SUTTUTGART SEYAHATİ

SUTTUTGART SEYAHATİ

STUTTGART’TA YAPILAN KARŞILAMA

Türkiye’nin tamamını şimdi benimde hatırlamadığım sayıda turlamıştım, Ülkemizin kasabalarına varıncaya kadar ve hatta çok sayıda köyünü mahallesini gezip görmüştüm bu durumda artık yurt dışını gezmek zamanı geldiğini düşünür olmuştum. Yaptığım gezi planıma göre önce İtalya’ya oradan da Almanya’ya gidip gezecektim, ancak İtalya ile Almanya arasındaki ulaşımı kolayca çözemediğim için direkt Almanya’ya gitmek üzere plan yaptım oradan da Hollanda olmazsa Belçika’ya geçecektim. Bu plana göre Almanya’nın batısında yer alan Stuttgart’a başlayıp on gün içinde doğusunda yer alan Berlin’e kadar bir yay çizdikten sonra Türkiye’ye dönecektim. Planımı aynen uyguladım hiçbir sapma olmadan seyahatimi bitirdim. Köln kentinde iken Hollanda’ya geçtim bir gece kaldıktan sonra Bremen kentine döndüm ve seyahatime devam ederek yolumu Berlin’de sonlandırdım.

STUTTGART HAVA ALANINDA YAPILAN KARŞILAMA

22 Nisan 2014 Tarihi gecesinde Stuttgart hava alanına indikten sonra Pasaport kontrolünde geçmek için sıraya girdik sıra bana gelince Polis bana neden geldiğimi sordu bende turistik seyahat için geldiğimi söyledim. Polis durdu düşündü biraz bekledi ve bana paramın olup olmadığını sordu. Bende üzerimde hem nakit paramın olduğunu hem de kredi kartımın olduğunu söyledim ve ayrıca vize alırken bütün bunları belgelediğimi söyledim ve benim bir iş adamı olduğumu ayrıca serbest meslek icra ettiğimi bildirdiğim halde Polis üzerimde paramın olup olmadığını görmek istediğini söyledi. Bu durum bana göre tam bir aşağılama olduğu için aramızda konuşma bir süre devam etti. Derdimi tam anlatamadığımı gören bir Türk vatandaşı da tartışmaya dâhil oldu, buna rağmen Polis ikna olmadı. Arkamda sırada bekleyen çok sayıda insan olduğu için daha fazla uzatmamak için cüzdanımı çıkartıp paraların kenarını göstermek zorunda kaldım.  Paraların kenarını gören polis bir gülücük atarak giriş kaşesini vurdu ve böylece pasaport kontrolünü aşarken bende bu tutumunu protesto eden bir bakışla sınırı geçmiş oldum.

ROYAL OTEL BENİ BİR İŞ HANINDA AĞIRLADI

Hava alanında trenle Stuttgart’ın tam merkezinde bulunan ve daha önce rezervasyon yaptığım Royal Oteline gittim. Otel görevlileri benden 79-Euro otel parasını aldıktan sonra önüme düşerek beni bir iş hanına götürdüler orada takriben on odası bulunan bir yerde oda gösterdiler.  Oda tam bir berbat yerdi odada elektrik prizi dahi yoktu. Başa gelen çekilir edebiyatı ile O gece oradan kaldım. Royal isimli bu otel üç yıldızlı bir yer, Otel görevlileri sabah kahvaltı yapmak istemem halinde ayrıca 35-Euro daha ödemem gerektiğini söylediler bende hayır dedim. Ben yıllar yılı Türkiye içinde sayısız otelde kaldım ama böylesi bir durumla hiç karşılaşmadım. Buda Avrupa’nın şu çok övülen medeniyeti olsa gerek diye düşünmekten başka bir şey gelmedi elimden.

STUTTGART GEZİSİ

Royal otelde sabahı zor ettikten sonra kendimi sokağa attım. Zaten uyumak çok zor iş hanının yan tarafı ağır taşıtların garajı onların sesinde uyumaya çalışmaya gerek kalmadı. Sokağa çıktığımda karşılaştığım çok geniş caddeler, çok düzenli ve temiz binalarla her yerde metro ve metrobüs durakları oldu. Ben şehri yürüyerek gezmeyi planlamıştım öylede yaptım. Takriben üç saatlik bir yürüyüşten sonra şehrin planlı temiz ve ulaşımın kolay olduğunu ayrıca şehirde iş yerlerinin çoğunluğunun dış cepheleri açık pasaj şeklinde yapılmış. Yayalar için trafik ışıkları ve kaldırımlar oldukça iyi bir şekilde düzenlenmiş. Şehirdeki heykeller genellikle çıplaklığı temsil etmektedir. Şehrin en kalabalık ana caddesinin ortasına çıplaklığı temsil eden heykeli görünce sizde hak vereceksiniz. Fotoğraf aşağıda yer almaktadır.

 ŞEHİR MERKEZİ VE YEMEKLER

Üç saatlik bir yürüyüşten sonra şehir merkezinde yemek aramaya başladım ama ne mümkün hemen her yerde börek türü yiyecekler satılıyor sadece Türklerin çalıştırdığı dönerciler den başka restoran veya lokanta yok denecek kadar az. Sonuçta bir Türk restoranı buldum. Sonra Şehrin Tren garına çıkan ana caddesinde oturup çevreyi seyretmeye başladım dikkatimi çeken en önemli şey hemen herkes yürürken bir şeyler yiyorlar yani herkesin elinde veya ağzında bir kese kâğıdı ile hem yiyor hem gidiyorlar oturanlar ise sadece bir şeyler içiyorlar. Yani Otururken bir şeyler içiyorlar yemeklerini ise yürürken yiyorlar. Dikkatimi çeken diğer bir şey grup halinde gezenler çok az iki bilemedin üç kişilik gruplar halinde gezen insanlar var ve gülen bir insanlarla hiç karşılaşmadım insanlar çok durgun ve çok meraksız bir hal sergiliyorlar. Neden acaba diye düşünmeye başlamıştım arayıp bulacaktım bu düşüncelerle şehir merkezinde takriben iki saat daha yürüdükten sonra saat akşama yaklaşıyordu ve ben Mannheim şehrine gidecektim.

TÜRKLER KENDİLERİNİ AŞMIŞLAR

Karşılaştığım Türklerin çoğunluğu çok güzel yerlerde çok güzel Dönerci, Pastane, Büfe, Pizzacı gibi yerler çalıştırıyorlar ve artık her konuda kendilerini aşmış durumdalar kendilerine güvenleri gelmiş ve başı dik göğsünü geren durumdalar, bunu görünce çok mutlu oldum. Ancak bazılar halen sıkıntılı yaklaşım göstermekteler Şöyle ki; Adres sormak gibi basit bir konu için iletişim kurmak istediğim bazıları bozuk çalarcasına sen nereden çıktın şimdi, dercesine var olan pozisyonunda kayba uğradığını kaygısı ve rahatsızlığı içinde hareket ettikleri çok açıktı.

TRENDE BİRİNCİ MEVKİİ VE İKİNCİ MEVKİİ VAR

Artık akşam olmuştu ve ben Mannheim şehrine gitmek için bilet aldım. Trene bindiğimde aklıma bile gelmediği için dikkat etmeden uygun olan bir yere oturdum bir süre sonra bilet kontrol memuru geldi ve biletimi kontrol etti elindeki makine ile bileti işaretledikten sonra çok sert bir şekilde burası birinci sınıf koltuk sen hemen ikinci mevkii ye geç dedi. İnsan çok kötü oluyor, ancak madem kural öyle bende özür dileyerek ikinci mevkii ye geçtim. Yediğim bu azardan sonra Avrupa’da var olduğu söylenen medeniyet nasıl olur da insanları bir trende dahi parasına göre sınıflandırır ki diye düşündüm. Pasaport kontrolünde yaşadığım aşağılama, Royal Otelde 79-EURO ödeyip bir iş hanında uyumadan sabahladık tan sonra bu trende de insanları parasına göre sınıflandırdıklarını görünce kafam iyice karma karışık olmuştu. Bu andan itibaren artık kafama iyicene yazmıştım ben bu medeniyeti anlamaya çalışacaktım. Ya ben medeniyetin ne olduğunu bilmiyordum, ya da burada sadece SİSTEM vardı ama medeniyet yoktu. Bu düşüncelerle Mannheim şehrine ulaştım ve gece olmuştu. Mannheim şehrini ve Avrupa da var olduğu iddia edilen çok merak ettiğim medeniyeti bir sonraki seyahatname yazımda anlatmaya çalışacağım. Sağlık, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…