KARS SEYAHATİ

KARS SEYAHATİ

KARS’A ULAŞMAK ZOR ANCAK MUTLULUK VERİR
2008 Yılının Eylül ayının son günlerinde, Doğu Karadeniz üzerinde geçerek doğu illerine uzun bir seyahate çıkmıştık. Yolumuz Samsun’dan geçerek Trabzon’a ve Erzurum şehrine ulaşmıştı. Gideceğimiz son şehir, Kars olacaktı. Seyahatimiz planladığımız gibi Samsun şehrini gezip, bir gün konakladıktan sonra Trabzon şehrine geldiğimizde tarih 01 Ekim olmuştu.
Trabzon şehrinde bir gün gezip konakladıktan sonra, artık bundan sonraki yolculuğu düşünmeye başlamıştık.  Trabzon’dan sonra yolumuzun zorlu olacağını biliyorduk. Özellikle yaklaşık 2000 Metre rakımlı Zigana geçidine varmak bizi iyiden iyiye düşündürüyordu, Çünkü uzun ve tehlikeli heyelan bölgelerinde geçeceğimizi biliyorduk. Sonbahar iklimi sebebi ile havaların yağmurlu olması ve heyelanların ise riskli olacağını düşünüyorduk.  Neyse ki biz Trabzon şehrinde iken yağmur dinmişti ve 02 Ekim sabahında Zigana geçidini problem yaşamadan aştık ve Gümüşhane şehrine vardık.
Gümüşhane şehir merkezini ayrıntılı bir şekilde turladık ve yürüyerek gezmeye koyulduk. Gümüşhane’de “KÖME” denen, Üzüm ve Ceviz karışımı tatlısının lezzetini yemeyene anlatmak zor…
Gümüşhane’de, karşılaştığımız ve tadına baktığımız. “HERLE” Pastanelerde satılmaktadır. HERLE Anadolu’nun çok yerinde, evlerde yapılır, aynı isimle anılır ve söylenir.. Satıldığını ilk defa bu şehirde gördüm.
HERLE; Un, Tereyağı ve Pekmezle yapılır. Yapılışı şöyledir; Un kaynatılmış suda tereyağı ile birlikte özlenerek kuymak haline getirilir. Sonra sıcak olarak yayvan bir kaba alınır, kabın genişliğince yayılır ve kaşığın alt kısmı ile kabın tamamında sıralı bir şekilde gözler açılır. Bu gözler kaynatılmış pekmez ile doldurulur. Son olarak kızdırılmış ve köpürtülmüş tereyağı, herlenin her yanına bolca dökülür ve sıcak olarak servis edilir.
HERLE’nin yenmesi çok özeldir; Bende herle sofralarında bulunmuştum, bilirim. Geniş bir tepsi içinde, sofraya gelen herleyi herkesin kendi tabağına alması çok zor, çünkü özelliği ve tadı kaybolur. Dolayısı ile masada bulunan herkes O geniş tepside yer…
Hal böyle olunca;
Geniş bir tepside masaya getirilen herleyi yiyenler, sıcak pekmez ve tereyağı ile dolu gözlere, daha çabuk ulaşmak için biraz yarışır ve hızla tepsinin ortasına doğru ilerlemek isterler… Bu sırada şaka yollu, itirazlar ve kaşık sesleri duyulmaya başlar…
Biz Gümüşhane’yi geride bırakıp, Bayburt’u geçtikten sonra, KOP dağına gelmiştik. KOP dağı çok zorlu bir yoldur. KOP dağından sonra Erzurum yolu Aşkale ilçesinden geçerek düz bir ovada devam etmektedir. Erzurum’da iki gün gezip konakladıktan sonra, 04 Ekim’de Kars’a gittik. (Erzurum gezisini başka bir yazı ile yayınladığım için burada anlatmadım)
K (5)Kars
KARS’IN GÜZELLİKLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Erzurum’dan Kars’a giderken bir yandan Tren Yolu”  bir yandan “Aras Nehri” bize yol arkadaşlığı yaptılar. Bu yol, Horsan ilçesinin tam ortasında geçmektedir. Sarıkamış’a yaklaştığımızda, Kağızman yol ayrımı mıntıkasında sık bir ormanlık bizi karşıladı.
04 Ekim 2008 tarihinde, geç vaktinde Kars’a varmıştık, O gece Otelde konakladık. Sabah olunca şehir geniş bir şekilde turladık. Turlarken yaya olarak gezilecek yerleri de belirlemiştik. Yaya olarak gezmeye başladığımızda ilk dikkatimizi çeken; “Özel Kaşar Dükkanları” olmuştu. Bu kaşar dükkânları bir kitapçı dükkânı misali raflarla donatılmış ve bu farlar kocaman yuvarlak kalıplı kaşarlar la doldurulmuş…
Kars şehir merkezinde gezilecek yerler; Kars kalesi, Havariler kilisesi, Hasan Harakani türbesi, Kars çayı üzerindeki Taşköprü, Topçular hamamı, Kars Müzesi ve Rusların yaptığı taş evler, bunların hepsi bir aradadır. Müze hariç diğerlerini aramanız gerekmez yürüyerek hepsini ziyaret edebilirsiniz…
Kaleye çıktığınızda şehrin hemen her yerini kuş bakışı izleyebilirsiniz…
Kars’ın her yerinde, Selçuklu izleri ile karşılaştık. 1064 de Alpaslan’ın ilk Cuma namazını kıldığı Fethiye camii halen ayakta durmaktadır. Bu caminin yanında bir kümbet vardır ve ayrıca yıkık halde sandukalı bir Selçuklu mezarı bulunmaktadır.
“Ani Harabeleri” Şehir merkezine 45 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır, biz zamanımız olmadığı için gitmedik.
Kars’a galipte Kaz eti yemeği yemeden dönmek olmazdı… Şimdi ismini hatırlayamadığım ancak merkezde kaleye paralel bir caddede, çok lüks bir restoranda kaz eti lezzetini tatmıştık. Kaz etini, pilav üstü olarak servis ediyorlar.
Restoran da sohbet ettiğimiz bir arkadaş, Kaz eti yemeği, eskiden sadece sonbahar aylarında yapıldı..! Şimdilerde ise besiciliğin gelişmesi ile her dönem yapıldığını anlattı.
İsmi Cengiz olan, arkadaş, bize birde tembihten bulundu; Biraz da şaka yollu olarak şöyle dedi;
Aman ha..! Özellikle köy içlerinde geçerken, KAZ’LARA çok dikkat edin..!! Ola ki, bir “Kaz’a”  Yanlışlıkla vurursanız, bu size çok pahalıya mal olur…
Çünkü;
Vurduğunuz kaz’ ın parasını sizden isterler, Bitmedi!!! “Kurtuldum sanmayın..!” Yok öyle ucuza kurtulmaaak” Ayrıca kazın bir yıllık yumurta parasını ve civciv parasını da isterler… Aman ha!!! dikkatli olun!.. Eh, bunu anlatırken, bir taraftan da gülümseyen, Cengiz arkadaşımıza teşekkür ederek ayrıldık.
Kars’ın içindeki kaldırımları çok yüksek yapmışlar, arabayı kaldırım kenarına park ettiğimizde ya kapıyı hiç açamadık ya da kapını altını kaldırıma sürterek açabildik. Hangi sebeple öyle yapmışlar anlayamadık…
Kars’ı gezip alışveriş ederken, dikkatimizi çeken diğer bir husus ise; Hepsinde değil ama, çoğu dükkânda alışveriş için içeriye girdiğimizde esnafın müşteri ile pek ilgilenmediğini fark ettik…
Mesela; Küçük bir dükkana giriyorsunuz, Adam ayağını ayağının üstüne atmış oturuyor. Siz müşteri olarak içeriye girdiğinizde, adam hiç istifini bozmadan oturmaya devam ediyor… Ne istediniz..? yada Buyrun..?  gibi bir şey de demiyorlar… Allah, Allah,  diyor insan!..  Demek ki, buradaki esnafın durumu çok iyi… Maşallah. Allah bozmasın…
Alışveriş sırasında, çok hesaplı Kaz tüyünde yapılmış, “Kuş Tüyü Yastıklar” Almıştık.
Kars şehrini ziyaret etmeyi planlarsanız, konaklamak için, üç yıldızlı Grand Ani oteli güzel bir otel. Grand Ani oteli, Emniyet müdürlüğünü geçince sol tarafta bir sokak içinde bulunmaktadır.
K (41)Kars
MÜZE’Yİ SORDUM BEN “YABANCIYIM” DEDİ
Tarih 05 Ekim 2008 ve sıra, Kars Müzesini gezmeye gelmişti, şehir merkezinde Müzenin nerede olduğunu sordum.? Tarif ettiler, buna rağmen müzeyi bulamadık, Çünkü; Şehrin içinde O tarihte yön levhaları hemen hemen hiç yoktu ve Müze de yeni yerine taşınmıştı.
Müzeyi ararken, kendimizi şehrin Kuzey Doğusunda, tepelik bir mahallenin ortasında bulduk.  Mahalle şehri kuş bakışı gören bir yerdi. Müzeyi bulmak için yeniden sormamız gerekiyordu. Yol kenarında yürüyen tahminen; On yedi, On sekiz yaşlarında bir gence, Müzenin yerini bilip bilmediğini sordum. Genç adam; Abi ben, “YABANCIYIM” Müzenin yerini bilmiyorum dedi.
O anda Kars küçük bir yer, ama, demek ki, yine de Türkiye’nin çeşitli yerlerinde gelen turistler varmış.!!! diye içimde geçirdim. Ve birden merakla gence,  Kardeşim sen “HANGİ ŞEHİRDEN” Geldin acaba? Diye sorunca..!!!
Genç adam; Eliyle aşağı yönü göstererek; ””Abi ben şu “KARŞI MAHALLEDE” Oturuyorum dedi..!””
Kısa süreli bir durgunluk geçirdim, ne diyeceğimi bilemedim. Sonra pekâlâ, teşekkür ederim dedikten sonra yola devam ettim. Müzeyi biraz daha arayıp sorup buldum, Müze şehrin biraz daha kuzey doğusunda kalıyormuş.
Kısacası Kars şehrine ulaşmak, biraz zahmetli olsa da, Bu şehri ziyaret etmek bir mutluluktur… Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere Sağlık, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

K (14)Kars

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…