YUNANİSTAN SEYAHATİ

YUNANİSTAN SEYAHATİ

ACEMİLİK BENİ ÖNCE BULGARİSTAN’A GÖTÜRDÜ

Yunanistan seyahatine biraz acele karar vermiştim. Bu sebeple tam bilgilenmeden yola çıktım, aklımda hep Kapıkuleden çıkış vardı.
Bir güzel gittim bizim kapıda geçtim geçerken de memura sordum buradan Yunanistan ‘a gidebilir miyim dedim,  memur bana elbette Bulgaristan da geçip gidersin dedi. Ben konuyu tam anlamamıştım ancak aklımda ki soru halen askıda takılı duruyordu. Bulgar kapısına gittim Bulgar polisi bana nereye gideceğimi sordu bende Yunanistan dedim. Polis bana neden burada dedi.? ve ekledi eli ile Tekirdağ ‘ı göstererek orada kapı varken neden burada dedi.? Bende Polise burada gitmeme bir engel var mı diye sordum Polis yok dedi ve çıkış kaşesini vurdu pasaporta. Böylece sınırı geçtim.

GIRECE YAZAN YERDE DÖN DEDİ
Bulgar kapısında girdikten sonra yolu sormak için biraz arandım, baktım herkes Türkçe biliyor, hatta Türk esnaflar var onlara yolu sordum. Adam bana üç kilometre sonra GIRECE” yazan yerde dönmemi söyledi. Bende öyle yaptım. Böylece Yunanistan giriş kapısına geldim ve yoluma devam ettim. Tabi bunu sonucunda hem yolumu çok uzattım, hem de ara köy yollarında çok zaman kaybettim.

PLANLADIĞIM SEYAHATİN SON DURAĞI 520 K.M.UZADI

Seyahati planladığımda Selanik son durağımdı. İnternetten haritayı inceledim ve yolları tespit ettim hatta haritanın kağıt ortamında çıktısını aldım. Yolumun üzerindeki önemli yerleşim yerlerine uğrayarak yoluma devam ettim, gecenin bir vaktinde Selanik’e vardım. Uzun bir şehir turu yaptıktan sonra şehir merkezini aramaya koyuldum. Bir süre sonra tesadüfen de olsa şehir merkezini buldum. Zaten yoğun kalabalıklar burasının merkez olduğunun belirtisi idi. Burada yaşadıklarım ve gördüklerim beni; 520 KM daha yolum olduğunun kararına vardırmıştı.

DÜŞÜNMEDİĞİM 10 KASIM OTELLERİ DOLDURMUŞTU

Seyahati planlarken tarihi hiç düşünmemiştim, fakat Selanik’e yaklaşırken bir ara gözüm arabanın, Tarih, Saat ekranına takıldı ve birden 10 Kasım’da Selanik otellerinde yer bulamayacağımı düşünür oldum, Selanik’e vardığımda aynen düşündüğüm gibi otellerin tamamen dolu olduğunu öğrendim. Çünkü Türkiye’den 40 Otobüs dolusu insan gelmişti 9 Kasım akşamından. Yaşamım boyunca olduğu gibi burada da adeta bir görünmez el bana uzanarak beni kendine çekti elimden tuttu ve boş odaya götürdü. Selanik’te bu elin adı Güray kardeşimdi.  Kendisine buradan çok teşekkür ediyorum.

Y (30)Selanik /Muhteşem Yüz Yıl  Dizisi Afişi

TELEFON KONUŞMASI VE TEK OLDUĞUNU SÖYLEYEN TÜRK

9 Kasım gecesi Selanik’in merkezinde hem geziyorum hem de bir taraftan fotoğraf çekiyordum, arada bir telefon görüşmesi yapıyordum. Etrafımda hiçbir tanıdık yüz yoktu. Selanik’te 54.Uluslararası Film Festivali vardı. Bu durum otellerin dolu olmasının diğer bir nedeni idi. Ben buna rağmen hem geziyor hem de otel arıyordum, hangi otele gitsem dolu diyorlardı. Bir kalabalık yerden geçerken telefon çaldı ve görüşmeye başladım yan tarafımda bir sesin bana merhaba hoş geldiniz dediğini duydum, döndüm gençten bir arkadaş elini uzatıp tekraren hoş geldiniz dedi. Telefonu kapattıktan sonra arkadaşla tanışıp oturduk sohbet ettik. Arkadaşın ismi Güray’dı bana Selanik’te hemen hemen hiç Türk olmadığını Konsolosluk görevlilerinin dışında kendisinin tek Türk sayılabileceğini anlattı ve benim kendisine rast gelmemin çok ilginç olduğunu ve zor bir ihtimalin gerçekleştiğinden konuştuk. Güray arkadaşım gerçekten çok sıcak çok iyi ve çok misafirperverlik ile kadirşinaslık gösterdi. Güray hem Yunanca hem de İngilizce biliyor ve konuşuyordu.

SELANİK DUVARLARI

Selanik’te insanlar çok geç saatlere kadar sokaklarda gezip dolaşıyorlar. Sabah Selanik sokaklarını yaya olarak gezmeye karar vermiştim, öylede yaptım, Selanik sokaklarının hemen hepsini yaya veya araba ile gezip gördüm sokaklarda yazı yazılmamış veya afiş asılmamış hiçbir yere rastlamak mümkün değil, Hatta duvarlar yazı yazmaya yetmemiş ayrıca arabaların Üzerleri de yazı yazanlardan nasibini almış durumdalar. Aşağıdaki fotoğraflarda araba örnekleri var.

Y (29)Selanik/Üstüne Yazı yazılmış Araba

SELANİK SOKAKLARINDA PLAKASIZ ARABALAR

Selanik sokakları öylesine araba ile dolu ki  adım atacak yer yok. Yanlış park eden arabaları polis bizdeki gibi çekmiyor. Yanlış park eden arabaların plakalarını söküp götürüyor. Plakayı geri almak için hem ceza ödeniyor hem de plaka on beş gün sonra iade ediliyor. (Aşağıda bir örnek fotoğraf var).

Y (23)Selanik (Plakası Sökülmüş Bir Araba

ADAM BANA DEMLİ ÇAYIM YOK DEDİ

9 Kasım da Selanik’e giderken uğradığım bir büyük yerleşim merkezini gezerken şöyle bizim kahvehanelere benzeyen bir yer gördüm içeri girip İngilizce olarak çay var mı diye sordum. Adam bana Türkçe olarak “Demli çayım yok dedi” şaşırdım tabi tanıştık meğer orası Gümülcine imiş. Adamın söylediğine göre 125.000 Türk asıllı insan yaşıyormuş.

KEŞİF SEVDASI BENİ ATİNA’YA GÖTÜRDÜ

Selanik’te yeterince gezip dolaştıktan sonara içimdeki keşif sevdası daha ağır basmaya başladı ve Atina’ya gitmeye karar verdim. 10 Kasım akşamı Atina’dan bir gece kalmadan geri dönmek planıyla Atina yolunu kat etmeye başladım. (Atina yolunu öyle bir yapmışlar ki 180 km ile gidiyorum araba asla sarsılmıyor. Ve dönemeçlerde 160 KM hızla düz yolda imiş gibi gidiyorsunuz. Daha da önemlisi karşı yolda gelen hiçbir arabayı ve arabanın far ışığını görmüyorsunuz. Çünkü yolu bölen orta duvar en az bir araba boyu kadar yüksek yapılmış. Diğer yandan yolun sağ duvarını çok sık beyaz kedigözleri ile ve yolun sol duvarını çok sık kırmızı kedigözleri ile adeta donatmışlar,  yolun gidilecek bölümünü çok net olarak ve uzun bir mesafesini kontrol altında tutabiliyorsunuz bu durum hem gözünüzü yormuyor hem kendinizi güvende hissediyorsunuz böylece hızınızı düşürmeden gidebiliyorsunuz. Zaten yolun sol şeridini uzun süre meşgul eden arabaya rastlamıyorsunuz.) Gecenin bir saatinde Atina’ya varmıştım. Atina’yı hemen hemen baştan, başa turladım bu turum takriben dört saat sürdü. Bu tur esnasında Atina Parlamento binası önünde gösteri yapan sendika göstericilerini izleyip fotoğrafladıktan sonra Parlamento binasının çok yakınında bulunan Akrepolise gittim. Tabi kapalıydı kapıdaki Polise rica ettim Polis tamam dedi ve kapıyı açtı biraz gezip fotoğraf çektim. Polise teşekkür edip ayrıldım. Saat takriben sıfır bir olmuştu. Artık planladığım gibi dönüş yolunu aramaya başladım. (Dönmem gerekiyordu çünkü işim gereğince işimin başında olmam gerekiyordu.) Fakat Selanik yolunu bir türlü bulamadım. Yanımda harita olmadığı gibi derdimi de anlatamadım. Bir saat döndüm dolaştım yine de yolu bulamadım yapacak tek şey kalmıştı El Venizelos hava alanına gitmek. Neden mi?

EL VENİZELOS HAVAALANI SON UMUT

Atina’da Selanik yolunu bir türlü bulamayınca son umut olarak Havaalanına gidince orada Selanik yoluna bir bağlantı olabileceğini düşündüm, çünkü Selanik yolu Otoban olduğundan bir bağlantı levhasının olabileceğini düşündüm, Bunun üzerine levhaları takip ederek El Venizelos Havaalanını buldum düşündüğüm gibi otobana bağlantı levhalarını buldum böylece otobana girdim. Yanımda harita olmadığı için yolu inceleyemedim ve şöyle düşündüm tek otoban Selanik e çıkıyor bu sebeple ben her zaman yolun sol tarafını takip ederek gitmem gerekir bu düşünce ile levhaları da çok dikkatle takip etmeden dönüş yolunu yutmaya devam ettim. Belirli bir zaman sonra bu yolun geldiğim yol olmadığını fark ettim. Ancak çok suretle ortalama 160 KM ile yol aldığım için takriben 200 KM yanlış yol gittiğimi sonradan anladım.  Peki, ben nereye gitmiştim.?

KALAMATA’NIN YOLU ÇIKTI “MALAMAT’A

Ben otobanın sadece Selanik e gittiğini düşünüp gittiğim otoban meğer KALAMATA isimli bir şehir’ de gidiyormuş ve ben takriben yolun ilk 50 KM sinde KORİNTHOS civarında daracık ve tünele yakın olan Selanik çıkına dikkat etmemiş ve kaçırmışım. Böylece ben Kalamata şehrine çok yaklaşırken yanlış gittiğimi fark ettim ve önündeki ilk otoban gişesine gelince Polisi buldum ve Polise durumu anlattım. Polis beni normalden çıkışın yasak olduğu özel bir yoldan beni götürdü ve otobanın karşı tarafına geçirdi. Artık sabaha daha da yaklaşmıştım aynı yolu çok yüksek bir hızla tersten kat ederek kaçırdığım Selanik çıkışına geldim. LARİSSA şehrine geldiğimde sabah olmuş, şafak söküyordu ve güneş bulutları adeta keten kırmızısına boyamıştı. Yolun uygun bir yerinde park ederek fotoğraf çektim ve yoluma devam ettim, biraz sonra önüme çıkan GOODY’S isimli güzel bir yol üstü dinlenme merkezinde park ettim ve iyice uyudum. Böylece kalamata yolu benim için bir yanı ile macera oldu bir yanı ile de Malamat’ lık yaşamak oldu.

BEN İNGİLİZCE BİLYORMUŞUM GALİBA

Her zaman İngilizce bilmediğimi söylerdim, zaten İngilizce bildiğimde söyleyemez. Ancak bu defa çokta kötü olmadığımı anladım, son günde bayağı akıcı İngilizce anlayıp konuşa bildiğimi gördüm. Çok sevindim kendi kendime, bazı şeyler mecbur kalınca daha çabuk öğreniliyor diye düşündüm. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, Sağlıklı sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…