VENEDİK SEYAHATİ

VENEDİK SEYAHATİ

VENEDİK TE ZIVANA SATILIYOR

26 Eylül 2014 tarihinde rahat bir şekilde gezdiğim ve memnun kaldığım, Milano şehrinde, artık akşam olmuştu seyahat planıma göre bu şehirde ayrılmam gerekiyordu ve saat 18.05 de Trene binerek Venedik e gitmek üzere yola çıktım. O gece saat 20.30 da Venedik adasında bir önceki durak olan Ana karanın uç noktasındaki MESTRE istasyonunda aktarma yaparak Venedik adasına geçtim.

Venedik’e bayağı bir hevesle ve merakla gelmiştim, çünkü Venedik hakkında yazılan yazıları okumuştum, okuduğum yazılarda anlatılanlara göre Venedik benim için merak konusu olmuştu ve içinde efsaneleşmişti.

Venedik Tren garında indiğimde birkaç adım sonra bir ana kanalın kenarına çıktım. Kanalın üzerinde bulunan köprüde geçerek Otellerin ve Restoranların olduğu dar sokakları gezmeye başladım öncelikle Otel aradım. O gün Cuma günü olması ve hafta sonunu Venedik’ten geçirmek isteyenlerin yoğunluğu sebebi ile Otel bulamadım. Daha arka sokaklara doğru yürüdüm ancak yine de Otel bulamadım. Yemek yemeye ve Venedik’i geniş olarak gezmeye karar verdim. İtalyan pizzaları çok ince bir hamur üzerinde peynirli olup bizim alıştığımız cinsten değil. Türkiye’de yapılsa inanın kimse yemez. Hem zengin değil hem de lezzeti yoktur. Fiyatlar ise oldukça pahalı bir sade pizza ile bir fanta için 18 Euro ödedim. Bir küçük su iki Euro

Önceden araştırdığıma göre ve belirlediğim yerleri gezmeye başladım Zaten yürümekten ve gondol dedikleri sandallar dışında ulaşım aracı yoktur. Ben hem masalsı ve tarih kokan dedikleri sokaklarını gezmek hem de San Marco meydanına ulaşmak için yürümeye başladım. San Marco meydanına varmak için uzun sayılacak ve bir labirenti andıran sokaklarında döne döne yürümeye devam ettim. Çok dar ve bazen tenha bazen kalabalık sokaklardan geçtim. Binaların altlarında değişik dükkânlar bulunmaktadır çok sayıda köprüden geçtim. Bir ara dönmek istedim çünkü her yer biri birine benziyor çok sayıda arkadaş grupları ile karşılaştım ve çok değişik insanlar gördüm. Sokakları meydana getiren Binaların duvarlarında sıva dahi kalmamış sokaklar anlatıldığı gibi masalsı değil nemli ve kasavetli bir hava her yere sinmiş durumda. Sokaklar ve binalar oldukça eski, ancak binaların nerdeyse hemen hepsi boş durumda bazı binaların üst katlarında ışık var diğer katların hepsi boş durumda şehir adeta terk edilmiş. Orada bir esnafa binaların neden boş olduğunu sordum Adam bana bu binalar çok eski ve çevrede çok yoğun Fare var. İnsanlar buralarda ikamet etmek istemiyorlar dedi. Şehir çökmüş ve  ayrıca Şehirde bir estetik yoktur.

Kısacası Venedik’ten Romantizm değil, bir yıkılmışlık ve sefillik kokuyor. İnsanı baştan çıkarmasını bırakın bir yana, zamanı boşa harcadığı için zıvanadan çıkacağı bir yer Venedik. Venedik’te zıvana satılıyor demek haksızlık olmaz sanırım.

Dillere destan şeklinde abartılan kanallar öyle matah bir yer değil. Zaten kokuyor.

Venedik’i ayrıntılı olarak inceleyip koklamaya çalıştım. Kuzey Afrika’nın sömürgeleştirilmesini, köleliğini ve koloni ligini kokladım diyebilirim. Tren Garını Terk ettikten sonra sola dönüp çok yüksek ve merdivenlerle çıkılıp inilen bir köprüden geçiliyor İş bu köprüde bir bayanının Çantasını kapıp kaça hırsızlar gözümün önünde kayıp oldular. Orada karşılaştığım kişilere konuyu anlattım Adamlar burada hırsızlık hat safhadadır çok dikkatli ol dediler ve eklediler Burada göz üstünde kaşı çalarlar dediler.

Gecenin geç saatlerine kadar gezdim ayağıma kara sular indi Yatacak yer bulamayınca dönmeye karar verdim tren garına geldim orada Türkiye’den gezmeye gelmiş dört kişi ile karşılaştım. Onlarda Bolonya’ya gitmek için bilet aldılar. Uzun süre sohbet ettikten sonra ben onlardan ayrıldım. Tren Garının öngününde yere uzanmış evsizler insanın içini acıtıyorlar. Sohbet ettiğim Can Can abi Bursa’da Seramik ticareti yapıyormuş. Buradan kendisine selam olsun.

MESTREDE İNSANLIK AYAK ALTINDA

Gecenin geç saatinde Ana karanını uç bölgesi olan, MESTRE’YE geldim. Belki yatacak yer bulabilir diye otelleri gezdim ancak boş yer bulamadım. Yapacak tek şey kalmıştı Floransa’ya giden son Treni beklemekti. Hava çok soğuktu.

Mestre’de Treni beklerken vahşiliğin keskin yüzünü, insanın içini kesip biçen bir şekilde gördüm. Sistem’de acıma diye bir şey yoktur. Bu acımasızlığı resmeden MESTRE Tren garında çektiğim bir fotoğraf aşağıdadır. İnsana çivi kestiren O soğuk havada insanın sığınacağı tek yer Tren garı, Ancak kimse sığınmasın diye garın kapılarının kapanmasını engellemek için kapıları açık kalacak bir şekilde bağlamışlar. Ve garın içine oturacak yer yapmamışlar. İşte Medeniyetin beşiği diye yazılıp çizilen Avrupa’nın bir yerinde durum bundan ibarettir.

Floransa Treni Gar’a yanaştığında Saat 23.15 olmuştu. Trene bindiğimde bırakın otaracak yeri ayakta duracak yer dahi kısıtlı haldeydi. Sebebi ise; Hani şu medeni denen insanlar odalara girmişler valizlerinde yanlarındaki koltuklara doldurmuşlar oturacak yer kalmamış tabi. Ayakta dört saat yolculuktan sonra Floransa’ya vardık o gece de hiç uyumadım.

1 (126)

BARDAKDAKİ RENKLİ SIVI ÇOK ROMANTİK

Venedik şehrinde gördüklerim ve yaşadıklarım, Venedik’e gitmeden önce okuduklarımın tam tersi çıktı. Hal böyle olunca durup düşünmeye başladım. Acaba neden böyle abartarak yazıyorlar veya acaba ben ‘mi yanlış görüp yanlış değerlendiriyorum. Sonra bu konuda Venedik’i gezmiş birçok kişi ile görüştüm onlarda aşağı yukarı benim gördüğümü görmüşler ve anlattılar. Demek ki abartarak yazı yazanların bu abartılarının bir sebebi olmalıydı. Böylesine abartılı yazı yazıp insanları yönlendirmenin arka planında turizm menfaati olacağı muhtemeldir.  Diğer yandan insanlar ve milletler üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen zalimler önce insanları ve milletleri kendilerine hayran bırakarak kendi kökünde koparıp zayıflatırlar, sonrada hâkimiyetini tesis ederler. Bu bağlamda, İtalya’nın Kuzey Afrika’da nasıl sömürgeler ve koloniler kurduğunu araştırmaya gerek yok sanıyorum.

Bu abartılı yazıları yazanların bazıları ise sırf kendisini övmek için gezdiği yerleri övüp duruyorlar, Bu mantıkla yazı yazanlar Egoizm’in kara kuyusuna düşmüş insanlar olsa gerek sanıyorum. Evet, gezmek özel ve bireyseldir, böyle olmakla birlikte gezen kişinin bakışı, algısı ve aktarımının toplumsal olması gerekir sanıyorum.  Gezmenin mutluluğu Masaya gelen bardaktaki renkli sıvıya bakarak Romantizm yâda destansı bir sonuç çıkarmak değildir diye düşünüyorum. Bence Venedik Şehri Güzelliği bencillikle karıştıran, benciller in şehri haline gelmiş durumdadır. Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…