değişik bir yazı yazma ve öğrenmenin önüne geçmiştir… Böylece Milletin İran’dan başka bir yerin olmadığını sanmalarını sağlamaya çalışmış…
Farsçadan başka bir yazıya asla izin vermemiş. Milletin Dünya ile olan iletişiminin gelişmemesi için, İnternet bile şehir merkezlerinin dışında çalışmıyor.
İsrail düşmanlığını, sürekli canlı tutarak, Halk arasında birlik ve tek vücutlu olmayı devam ettirmeye çalışmış…
İran radyolarında, Farsçadan başka bir müziğe izin verilmiyor… Başka bir ülkenin Televizyon yayınları, kesinlikle yasak. Çanak satışı tamamen yasak.
Hava alanındaki hava yollarının tabelaları dahi yasak, siz Türk hava yollarında bileti alsanız dahi, İran hava yolu bürosuna gitmek zorundasınız. Hâlbuki Yeşil köy hava alanında, İran hava yollarının tabelaları bolca var.
İran mutfağı diyebileceğimiz çeşitlilikte bir şey yoktur… Başka bir ülkenin Mutfağından örneklere asla izim verilmemiş…
02.10.2015 Tarihinde Saadi semtinde, akşam yemek yiyordum,. Yan masadan iki kişi benimle sohbet etmek istedi, ilk sohbet konumuz, yemek üzerine olmuştu, Onlara lokantalarda yemek bulamadığımı anlattım ve evlerde yemeklerin nasıl olduğunu sordum..?  Adam ,Maalesef, evlerde aynısı. Yemek çeşidimiz pek yoktur dedi…
Turizme yatırım yapılmamış… Çünkü Ülkeye Turistin gelmesi istenmemektedir… Bu durumu sakıncalı bir hal, olarak algıladıkları çok açık…
Sonuç olarak, mirasçı aristokratik yönetim anlayışı temelinde devam eden, İran ülkesinde; Demokratik düşüncenin önüne, ellerinde gelen her bir engeli koymuşlar ve bunu devam ettirme çabaları çok güçlü bir haldedir…
İran yönetiminin, Demokrasiye uzak durmasının altında, İran yönetiminin derin kaygıları yatmaktadır!.. Çünkü; Derin ve baskın bir kibre sahip Fars kültürünün varlığına rağmen. Bu Fars kültürünün alt edemediği, kendisine güvenen, diğer kültürlerle barışık olan, bir Türk kültürü mevcuttur. Hal böyle olunca, Demoktatik bir ortamda Farsilerin ikinci plana düşeceğini hesaplamaktadırlar… halbu ki; Türk kültürü bir sosyal yaşam kültürüdür. Bir ırkı temsil etmez. Türklerin yönettiği hiç bir ülkede, Tarih boyunca hiç bir zaman ırk sorun olmamıştır. Zaten ırkçılık, İnsanlığın ve Tarihin Yüz karasıdır. Yeni bir seyahatname yazısında, buluşmak üzere Sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…

2 comments

  • ne kadar gereceklerle alakası olmayan bilgi paylaşmışsınız iran ile ilgili
    seyahat name böyle olmamalı eğer bir ülke ile ilgi bilgi paylaşılıyorsa bunun doğruluğundan emin olunmalıdır.

    • Ben gördüğümü yazdım. Neyi yanlış yazdığımı düşündüm ama bulamadım. Kör müyüyüm acaba bilmem, olabilirde. ne deyim. İran’da yaşadığım O kadar kötü şeyler var ki onları yazmadım… Mesela Metrobüs durağında çantamı almak isteyenlerin saldırısına uğradım yazmadım. Otoban üzerindeki lokantada yaşadığım çok kötü sonuçları yazmadım. Tuvaletlerin hemen hepsi bir rezillik ötesi. Daha ne deyim. Bunları yazmadım çünkü amacım hiç kimseyi kötülemek asla değil dir.

Comments are closed.