SİVAS SEYAHATİ

SİVAS SEYAHATİ

SİVAS DA YAĞ NASIL DONUYOR
Öteden beri Sivas şehrini çok merak ediyordum. Nihayet, Sivas şehrini ilk defa 21 Haziran 2002 Tarihinde ziyaret etmiştim. Sonraki yıllarda Sivas şehrini çok defa ziyaret ettim. Doğanşar ilçesi hariç diğer ilçelerini gezip gördüm. Sivas şehrine son defa 16 Temmuz 2013 Tarihinde Ramazan ayında gitmiştim ve çok sayıda ilçesini yeniden gezip Sivas şehrini geniş bir çerçevede turlamıştım. Son gittiğimde Sivas Merkezi ile Yıldızeli, Ulaş, Kangal, Çetinkaya, Suşehri, Akıncılar ve Divriği ilçelerini gezmiştim.
Sivas şehri çok büyük bir şehir ve on yedi ilçesi bulunmaktadır. Sivas şehrine 2002 yılında ilk gittiğimde yolları oldukça sıkıntılı idi, ancak şimdi yolları çok iyi durumda hemen tün yolları bölünmüş yollar şeklindedir.
Son gittiğimde, Ramazan ayı idi. Şehir merkezini gezmek için arabayı kapalı bir otoparka bıraktım. Şehri yürüyerek turlamaya başladım. İftar saatinden yaklaşık bir saat sonra arabayı almaya gittim, ancak Otoparkçı kapatıp gitmişti, ben ise yola gidecektim, ne yapacağım şimdi.? diye düşünmeye başladım, etrafta açık bir dükkan veya esnafta yoktu. Sonra çifte minareye doğru yürümeye başladım, bir köşe başında bulunan restoran açıktı, durumu anlattım, adam merak etme otoparkçının evi buraya yakın, biraz sonra gelir dedi. Orada oturdum, yarım saat bekledim, sonra otoparka gittim,  neydeki Otoparkçı gelmişti ve otoparkı açmıştı. Kendisi ile sohbet etmeye başladık, otoparkçı beni bırakmadı çay yapmıştı bana çay ikram etti, yaklaşık bir saat sohbet ettikten sonra oradan ayrıldım. O gece Kangal ilçesine gidecektim. Yola çıktıktan sonra Ulaş ilçesinde mola verdim, orada yaklaşık iki saat gezip dinlendikten sonra Kangal İlçesinde bulunan Çermik kaplıcalarına gittim. Gittiğimde saat gece 00.03 olmuştu.

S (16)Sivas
GÜRÜNDE KADIN BEKLEME SALONU
01 Eylül 2009 Tarihinde Gürün ilçesini geziyordum. İlçenin merkezinin içlerine doğru ilerlerken kesme taştan yapılmış küçük bir tarihi bir yapı ile karşılaştım, ancak bu tarihi yapının ne olduğunu dışarıdan bakarak anlayamadım. Önünde geçtim kapısı açıktı biraz yürüdükten sonra geri dönüp öğrenmeye karar verdim.
Kapı girişinin iki tarafında da ayakkabılıklar bulunuyordu ve içeride çok sayıda kanepe koltuk vardı. Ancak görünürde kimse yoktu. Giriş bölümünde bir iki dakika bekledikten sonra, “Kimse var mı diye seslendim”  biraz sonra bir hanımefendi arka odada çıkıp geldi. Sıkıla, utana, mahcup bir halde bu binayı merak ettiğimi söyledim. Hanımefendi burasının misafir kadınların bekleme yeri olduğunu söyledikten sonra sözüne şöyle devam etti;
Köylerde ilçeye gelen köylü vatandaşlar ilçede alışveriş yaptıktan köy arabasının hareketine halen zaman varsa, yanlarında bulunan eşlerini ya da kızlarını köy arabalarının köylerine gideceği saate kadar geçici olarak beklemeleri için buraya getirirler, Burada misafir ettiğimiz kadınlarımız, akşamüzeri köyüne gidecek köy arabalarını burada bekliyorlar dedi. Kendisine teşekkür ederek oradan ayrıldım.

S (13)Gürün
GÜRÜN ELMASI TANDOĞAN MEYDANINI ÖYLE SARDI Kİ
14 Ekim 2011 Tarihinde Gürün ilçesini yeniden ziyaret etmiştim. İlçeden ayrılırken bir marketten iki kilo Elma aldım. Elmaların üzeri adeta yağlı ve yumurta şeklinde idi, Market sahibine bu elmaların neden böyle olduğunu sordum. Adam bana bu elmaların Güründe yetiştiğini ve elmalar kendisini korumak için, durdukça kendi kendine kabuk üzerinde yağa benzer bir tabaka oluştuğunu anlattı.
Elmaların keskin ve güzel bir kokusu vardı. Yolda giderken elmaların bir kısmını yedim. Oradan gece yolculuğu yaparak sabah erken saate Ankara’ya gelmiştim. Saat 07.00’ sularıydı, Arabayı park ettikten sonra Tandoğan meydanında Kızılay yönüne yürüyerek gidiyordum, acıkmıştım yanımdaki elmaları yemeye başladım. Bir adres sormam gerekiyordu, bir süre sonra karşılaştığım bir arkadaşa adres sordum, bu sırada elimde yediğim bir elma vardı. Arkadaş adresi tarif etti, ben teşekkür ettikten sonra beş yâda altı adım attıktan sonra, adres sorduğum arkadaş arkamdan seslendi “Abi kusura bakmayın bir şey söyleyeceğim, O yediğiniz elmadan bir tane alabilir miyim dedi”  Beklemediğim bir istek olduğu için, kısa bir şaşkınlıktan sonra kendisine iki tane elma verdim. Adam bana, “Abi elma öyle güzel kokuyor ki dayanamadım kusura bakma dedi.” Kısacası Gürün elması gerçekten yoğun aromalı özel bir elma.
S (8)Sivas
GÜRÜN İLÇESİNDE TURİZM
Gürün ilçesine 2011 Yılında gittiğimde gezilecek yerleri sorduğumda, Gökpınar gölü var dediler. Gökpınar gölü, Gürün ilçesine on kilometre uzaklıktadır. Ancak araba ile gidilebilmektedir. Yolu asfaltlanmış durumdadır. Göl O zaman çok temiz idi, balıklar gözle görebiliyordu, Gölün etrafında küçük tesisler bulunmaktadır. Gökpınar gölü büyük bir vadide yer almaktadır. Gölü ziyaret etmeniz halinde Alabalık yiyebilirsiniz. Gürün ilçesinde her yıl Temmuz ve Ağustos aylarında alabalık festivali yapılıyor.
S (3)
Sivas
YAĞI MİDEDEN DONDURAN GEÇİT
18 Temmuz 2013 Tarihinde Fotoğraf makinamın şarjını doldurmak için Kangal ilçesinde Sivas’a gidiyordum. İlçenin çıkışında Kangal köpeği yetiştirme sahaları yapılmıştı. Yoluma biraz daha devam ettikten sonra yolun sağında bekleyen bir yolcu gördüm. Bana el kaldırmadı ancak beni de alabilirimsin dercesine beklediğini ve baktığını hissedince yanına gelince durdum.
Nereye gitmek istediğini sordum. Sivas’a gideceğim abi dedi, gel götüreyim dedim. Elinde on beş kiloluk bir plastik fıçı vardı. Arabaya bindikten sonra isminin Ebubekir Sözdemir olduğunu ve Kangalın Çat Köyünde olduğunu söyledi.
Elindeki fıçıda peynir olduğunu ve Sivas’a satmaya götürdüğünü söyledi. Sohbetimiz ilerledikten sonra, çocuklarını okuttuğunu anlattı, Ebubekir abi çok kültürlü ve çok insancıl birisi olduğunu her hali ile ortaya koyuyordu.
Sohbetinin bir bölümünde şunları söyledi; Geçen sene bu zamanlarda Ulaş ilçesinin girişinde ana yolda otobüs bekliyordum,  Sivas yönünde gelip Kangal yönüne giden bir araba yanıma gelince durdu ve bana yolculuğumun nereye olduğunu sordu. Bende Kangala gideceğimi söyledim. Adam beni arabaya buyur etti, bende bindim ve yola koyulduktan sonra şoförü bir yerlerden tanıdığımı anladım, ancak çıkaramadım. Kendisine durumu böylece anlatınca kendisinin Ali Kızıltuğ olduğunu ve Divriği ilçesine gittiğini söyledi, dedi. Sonra Sanatçı Ali Kızıltuğ’a teşekkür duasını tekrar etti.
Yolumuz Ulaş ilçesine yaklaşıyordu, Ulaş ilçesine takriben yirmi kilometre kalmıştı, yolda keskin dönemeçler başlamıştı ve yükseğe doğru tırmanış başlamıştı. Geçmekte olduğumuz mevkii, YAĞDONDURAN geçidi idi. Ebubekir abiye burasının adının neden Yağ donduran olduğunu sordum. Ayrıca Gürün yolu üzerinde Karpuz donduran isminde bir geçit olduğunu söyleyince, Ebubekir abi şunları anlattı;
“Osmanlı zamanında Sivas’a giden bir kervan burada bulunan bir çeşmenin başında konaklamış, çevrede bulunan sürülerde bir keçi satın alarak kesip yemişler, yemekten sonra çeşmeden su içince çeşmenin suyu çok soğuk olduğu için bir kişinin midesindeki yağ donmuş ve adam ölmüş. İşte bu olaydan sonra bu bölgeye YAĞDONDURAN demişler.”
Yağ donduran geçidi mevkiinde aynı ismi taşıyan bir köy bulunmaktadır. Yağ donduran geçidi, denizden 1.750 metre yükseklikte bulunmaktadır. Bu bölge eskiden yaz kış buz kesermiş.
S (12)Sivas
KAR ERZURUM DA DOĞARMIŞ ANCAK SİVAS DA YAŞARMIŞ
“Soğuğa sormuşlar nerede doğdun? O’da demiş ki, Erzurum’da doğdum, Sivas’da yaşıyorum” Sivas şehrinin büyük bir kısmı bozkır durumdadır. Ancak su kaynakları oldukça bol sayılır, buna rağmen Sivas şehrinde bağ bahçe yâda tarım az durumda. Hatta hayvancılık çok sayılmaz. Ebubekir abi bu durumun nedenini şöyle anlattı; Buralarda kış ayları uzun sürmektedir, Kar çok uzun süre yağmaktadır. Kış ayları hatta yaz ve güz ayları da çok sert ve soğuk olmaktadır, Bu sebeple bu sert ve soğuk hava meyve ağaçlarını yakıp kavuruyor. Hayvancılıkta aynı şekilde, havalar çok soğuk olduğu için kış aylarında hayvanları dışarıya çıkaramıyoruz. Uzun bir zaman beslemek zorunda kalıyoruz hal böyle olunca hayvanlar bize pahalıya mal oluyor. Ayrıca yaz ve güz aylarında da geceleri çok soğuk olmaktadır.
Sivas ilinin, Yüzde on’u ormanlık, geri kalanı bozkır durumdadır. Sivas genelde yüksek rakıma sahiptir. En düşük rakımı yaklaşık 800 metredir. Step olarak adlandırılan, çok dalgalı ve eğimli geniş düzlükleri oldukça çoktur. Bu sebeple kuzeyde gelen rüzgârlara çok açık durumdadır. Kuzeyden gelen sert rüzgârları kesen sıra dağları çok azdır. Bu sebeple havası çok sert geçmektedir. Bu durum don olaylarının sık yaşanmasına sebep olmaktadır. Sonuç olarak tarım ve hayvancılık olumsuz yönde etkilenmektedir.
S (6)Zara
ZARALI HALİL SÖYLER VE KÖSE DAĞI
Zara ilçesi, Sivas ilinin doğu tarafından yer almaktadır. Zara ilçesine 04 Temmuz 2012 Tarihinde gitmiştim. Zara ilçesi çok eski bir yerleşim yeri ve eski bir çarşısı var. Zara’nın kuzeyinde 2800 metre yüksekliğinde çok heybetli köse dağı yer almaktadır. Selçuklular döneminde Moğollarla yapılan köse dağı savaşı olarak adlandırılan savaşın olduğu yerdir. Köse dağının zirvesinde Köse Süleyman’ın mezarı bulunmaktadır. Burası ziyaret açıktır ve Temmuz ayında çok sayıda insan tarafında ziyaret edilmektedir ve kurbanlar kesilmektedir. Çevre genellikle bozkırdır. Zara’da ince Halil olarak bilinen ZARALI HALİL SÖYLER ünlü bir âşıktır. Zaralı Halil Söyler’i ilk defa mahalli müzikleri araştırırken tanımıştım. Zaralı Halil Söyler’in söylediği türküleri tam olarak 1950 yıllarını yansıtmaktadır.
S (10)İmranlı
EN UZUN IRMAĞIN GEÇTİĞİ İLÇE İMRANLI
Zara ilçesinin biraz daha doğusunda yer alan İmranlı Türkiye’nin en uzun ırmağı olan ve Kızıldağ da doğan kızıl ırmak üzerinde yer almaktadır. 03 Temmuz 2012 Tarihinde ziyaret ettiğim İmranlı ilçesi, geniş bir ovada yer almaktadır. Ovada bağ bahçe yoktur. Daha çok söğüt ağaçları ve kavak ağaçları bulunmaktadır. İmranlı ilçesinin, küçük bir merkezi var. Ancak yüzün üstünde köyü bulunmaktadır. Daha çok hayvancılık yapılmaktadır.
S (4)Kangal
KANGAL İLÇESİ BALIKLI GÖLDE KAHVALTI SAAT GEÇİNCE
16 Temmuz 2013 gecesi Sivas’tan Kangal ilçesine gittim. Oraya vardığımda saat gece 03.00 olmuştu. Var olan otele yerleştim, bir gece konaklama bedeli olarak 110.00-TL ödedim. Odaya vardığımda oda kapısının kilidi tutmuyordu ve kapı açık kalıyordu, neyse orada bulunan bir küçük dolabı kapının arkasına dayadım. Ayrıca tuvaletin rezervuarı sürekli su kaçırıyordu ve ses yapıyordu, Baktım olacak gibi değil musluğu kapattım böylece sorunu çözdüm. Yatak çarşafları temizdi ancak çok nemli idi saat çok geç olmuştu bu durumda bir an önce uyumam gerekiyordu. Böylece her şeyi kabullenerek uyumaya çalıştım.
Otele geç saate geldiğim için sabah biraz geç uyanabildim. Kahvaltı yapmak üzere Restorana gittiğimde saat tam olarak 10.45 olmuştu. Görevlide kahvaltı istedim. Adam kahvaltı saati geçti size kahvaltı veremeyiz dedi. Bunun üzerine Kahvaltının saatini sordum. Adam abi en son saat 10.30 kadar veriyoruz dedi. Ne yapabiliriz dedim. Adam abi size 10.00-TL karşılığında kahvaltı verebiliriz dedi.
Senelerdir ve devamlı olarak seyahat eden birisi olarak sayısız yıldızlı yâda yıldızı olmayan, lüks yâda lüks olmayan otellerde kaldığım için ve çok geç saatlerde de kahvaltı etmek için gittiğim hiçbir otelin restoranında böylesine bir durumla karşılaşmamıştım. Böylesine bir durum bana hiçte normal gelmedi. Kahvaltı yapmayacağım diyerek oteli terk ettim. Çevreyi gezdikten sonra oradan pek de iyi olmayan bir havadan ayrıldım. Daha yeni 12 Ekim 2013 tarihinde gittiğim Ordu ilinin Ünye ilçesinde bulunan dört yıldızlı muhteşem Atik Otelinde bir gece için 110.00-TL ödedim. Dolayısıyla fırsatları kullanma anlayışı hiçbir şekilde hoş olmadığını sanıyorum. Ayrıca fırsatçılığın kardan ziyade zarar getireceğini düşünmenin daha kolay olduğunu sanıyorum. Yine de kendileri bilir elbette. Buradan kendilerine sesleniyorum fırsatları iyi olmayan bir şekilde kullanmak size zarar vereceği gibi, çevrenize de zarar vereceğini hatırlarsanız daha iyi bir şey yapmış olursunuz sanıyorum. Taksiciler için anlatılan hoş olmayan fırsatçılıklar üstelik yabancılara yapılmış yapılmıştır. Kendi ülkelerine giden O yabancılar ülkemiz hakkında kötü düşünüp kötü konuştukları ap açık olduğuna göre yapılan fırsatçı kötü düşünce ve davranışlarda uzak durmak daha iyi olur sanıyorum.
Bu durumu Sivas’a giderken yolda aldığım, Ebubekir abiye anlattım. Ebubekir abi Balıklı göl işletmesi için daha öncede pekiyi olmayan şeyler duyduğunu anlattı ve ayrıca Kangalda bir lokantacı ile yaptığım sohbette Lokantacı arkadaş Taksicilerin yaptığı pek hoş olmayan bazı fırsatçılıkları anlattı.
Kangal’daki Balıklı Göl, Kangal ilçesine yaklaşık on kilometre uzaklıktaki Kavak köyü civarında bulunmaktadır.
ÂŞIK RUHSATİ
Âşık Ruhsati Kangal ilçesinin Deliktaş bucağında 1835 yılında doğmuş ve ömrü burada geçmiştir. Âşık Ruhsati küçük yaştan hem öksüz hem de yetim kalmıştır. Ruhsati saz çalmazmış ancak birçok âşıkla atışmalar yapmıştır. Çok sayıda şiir yazmıştır. Âşık Ruhsati’nin çok zeki bir kişiliğe sahip olduğunun belgesi olan yazdığı ve halk arasında çok konuşulan ve bilinen mektubu şöyledir.
Halk, Aşık Ruhsatiye sen mi üstünsün, Aşık Sümmani mi diye sorunca; Ruhsati de onları meraktan kurtarmak için Aşık Sümmani’ye bir mektup yazar ve gönderir Mektubunun bir yerinde şöyle yazar; Bana Erzurum’dan bir Tosun al, ama rengi beyaz olmasın, sarı olmasın, kara olmasın, boz olmasın…. Diye bütün renkleri yazar ve mektubun cevabını beklemeye başlar.
Haftalar sonra Aşık Sümmani’den cevap gelir. Mektupta şunlar yazılıdır; İstediğin Tosunu aldım. Almak için Pazartesi gelme, Salı gelme, Çarşamba gelme, Perşembe gelme, Cuma gelme, Cumartesi gelme, Pazar günüde gelme, başka ne zaman gelirsen gel Tosun hazır.
Bunun üzerine Aşık Ruhsati, Aşık Sümmani Baba’nın yanına gider. Sümmani Baba, Âşık Ruhsatiye şöyle der; Bugün, günlerde ne.? Çarşamba. ben sana bu gün gelme demedim ‘mi.? Deyince Ruhsati oradakiler sorar. Onlarda hep bir ağızdan bu gün Bayram cevabını verirler.
S (5)Sivas/Suşehri
DİVRİĞİ İLÇESİ SAHİL KENTİ GİBİ
Divriği ilçesine ilk girdiğimde çok farklı ve adeta bir ege bilgesi şehrine gelmiş hissi ve havası ile karşılaştım. Bunu asla beklemiyordum şaşırmıştım. Doğu illerinin genel havasından bambaşka bir yapı ile karşılaştım.  Tarih 19 Temmuz 2013 Cuma günü idi. Önce ilçenin tamamını turladıktan sonra, güneşin yatay halinde faydalanarak fotoğraf çekmek için ilçenin batı tarafına gittim. Yedi yüz seksen yıldır bütün muhteşemliği ile ayakta duran O Muhteşem ulu caminin çok sayıda fotoğrafını çektim.  Caminin batı tarafında kale bulunmaktadır. Kaleye çıkmak oldukça zor. Şehrin batı tepesine çok modern konutlar yapılmış.  Caminin kuzey batısında kes Doğan kalesi bulunmaktadır. Divriği ulu cami halen faaliyette ve UNESCO’nun Dünya Mirası listesinde bulunmaktadır.
Divriği ilçesi Sivas şehrinin en doğusunda kalan ilçesidir. Divriği ilçesi Erzincan’a bağlı İliç ilçesi ile sınırdaştır. Divriği yolu oldukça düzgün ve Sivas’a yaklaşık 2 saat mesafededir. Sivas merkezinden gidilmesi halinde Divriği yolu Ulaş ve Kangal ilçelerinden geçmektedir.

S (9)Divriği
 KOYULHİSAR DA SAATLERCE SEYRE DALAMAK GEREK
Sivas’ın en kuzeyinde yer alan ve Güney doğusu tamamen sıra dağlarla çevrili olan bu ilçe sırtını Mesudiye ilçesine dönüş bir bayırda yer almaktadır. Koyulhisar ilçesi küçük bir merkeze sahiptir. Karşısındaki sıra dağların tepelerinde köyler bulunmaktadır. Erzincan kara yolunun kuzeyinde üç kilometre içeride bulunur. Koyulhisar küçük bir ilçe ancak insan orada oturup her şeyi unutup saatlerce seyre dalabilir. 02 Temmuz 2012 Tarihinde Ordu iline bağlı Mesudiye ilçesine giderken ziyaret ettiğim Koyulhisar’da yaklaşık dört saat süre ile oturup seyre dalmıştım.
S (11)Koyulhisar
SİVAS ANLATMAKLA BİTMEZ
Sivas şehri her açıdan çok büyük, anlatmakla bitmez gibi, Bu sebeple bu yazımda anlatmadığım diğer ilçelerini başka bir seyahatname yazısı ile anlatmaya çalışacağım. Başka bir seyahatname yazısında buluşmak üzere Sağlıklı, Sevgi ve Muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

S (18)Sivas/Yıldızeli İlçesi

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…