DENİZLİ SEYAHATİ

DENİZLİ SEYAHATİ

KARAHAYIT NASIL BİR YER
2010 Yılı Ocak ayında Denizli ilinin Karahayıt beldesinde, termal turizmi için bulunuyorduk. Bu merkeze daha önce de çok defa gitmiştik,
Karahayıt’ı bilmeyenler için kısaca anlatmak gerekirse;
Karahayıt Pamukkale’nin güneybatısında yer almaktadır. Karahayıt tam bir Termal merkezidir. Daha çok Romatizmal hastalıkların tedavisi için gelen misafirlerin uğrak yeridir.   Misafirler genellikle soğuk mevsimlerde gelirler. Karahayıt’ın Kuzeyi ormanla kaplı ve dağlıktır, güneybatısında geniş bir ova yer alır, doğusunda Pamukkale bulunur ve Sarayköy ilçesine sınır olan bir alanda kurulmuştur. Karahayıt oldukça yeşil bir doğaya sahiptir. Denizli’nin Babadağ İlçesi tam karşısında yer almaktadır.
Karahayıt tesis bakımında oldukça zengin ve lüks bir yapılaşmaya sahiptir. Çevresinde çok sayıda belde ve köy yer almaktadır. İnsanları oldukça medeni ve doğa kök kültüre sahiptirler. Çarşı pazarı oldukça yeterli ve aranan hemen her ihtiyaca cevap veren seviyededir. Her bir tesisi misafirlerin termal ihtiyacını karşılayacak banyolara sahiptir. Aydın, Uşak, Muğla, İzmir, Afyonkarahisar’ın Ana kara yollarının kesiştiği bir coğrafyadadır. Ulaşımı oldukça kolaydır.
Karahayıt beldesi Denizli şehrine çok yakın bir mesafededir. Gün içinde istediğiniz zaman Denizli’ye gidip gezip yeniden bu beldeye gelebilirsiniz. Denizli büyük bir şehirdir. Gezilecek çok sayıda yeri vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz. Bayram yeri denen Denizli nin merkezinde Kuyumculardan tutunda kolonyacılara kadar. Her şeyi bulabilirsiniz. Hele birde Babadağlı hanına girerseniz gözünüzü havlulardan alamazsınız. Tekstil üzerine ne ararsanız bulamayacağınız bir şey olmaz.
D (6)Karahayıt
 ADALETSİZ ELİTLER TRAVERTENİ BEĞENMEDİLER.!!! EYVAH
Karahayıt’a termal tedavisi için giden misafirler, doktor tavsiyesi gereğince günde genellikle iki defa termal banyo tedavisi alırlar, geriye kalan zamanlarda gezip eğlenirler. Bizde öyle yaptık, Günlerin birisinde Karahayıt’ın merkezine yakın bir meydanında Belediyenin yükselti şeklinde yaptığı bir Traverten vardır. (Fotoğrafı aşağıda yer almaktadır)
Üzerinde devamlı olarak sıcak sular kaynıyor ve buhar yükseliyordu. Tamda travertenin karşısında yer alan kafelerden birisinin önünde bulunan açık havada sahasında oturuyor çay içiyorduk, Orası insanların uzun bir süre oturup, hem sohbet edip, hem çay kahve içip bir yandan da traverteni seyrettiği bir yerdir.
Bir süre sonra İstanbul plakalı bir Minibüs geldi ve tam kafenin önündeki masaların önüne park etti, hem bizim hem de diğer misafirlerin önünü kapattı. Minibüsün içinde orta yaşlı, kadınlı erkekli beş kişi indi, Minibüs şimdi gider diye düşünürken, inenler Minibüsün kapılarını kilitleyip bizim masanın yanındaki masaya oturuverdiler.  Hâlbuki araba park edecek o kadar çok yer vardı ki hemen her yer boş yani.
 Kafe sahibi herhangi bir ricadan bulunmadı ve bir şey söylemedi.
Minibüsü önümüze park edip görüşümüzü kapatanlar bunu düşünemediyse..!!!  Zaten öylesi insana rica etmek değmezdi. Velhasıl kimse bir şey demeye gerek görmedi. Her neyse buraya kadar önemli değil unutulup giderdi zaten. Ancak bunu unutturmayacak ikinci perde daha da dikkat çekiciydi. Hem elit gözükmek hem’ de saygısızlığın ve adaletsizliğin açık bir örneğini ortaya koydular.
Minibüste inenler kendilerine içecek bir şeyler sipariş ettiler ve aralarında şamata yapıp sohbet etmeye başladılar, Sohbetleri bir süre sonra, meydanda bulunan Travertene geldi, hemen hepsi de Travertenin çok çirkin olduğunu söyleyip epeyce eleştirip sanatın nasıl olacağından dem vurup biri birinin fikirlerini tasdik edip durdular.
Uzun bir süre oturdular, baktık gidecek gibi değiller, bari biz gidelim dedik ve oradan gittik. Minibüste inen bu orta yaşlı insanların, hiç empati yapmadıkları ve hele aynaya ise hiç bakmadıkları çok açıktı. E yani Minibüsün güzelliğine ne denebilirdi ki… Ne diyelim, Allah kimseyi hem elit hem adaletsiz etmesin. Âmiiinnn. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, Sağlık, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.
D (3)Pamukkale

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…