YOL HİKAYELERİ-3

YOL HİKAYELERİ-3

FOTOĞRAF ÇEKERKEN
Bu yazımda, yollarda iken, çektiğim fotoğraflar sebebi ile yaşadığım hikayeleri, dilim döndüğünce nakletmeye çalışacağım.
1985 yılından itibaren fotoğraf çekiyorum. İlk yıllarda daha çok aile fotoğrafları çekiyordum. Bir manzarayı çekmek gibi hevesim yoktu. Zaman geçtikçe fotoğraf çekmek bir tutku haline geldi…
Arada yıllar geçtikçe, Fotoğraflarla bir coğrafya tarih arşivi yapma düşüncesi gelişmeye başladı.
Bundan sonra, artık gezdiğim şehirlerin, ilçelerin, kasabaların ve köylerin fotoğraflarını, çekmeye başladım.
Ayrıca, sosyal yaşamda kayıp olmaya başlayan veya yakın zamanda kayıp olacağını düşündüğüm (Tabelalar da dâhil ) her şeyin fotoğrafını çekmeye başlamıştım…
Çünkü;
“Fotoğrafı” zamanın içindeki bir anı durduran ve resmeden, belge olarak düşünüyorum…
Ancak; Ülke içinde ve dışında, çektiğim, bu fotoğrafların birçoğunu çekerken çeşitli hikâyeler yaşadım. İşte!.. Bu hikâyelerin bazıları Şöyle;
B (21)Seben/Bolu
CEMALETTİN AMCA
12 Haziran 2009 Tarihinde, Uşak şehrinde, İstanbul’a gidiyordum. Yol güzergâhım, Eskişehir’in Mihalıççık ilçesi ile Ankara’nın Nallıhan ilçesinde geçerek, Bolu şehrine varacaktı.
Geçtiğim yerleri gezip gördükten sonra, fotoğraf çekmiştim. Bolu’ya bağlı, küçük bir ilçe olan, Seben civarına geldiğimde, yol beni bir tepeye çıkardı.
Karşımda, traktörle tarla süren birini gördüm. Bulunduğum yerde durdum ve birkaç poz fotoğraf çektikten sonra, yoluma devam ettim.
Tarlanın yanına geldiğimde, traktörü kullanan kişi, bana el ederek çağırdı, yanına gittim, tanıştık ve sohbet ettik. Amca adım, Cemalettin Cankurtaran dedi. Ve sonra;
Madem fotoğraf çekiyorsun! Benim ’de birkaç fotoğrafımı çekersen; Torunlarıma bırakayım dedi.
Cemalettin amcanın, çok sayıda fotoğrafını çektim. Adresini yazdıktan sonra helalleşip ayrıldım. Yaklaşık bir hafta sonra, büyük boy fotoğraflarını kendisine posta ile gönderdim.
1 (10)Cemalettin cankurtaran/Seben-Bolu
GAZETECİ SANDILAR
13 Kasım 2009 Tarihinden İstanbul Çekmeköy’den geçerek Kavacık’a gidiyordum. Çavuşbaşı semtine girmeden önce, ormanlık alanının fotoğrafını çekmek istedim.
Arabayı yolun kenarına park ettikten sonra, fotoğraf çektim ve oturup ormanı seyretmeye başladım.
Biraz sonra, Çavuşbaşı yönünde bir araba gelip yanımda durdu. İçinde iki kişi indiler. İner inmez, birisi bana, sen “O gazeteciminsin”? Dedi.
Ben gazeteci değilim, dedim.
Sen gazeteci değilsen, neden fotoğraf çekiyorsun?..
Ben amatör fotoğrafçıyım, burası güzel bir yer olduğu için, manzara fotoğrafı çektim dedim.
Adamlar inanmadılar… Sen gazetecisin, fotoğraf çekip gazetede aleyhte yazı yazıyorsun dedi.
Böyle bir şey yok!.. Siz hiç fotoğraf çekmez misiniz..? Deyince biraz sakinlediler… Sonra arabalarına doğru yönelince bende oradan ayrıldım.
Ertesi gün, Çavuşbaşı semtinde oturan, arkadaşımı arayıp durumu anlatım. Arkadaşım bana; Çavuşbaşı bölgesindeki binaların hiç birinin tapusunun olmadığını söyledi…
Konu anlaşılmıştı…
İ (2)Çavuşbaşı/İstanbul
MİNAREYİ SATIN’MI ALACAKSIN ?
24 Ağustos 2010 Tarihinde Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesini ziyaret etmiştim.
Pınarbaşı ilçesi, Kayseri ilinin en doğu sınırında yer almaktadır. İlçe çok eski bir yerleşim yeridir…
İlçede tarihi binalar bulunmaktadır. Belediyenin Kooperatif projesi ile yaptığı eski çarşısı ve pazarı ile tam bir Anadolu kenti…
Doğu ve Güneydoğu illerinin, geçiş noktasında bulunmaktadır. İlçe merkezine çok yakın büyük bir gölü var.
İlçeyi hem geziyor hem de fotoğraf çekiyordum. Saat öğlen olmuştu ve güneş tam olarak tepeden yer alıyordu.
Bu sırada, çok güzel bir minaresinin fotoğrafını çekmek istedim. Ancak güneş ışınları çok dik geldiği için,  Acaba; Nasıl fotoğraf çekebilirim diye minarenin sağına soluna bakıyordum.
O sırada, yanımda geçen, orta yaşlı bir adam;
”Abi sen bu minareyi, satın mı alacaksın..?” “Sağına soluna bakıp duruyorsun! dedi.”
Beklemediğim bir soru ile karşılaşınca, hemen bir şey diyemedim.
Ama, beni birden gülme tutunca, adamda epeyce güldü…
K (34) Pınarbaşı/Kayseri
TRAFİK POLİSİ ADRESE FIRSAT VERMEDİ
18 Aralık 2010 Tarihinde, Batman’da İstanbul’a dönüyordum. Bingöl’ü geçtikten sonra, Elazığ’ın Karakoçan ilçesine gelmiştim.
Karakoçan ilçesine, ilk defa gelmiştim. Elazığ’a giden ana yoldan, sağa dönerek İlçenin merkezine girdim.
İlçe çok güzel ve tam bir sahil kenti havası var. Dönüş yapan gurbetçiler, güzel binalar yapmışlar…
İlçeye girdikten sonra, bir meydana geldim ve durdum. Etrafımı gözlemledikten sonra, fotoğraf çekmeye başladım.
Meydana açılan, bir sokağın başında, durup konuşan gençler vardı. Bizim fotoğrafımızı çekerimsin? Dediler.
Çekmesine çekerimde, fotoğrafları size nasıl ulaştıracağım? deyince, içlerinde birisi; İnternet var! e posta adresimi veririm, gönderirsin dedi.
Tamam, O zaman dedim.
Bir poz fotoğraf çektim. Trafik Polisi, plakamı anons edip. Arabayı hemen çekin deyince!!! Acele ile arabanın yanına gittim.
Arabayı arka sokağa çekip, yeniden gelirim diye düşündüm…
Öyle de yaptım.
Arabayı park edip, yeniden meydana gelinceye kadar, yaklaşık on beş dakika geçti…
Yeniden meydana geldim. Ancak O gençler yoktu. Adreslerini alamadım.
Çektiğim O fotoğraf (Ancak ismini öğrenemediğim) aşağıda yer almaktadır.
Meğerki fotoğrafta yer alan arkadaş, bir şekilde tesadüf ederse ve bana mesaj yazarsa… Fotoğrafını kendisine göndereceğim.
E (24)Karakoçan/Elazığ (İsmini Bilmediğim Arkadaş)
AĞRI GİYİM MAĞAZASI
05 Temmuz 2012 Tarihinde, Ağrı şehrini ilk defa ziyaret etmiştim. Şehri uzun bir süre gezip yorulmuştum.
Bir kahvehane bulunca, kapı önündeki sandalyeye oturup dinlenmeye başladım.
Etrafımı seyrediyordum…
Bir ara, çektiğim fotoğrafları kontrol etmeye başladım.
Yolun karşısındaki, bir giyim mağazasının önünde, duran iki kişiden birisi, yanıma gelerek; Bizim bir fotoğrafımızı çeker misin dedi,?
Olur, çekerim. Ancak, size nasıl ulaştıracağım? diye sordum.
Genç adam;
Ben şu mağazanın sahibiyim, sana kartımı vereyim bir zahmet gönderirsin dedi.
İstanbul’a döndükten sonra, fotoğraflarını kendilerine gönderdim. Başka bir seyahatnameden buluşmak üzere,  sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.
A (52)  Ağrı (Cihan Akbaş)

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…