MARSİLYA SEYAHATİ

MARSİLYA SEYAHATİ

MARSİLYA’DA GÜVENCE BEDELİ VAR

Fransa ülkesinde hızlı tren güzergâhında yer alan Paris, Lyon ve Marsilya şehirlerini gezdikten sonra bu ülkeden ayrılarak İtalya’ya geçecektim. Lyon şehrindeki gezimi 23 Eylül 2014 akşamı tamamladım ve Saat 19.05 Treni ile Marsilya’ya gitmek üzere tren garına geldim. Hızlı Tren tam bir saat kırk dakika sonra Marsilya şehrine vardı. Gece saat 20.50 olmuştu. Burada bir gün kaldıktan Milano şehrine geçecektim.

MARSİLYA’DA GÜVENCE BEDELİ İNSANI ŞOK EDİYOR

Tren garında indiğimde gecenin geç saati olduğu için hemen bir otel bulmak için, garı hızlı bir şekilde terk ederek şehri tepeden gören merdivenlerden inerek ana Caddede ilerlemeye devam ettim. Cadde büyük olmasına rağmen mağaza ve dükkânları kötü bir görünümde idi, Cadde boyunca Fransız’dan çok yabancılarla karşılaştım.

Ben hem yoluma devam ettim, hem de otellere yer var mı diye soruyordum, Ana Caddenin sol yanında yer alan NEW HOTEL’de yer vardı. Dönüşte gelirim diyerek yoluma devam ettim. Cadde bir süre sonra artık daralmaya başlayınca ve kimselerin olmadığı bir yere gelince, Polis karakolunda sahile yani sağa döndüm epeyce ilerledikten sonra, yeniden sağ yöne devam ettim. Karşılaştığım bir restoranda dinlendikten sonra yeniden sağ yöne devam ettim. Geçtiğim sokaklarda çok sayıda bekâr evleri ve bu evlerin önünde kümelenmiş gençler vardı.

Bir süre sonra NEW HOTEL’e yeniden geldim ve Pasaportumu görevliye vererek giriş kaydımı yaptırmaya başladım. Görevli bana bir geceliğin 100-EURO olduğunu ayrıca 10-EURO vergi aldıklarını bu 10-Euro vergiyi ise NAKİT istediğini söyledi. Neden nakit istiyorsun dedim. Adam biz bu vergiye fatura kesmiyoruz dedi, tamam dedim.

Görevli sözüne devamla bana, sizden ayrıca GÜVENCE BEDELİ olarak 100-EURO NAKİT istiyorum dedi. GÜVENCE BEDELİ ne demek, anlayamadım deyince, Adam bana sizin otele verebileceğiniz zararlara karşılık olarak 100-Euro Güvence Bedeli istiyorum, sabah size iade edeceğiz dedi. Adamın bu şoku üzerine, Pasaportumu adamdan geri istedim ve kendisine sizin bu yaptığınız ayıp olmuyor mu…? diye sorudum. Başka bir şey demeden otelden çıktım. Zaten söylenecek başka bir şey yoktu. Adamlar insanı açık olarak aşağılıyorlar.

SEYAHAT’Mİ GÜZEL AVRUPA’MI GÜZEL

Yönümü sahile çevirdim ve yürüyerek devam ettim. Çok sayıda Cadde ve ara sokağı geçip otel aramaya devam ettim. Sokaklarda koca koca fareler sürü halinde dolaşıyorlardı. Saat gece 02:00 olmuştu, yeniden bir Otel buldum ve Otele yerleştikten sonra; Avrupa seyahatini yazanlar ve anlatanlar her zaman iyi şeylerden güzelliklerden bahis ediyorlardı, peki ama ben neden bu hoş olmayan durumlarla karşılaşıyorum.? Diye düşünmeye başladım. Acaba sorun bende miydi.? Veya ben çok mu aşağıya inmiştim.? Avrupa seyahatini öyle efsanevi bir havada ve şatafatlı sözlerle anlatanlar ve yazanlar, galiba Avrupa’nın bizzat kendisini değil, seyahatin güzelliğini anlatmak için Avrupa’yı övüp duruyorlardı.

Zira, Avrupa’da seyahat edip Göklere çıkartanlar, Avrupa’yı gezerken; Cebinde parasının hazır olmasının, Çalışmak zorunda olmamasının, Günlük problemlerden uzaklaşmış olmasının ve kendisini özgür hissetmesinin de etkisi ile Avrupa’nın çok güzel olduğunu anlatıyorlar gibi geliyor bana. Aslında Güzel olan Avrupa değil, seyahatin kendisi galiba, işte Avrupa’da seyahat edipte Ülkemize gelip Avrupa’yı yüceltenlerin bu ayrıntıya dikkat etmeleri daha doğru olur diye düşünüyorum.

MARSİLYA’DA KAHVALTI YAPMAK NASILDIR

Tarih 24 Eylül Çarşamba günü sabahı olmuştu ve Marsilya’da hava çok kapalı idi, sağanak halinde yağmur yağıyordu. Kahvaltı yapacak bir yer aramaya başladım. Otelde Kahvaltı yapmak istemedim. Çünkü Otellerin kahvaltısı tatlı çörek ve birde kahve den ibaret oluştuğunu biliyordum. Otellerde sabahları peynir yâda zeytin bulmanız imkânsızdır, Dört yıldızlı otellerde bile en fazla süt ve yumurta bulabilirsiniz. Daha düşük yıldızlı otellerde üç beş paket reçel ve çörekten başka bir şey yoktur.

Cadde ve sokakları gezmeye devam ediyordum, bir Türk Restoranı ile karşılaştım, Çalıştıranlar Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde gelmişlerdi, Kahvaltı sordum bizde yok dedi, Çorba sordum bizde sadece kebap var dedi. Arkadaşa nereden kahvaltı yapabilirim diye sordum, Hüseyin isimli arkadaş bana burada öyle kahvaltı bulamazsın, yalnız çorba içmek için bir restoran var, O da çok uzak dedi. Bunun üzerine yakındaki bir markete girdim bakınırken gördüğüm bir kavanoz yeşil zeytini alıp yeniden Restorana geldim ve böylece O gün kahvaltımı yeşil zeytinle yapabildim.

MARSİLYA’YI KEŞF ETMEK

Marsilya’da yağmur aralıklarla yağmaya devam ediyordu. Bende Metrobüsle gezmeye devam ettim. Yağmur durunca yürüyerek arka sokakları dolaştım. Çok sayıda fotoğraf çektim. Marsilya’nın büyük bir kısmını turladım desem yalan olmaz.

Marsilya çok eski bir şehir. Marsilya aynı zamanda sönük bir şehir. Mimarisi oldukça eski ve sokakların çoğu dar. Marsilya’nın arka sokakları çok kirli ve çoğu sokak kokuyor. Marsilya’da çok sayıda Afrikalı yaşıyor, Marsilya’nın binalarının tamamı bitişik düzende yapılmış ve binaları çoğu taş bina.

Şehrin çok az bir kısmı hariç, geri kalanının tamamı Varoş seviyesinde bulunmaktadır. Özellikle insanların kültürel durumları tam bir hâkim varoş kültürü, insanların davranışları ve yaşam biçimleri öylesine başıboş ki, asla yarını olmayan bir yaşam sürüyorlar.

Marsilya sokaklarda gezen insanları dikkatlice gözlemleyince gelecek hesabı olmayan sadece O anını yaşamak la sınırlı bir insan yaşamını çok açık olarak görüyorsunuz. Kendi kendime bu nasıl bir hayat acaba.? Bu insanlar ne düşünüyorlar acaba.? Yâda neye güveniyorlar acaba.?  Diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.

İnsanlar sırf yemek ve içmeyi planlayan, davranışları kendisini O kadar açık olarak gösteriyor ki…!  İnsanların umutları tamamen yok olmuş. Bunu görmemek mümkün değil.

Marsilya’da İnsan bakınca her şeyi gri olarak görüyor. Şöyle insanın içini açan hiçbir şey yok.

Bu şehirde, İnsan gezerken kendisini güvende hissedemiyor. Her nedense rahat edemiyor. Bu şehirde sanki herkes yalnız ve geçici olarak yaşıyor gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Yani oturmuş bir aile hayatını gözünüzle açık olarak göremiyorsunuz.

Özellikle Gar civarında bulunan iş yeri binalarının etrafına sığınmış dışarıda yaşayan çocuklu aileler bulunmaktadır. Çocukları ile birlikte bir saçağın altına sığınmış perişan halde yaşayan çok sayıda aileyi gece gündüz hayretle izliyorsunuz.

Marsilya’da çok sayıda Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde ve Erzurum’un Karayazı ilçesinde gelmiş Türkler bulunmaktadır.

İTİBAR VE MEDENİYET NASIL KAZANILIR ACABA?

Marsilya şehrinde gezdiğim, çok sayıda Kilise, Kale, Tarihi yerler ve gördüğüm çok sayıda Heykel bulunmaktadır. Bu yerlerin çok sayıda fotoğrafını da çektim. Ancak bunlar sadece maddiyatı ve yalancı şaşaayı gösteriyor. İnsanların gerçek yaşamına ise önem verilmediğini gözünüzle görünce binaların bir kokuşmuşluk olduğunu anlıyorsunuz.

Bu kokuşmuşluğa bir örnek vermek gerekirse; 640 yıllarında Mekke halkı Hz. Ömer tarafından, tam bir adaletle yönetiliyordu. O dönemin en güçlü devletlerinden birisi de Bizans Devletiydi. İşte bu İmparatorunun saraylarda yaşadığı Bizans Devletinin Mekke’ye gönderdiği iki elçinin gidip;

“Ülkesinin hazinesi ağzına kadar altınla dolu olduğu halde, Bu ülkenin liderinin sade bir yaşam sürdüğünü halkı ile aynı binadan oturduğunu” görünce elçilikten istifa edip, Mekke’den kalması ve oradan ölmesi, İtibarın ve medeniyetin bina ile değil, hak ve adaletle olacağını ispat ediyor diye düşünüyorum. Bu sebeple Binalardan önce İnsanları anlatmayı daha doğru buluyorum.

FRANSA’DA İLK DEFA İNSANİ BİR DUYGU VE HEYECAN YAŞADIM

Marsilya şehrindeki gezimi bitirdim ve Tren Garına gidip biletimi aldım. 13 Numaralı Peronda Trenin gelmesini beklemeye başladım. Koltuk numaram 16 idi Trenin hareket etmesine yaklaşık beş dakika vardı. Bu sırada yanıma bir aile geldi Fransızca konuşuyorlardı ama aksanları biraz farklı idi. Ben trene bindikten sonra ailenin sadece yaşlı kadını tren bindi, ama halen yerini ararken, Tren hareket etti.

Dışarıda bekleyenler bu yaşlı kadına el sallıyorlardı ve sevgi gösteriyorlardı. Neyse kadın elindeki valizini yerleştirdikten sonra koltuğunu aramaya başladı ve buldu. Bir süre sonra telefonu çaldı, Arayanlar Kadına yerini buldun mu, diye sordukları belli idi, bu yaşlı kadın çok mutlu bir konuşma ve mutlu durumunu çok açık olarak belli ediyordu.

İşte O Yaşlı kadının bu mutlu durumu, benim içimde bir mutlu duygu ve heyecan meydana getirdi. Kısacası bende mutlu olmuştum ve nedense kendime bir kahve almak istedim ve gidip kahve alıp getirdim. Ki ben kahveyi pek sevmem. Bundan sonra İTALYA seyahatimi anlatmaya çalışacağım. Buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…