KİLİS SEYAHATİ

KİLİS SEYAHATİ

HER BİNA BİR TARİH
25 Ekim 2006 sabahında, Kilis şehrini sokak,  sokak gezmeyi planlamıştık… Sokakları birer, birer arkamızdan bırakırken, Bu arada dikkatimi çeken yerlerin fotoğrafını çekiyordum. Böylece öğle saatlerine kadar, Kilis’i Sokak, Cadde Meydan ve Pasaj demeden gezmeye devam ettik.
Şehrin merkezinde bulunan, “Taş Evler” görülmeye değer… Kilis Valilik binasının bulunduğu meydanda, bir Mevlevihane binası halen ayakta ve ziyarete açık durumda… Kilisin içinde, tekke ve zaviye binaları bulunmaktadır ve halen ayaktalar. “Ravanda Kalesi” şehir merkezine 20 Km. uzaklıkta bulunmaktadır. Kilis’te çok miktarda zeytinlikler bulunmaktadır.
Alıveriş ettiğimiz bir esnaf, şunları söyledi; Eskiden burada sınır ticareti, çok canlı idi… Türkiye’nin her yerinde insanlar buraya gelip ticaret yapıyorlardı…
Ancak; 1980 yılı Eylül ayından sonra, bu ticaret bitti. Şimdi işler kötü ve sokaklarımız boş… Adamın ses tonunda üzüntülü olduğu açıktı…
Kilis’in, Kilis Tava gibi kendisine özgü yemekleri var. Yemeklerin yanında ayrıca ikramları oldukça bol. Örneğin; Odun közünde pişirilmiş, biberleri oldukça lezzetli. Bu biberler her yerde bulunan cinsten değil… Yerel sayılacak bu biberler; Dolma biberden biraz küçük, çok etli ve acılar…
Öğleden sonra, araba ile ve yürüyerek turladığımız; “Kilis’in” küçük ancak etkili bir kültüre sahip olduğu kanaatine varmıştık… Kilis sınır kenti olduğu için yaşanmışlıklar çok hızla tüketilerek, çabucak birer kült halini almaktadır…
Seyahat planımızda, ayrıca; Şanlıurfa, Diyarbakır, Mardin ve Kahramanmaraş olduğu için daha fazla zaman ayıramadık. Kilis’te biz bir gün kaldık. Daha geniş bir çerçevede gezip görmek gerekir. Fırsat bulursam yeniden ziyaret edeceğim bir şehir.
KKilis
ŞOFÖR’ÜN TEMBİHİ
2006 Yılının Ramazan bayramı, Ekim ayının ortasına rasgelmişti. Bayramın ikinci gününde, Gaziantep hava alanına vardığımızda, şehrin içine gidip, Kilis’e giden yolcu minibüslerini bulduk…
Gaziantep’ten Kilis’e iki saatlik bir yolculuğa başladığımızda, Minibüsün şoförüne Kilis’te ki otelleri sorduk!
Şoför;
ARCA otelin iyi olduğunu, ancak, bayram nedeni ile Suriye’lilerin yoğunluğu var..!  Bu sebeple, Otellerde yer bulmanın biraz zor olabileceğini anlattı…
Sözünün bitiminde,  Ola’ ki..! Otel bulamazsınız..! “Ben sizi evimde misafir ederim dedi.”  Size cep telefonumu yazdırayım, bir aksilik olursa!..  “Beni arayın haaa!..” Diyerek, bizi sıkı sıkıya tembih etti.
Ayrıca, bizim telefon numaramızı da, kendisi yazmak istedi..! Yok filan dedik ama, bizi dinlemedi. Telefon numarasını yazıp kendisine verdik.
Kilis’e vardığımızda saat gece 22.00 olmuştu. Bizi Otelin önünde indirdi. Otelde yer varmış. Otele giriş kaydımızı, yaptırdıktan biraz sonra, gerçekten de, ismi İbrahim olan, minibüs şoförü bizi aradı. Otel bulup bulmadığımızı sordu!.. Kendisine teşekkür ettik. ARCA Oteli, sahiden de çok güzel bir oteldi…
K (36)Kilis
HEMEN SELAM DURDUM
Kilis şehrini gezerken, Bir meydana geldiğimizde, BAĞ-KUR hizmet binasını gördüm. Hemen SELAM DURDUM!!!
Neme lazım!!! Bağ-Kur’un gönlünü, her zaman, hoş tutmak gerekir…
Çünkü ;
Bağ-Kur ‘a işiniz düştüğünde, Allah sizin yardımcınız olsun…
Ülkemizde en süper çalışan kurum, BAĞ-KUR’ dur… Evvel Allah yani…
Örneğin; Siz senelerce Bankadan BAĞ-KUR a prim ödemişsinizdir. Emekli olmaya gittiğinizde, sizde “Ödeme Makbuzlarının Tamamının Aslını isterler.”
” Yada size şöyle derler; Kardeşim sizin şu kadar borcunuz var…”
Şoku atlatıp, sorarsınız… Bu benim borçlarım, ne zamana ait acaba…?
Size şöyle cevap verirler…
Biz onu bilemeyiz, “Siz gidip tüm makbuzları getirin bakalım.”
Ola ki makbuzları kaybetmişseniz!..
İşte O zaman..!!! Yandım Allah keten helva…
O borcu size ödetirler, başka çaresi yok… “E ben bankadan ödemiştim, bu nasıl olur, filan gibi sızlanmalar para etmez… Kusura bakmayın….
Daha bitmediii… Sadece bu olsa iyi…
Mesela; Bağ-Kur’da borcunuzu öğrenmek için, bir hesap dökümü isterseniz, onu bir düz sürekli form kağıdına yazarlar size verirler.
Bu döküme bakarsınız, size ait olan “Sadece isminiz” doğrudur…. Geri kalan bilgiler, sanki gökte inmiş gibidir…
Neyi neyle karşılaştıracağınızı asla anlayamazsınız… Elinizdeki belgelere bakarak borcunuz mu var.? Yada fazla mı ödemişsiniz? Bunu asla anlayamazsınız… En sonunda İllallah edersiniz…
Borcunuz gözüküyorsa ödersiniz. Alacağınız varsa vazgeçersiniz…
İşte hal böyle… Lütfen..! Bağ-Kur deyip geçmeyelim. “Bilen bilir, bilmeyen bir top mercimek zanneder”
Şu anda BAĞ-KUR’da emekliyim. Ancak yine de, ne olur, ne olmaz… Bir BAĞ-KUR binası görünce, hemen, SELAMA DURURUM…
Neme lazım..! Bakarsın bir gün, BAĞ-KUR ‘da şöyle bir yazı gelebilir…
” Yahu, biz seni  YANLIŞLIKLA EMEKLİ ETMİŞİZ” deyi verirler…
Derler mi?
Derler…!!!
Hiç Affetmezler… Vallahi.
Bu sebeple, Bağ-Kur’a hiç bir zaman, saygıdan kusur etmem…
Ammaaan haaaa… Siz siz olun Bağ-Kur’u asla boşlamayın… Allah Korusun.
K (22)Kilis
SURİYELİ ADAM ÇOK SEVİNDİ
Kilis’de çok sayıda Suriyeli ile karşılaştık. Ticaret yapmak için gelmiş, Suriyelilerin, kadınları genellikle çarşafla örtünmüş, erkeklerin ise başlarında sıcaktan korunmak için puşi denen bir örtü vardı.
Zaten, Kilide gittiğinizde sanki Suriye’ye gelmiş gibi olursunuz… Neyse, öğlen saatleri idi, bir ana caddeye çıktığımızda, Karşımda karizmatik bir Suriyelinin geldiğini gördüm.
Fotoğrafını çekmeye karar verdim. Bu arada fotoğraf makinasını ayarladın ve aradaki insanların geçmesini beklerken, Bu Karizmatik kardeşim, bana çok yaklaşmış oldu. Fotoğrafını çekmek istediğimi söyledim. Durup poz verdi.
Fotoğrafını çektiğimde, çok sevindi ve bana yaklaşarak “ALLAĞ RAAZZI OLSUN” dedi.
Güldü ve yürüyüp gitti. ( Bu kardeşimin Fotoğrafı Yukarıda bulunuyor.) Sonra düşündüm; Acaba neden? Bana candan teşekkür etti..? Galiba kültürel bir davranış olsa gerek…
K (19)
Kilis
SINIRIN ADI EZO GELİN
Kilis’e geldiğinizde, Dünya da sembol isim olmuş… Ezo gelinin yaşanmış hikâyesi ile bir şekilde karşılaşırsınız…
Bu hikâyeyi bir esnaf bize kısaca şöyle anlatmıştı;
Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğan, Ezo Gelinin güzelliği dilden dile dolaşırmış.
Ezo gelin, berder geleneğince (Karşılıklı değişik etmek) Hanifi isimli gençle evlenmiş. Ancak Hanifi’nin sevdiği ve parası olmadığı için evlenemediği bir kız varmış. Sevdiği kız için yanıp tutuşmaya, devam edermiş.
Hanifi tarafından ihmal edilen, Ezo Gelin, kısa bir süre sonra, Hanifi’den ayrılmış ve Altı yıl Dul olarak yaşamış.
Daha sonra Ezo gelin, Suriye’den yaşayan Teyzesinin oğlu ile evlenerek, Suriye’ye Gelin gitmiş. Giderken, Vatan hasretini hafifletmek için, yanında bir çuval toprak götürmüş.
Ezo Gelinin, Suriye’de Altı çocuğu olmuş, köyünü her ziyaret ettiğinde, heybesine yeniden toprak doldurup götürürmüş. Vatan hasreti ile yanıp kavrulan, Ezo Gelin, Gurbetliğe, Köyünde uğradığı İhanete, Çileye ve Acıya daha fazla dayanamayarak, 47 yaşında Veremden hayata gözlerini yummuş.
Vasiyeti üzerine cenazesi, öldüğü köydeki yüksek tepenin; Türkiye’ye bakan yönüne gömülmüş. 1999 Yılında Mezarı Türkiye’ye getirilerek, Oğuzeli ilçesindeki doğduğu köyünde yaptırılan (Uruş/Dokuzyol) yeni kabrine taşımış.
Ezo Gelinin asıl adı Zöhre imiş. Niçin Ezo gelin, denildiğine dair çeşitli rivayetler varmış.
Bu arada, Dokuzyol köyü Oğuzeli ilçesine çok yakın bir mesafededir.
Sonuç olarak, Ezo gelin hikâyesi; Gurbet, Ayrılık, Hasret ve İhanet dolu, hüzünlü bir hikâyedir.
Bu hüzünlü hikâye;
Öylesine kültürel bir yer edinmiş ki!.. Artık, asırlarca beraber yaşamış, akrabaların ayrılığını simgeleyen SINIRIN ADI olmuştur. Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere sağlık, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

K (40)Kilis

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…