YOL HİKAYELERİ-1

YOL HİKAYELERİ-1

FERİDUN ABİ KENDİSİNİ AŞMIŞTI
Almanya’dan izine gelen arkadaşlarımız Cevat ve Ayfer’in isteği üzerine birlikte Assos’u gezmek için 03 Ağustos 2003 Tarihinin akşam saatlerinde yola çıktık ve Tekirdağ yolunu izleyerek Gecenin geç saatlerinde Çanakkale şehrinde oturup sabaha kadar sohbet ettik. O gece uyumamıştık. Ertesi gün sabah Çanakkale de bulunan Truva’yı gezdikten sonra öğlen saatlerinde Assos’a ulaşmıştık. Assos çok küçük ve şirin bir yerdir. Daha önceki zamanlarda Assos’u ailece çok sayıda ziyaret etmiştik ve tatil yapmıştık.  Assos da Kervansaray Otelinin önündeki iskele üzerinde bulunan Restoranda dinleniyorduk. Birden başım dönmeye başladı ve denge durumumu kaybettiğimi fark ettim. Bunun üzerine beni hemen Otelin çok büyük olan Lobisine götürdüler ve otelin sağlık görevlileri titizlikle yardım ettiler. On dakika sonra kendime gelmeye başladım. O anda karşımda duran otuz yaşlarında bir beyefendi bana yaklaşarak “Ne gülüyorsun yahu, benim şu kelime dedi.” Adam böyle deyince orada bulunan kalabalık hep birden gülme şenliğine katıldılar tabi.
Sonra beyefendi kendisini tanıttı. İsminin Feridun Akbulut olduğunu ve Otelin Müdürü olduğunu söyledi. Sonra beni oradan hemen ayrılmama müsaade etmediler. Uzun süre bekleyip iyileştikten sonra helalleşip oradan ayrıldık. Feridun abi yolda bir şey olursa hemen kendilerini aramamızı sağlık ekibini hemen göndereceğini sıkı sıkı tembih etti.
Feridun abi halen Turizm işine devam etmektedir. Daha sonraki yıllarda bir kaç defa Feridun abiyi  ziyaret ettim. O mülayim ve alçak gönüllü kişiliğini hiç değiştirmedi. Geçen gün kendisini aradım ve bu konuyu yazacağımı, müsaadesinin olup olmadığını sordum. Memnuniyetle karşıladı ve şunları söyledi. Ben yirmi iki yıldır Turizm sektöründe çalışıyorum edindiğim tecrübelerimi bir kitaptan toplamak istiyorum. Meğerki öyle senin yazdıklarını da kitabıma dahil edebilirim dedi ve teşekkür etti. Bende burada kendisine bir daha teşekkür ediyorum. Feridun abi kendisini aşmış örnek kişiliklerden bir abimizdir.
M (14)Behramkale (Assos)
AHMET ABİNİN İFTAR DAVETİ
2005 Yılında Ramazan Ekim ayına denk gelmişti. Yanımdaki arkadaşımla Uşak şehrinde İstanbul’a dönüyorduk. İftar saatine dakikalar varken Kütahya’nın Dumlupınar ilçesine ulaşmıştık. Tarih 15 Ekim’di ve Cumartesi günü idi. İftar saati 18.32 idi. Etrafı kolaçan ettik ancak hemen her taraf kapalı idi. Bakkallar bile kapalıydı. Çaresiz, yolumuzun üzerindeki bir sonraki durak olan Demirtaş İlçesine doğru yola çıkmıştık ki, heykellerin önüne geldiğimizde yolun kenarında elinde poşetle yürüyen orta yaşlı bir abi ye burada iftar açacağımız bir yer var mı diye sorduk,
Adam; Bu gün hem hafta sonu hem de burada herkes iftar için evlerine giderler, burası küçük bir yer dedikten sonra sözünü hiç kesmeden Lokantaya gerek yok. Bende iftar açacağım buyurun bizim eve gidelim dedi. Biz olur mu? Olmaz mı? Gibilerden düşünürken, Adam davetini tekrar yineledi. Sanki düşüncemizi bilir bir hareketle elini kaldırarak, evde rahatsız olacak kimse yok, bende yalnızım. Zaten birisi evime gelsin diye bekleyip duruyordum, lütfen buyurun dedi. Adamın bu samimiyet dolu yalvarır tavrı ve tutumunu ret edemezdik. Ahmet abi ile birlikte iftar saatini geçirip çaylarımızı içtikten sonra onunla helalleşip ayrıldık. Ahmet abinin mutluluğu yüzüne apaçık okunuyordu.
K (49)Kütahya / Dumlupınar
AMCAOĞLU SAVUNMA YERİNE OLGUNLUK GÖSTERDİ
08 Haziran 2009 Tarihinde İstanbul’dan Denizli iline çalışmaya gidiyordum. Mihalıççık ilçesi yolu ile Eskişehir’in Sivrihisar ilçesine ilk defa gelmiştim. Akşama kadar ilçeyi gezdim. Sivrihisar ilçesinde çok güzel cumbalı evler ve çok mistik havaya sahip sokaklar bulunmaktadır. İlçeyi sokak, sokak gezdim. Gezerken çöp konteynerlerinin dolup taştığını gördüm. Çöpler neden toplanmaz ki, yada burada çöpler kaç günde bir toplanıyor acaba diye aklıma takılıp kalmıştı. Bir ana Caddede yürürken önünde geçtiğim bir giyim mağazasının kapısında duran iki kişi ile göz göze gelince, selamlaştıktan sonra kendimi; Gayri ihtiyari olarak, Abi bu ilçe çok güzel bir yer ancak çöp konteynerlerinin dolup taştığının ve etrafa koku yaydığını anlatırken buldum. Ancak birden kendime gelerek, ben ne yapıyorum yahu bu insanları neden rahatsız ettim ki şeklinde düşünüp adamlardan bir an önce ayrılmak istedimse de Adamlar beni bırakmak istemediler. Olgun bir tavırla içeriye davet ettiler. Adamlardan birisi Şunları söyledi;
Belediye başkanı,Fikret Aslan, benim amcamın oğludur. Çöplerin neden geç toplandığını uzun uzun anlattıktan sonra, bana teşekkür etti. Sözünün devamında biz burayı yakında Ankara’nın Beypazarı gibi yapacağız dedi.
Benim çöpler için anlattıklarım karşısında, “Sana ne” demek yerine olgunlukla karşılayıp bir sorumluluk tavrı ve yaklaşımı ile beni ciddi olarak muhatap alıp, diğer bir deyişle insan yerine koyup konuyu uzun uzun anlattı.
Sonra bana nereden geldiğimi ve burada ne için geldiğimi sordu, bende kendisine gezmek için geldiğimi ve ilçenin gerçekten köklü bir konut yapısına ve köklü bir kültürel yapıya sahip olduğunu gördüğümü hissedip anladığımı söyledim.
Sivrihisar’ın çok güzel yemekleri olduğunu ve eşinin de  çok güzel yemekler yaptığını bu sebeple bu akşam yemeği için evine gelmemi istedi, ama benim yolum uzun olması sebebi ile kendisi ile helalleşerek ayrıldık. Bizzat yaşadığım bu güzellikler bence insana yön veren ve insanlığa düzen veren yeryüzüne yansımış Yaradan’ın inayeti olsa gerek bence. Bu ve benzeri insanlık davranışları en güzel yemekten daha lezzetli ve unutulmaz tatlardır benim için. Başka bir seyahatname yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.
E (22)Eskişehir / Sivrihisar

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…