PARİS SEYAHATİ

PARİS SEYAHATİ

PARİS’TE ÖLENLERİN ÖLDÜĞÜ KOKUNCA ANLAŞILIYOR

Bu sene Nisan ayında Avrupa’da Almanya ve Hollanda’yı gezmiştim ancak hem Fransa’yı çok merak ediyordum. Hem de Avrupa’yı kısmen ’de olsa genel bir çerçevede görebilmek için Fransa ve İtalya gibi büyük ülkeleri gezmek gerektiği çok açıktı. İşte bu düşüncelerle 22 Eylül 2014 tarihinde yola çıkmıştım ve sabah saatlerinde Fransa’nın Başkenti Paris Havaalanına varmıştım. Nisan ayında Almanya’ya girişimde yapılan aşağılayıcı bir durumla burada ’da karşılaşacağım düşünceleri ile polis kontrolü sırsında beklemeye başladım ve kendimi nasıl savunacağımı iyice planlamaya başladım. Sıra bana geldiğinde polis otel rezervasyonunu dahi sormadan pasaportuma giriş kaşesini vuruverdi. Çok sevinmiştim. Yoluma devam ederken galiba polis beni kendilerine benzetti diye düşünmekten kendimi alamadım.

Havaalanında trene binerek şehir merkezine giden ana tren garına gittim. Tren garında yaklaşık yarım saat bilet kuyruğu bekledim. Tren bileti aldım çok kötü bir tren ve çok kötü aynı zamanda karanlık tren istasyonlarında geçerek Paris şehrinin merkezine geldim. İndiğim merkez tren istasyonu çok kötü ve kokuyordu.

PARİS SOKAKLARINI ARŞINLAMAYA BAŞLAMIŞTIM

Artık Paris sokaklarında gezmeye başlamıştım. Etrafımı iyice gözlemledikten sonra şehrin batısına doğru yürümeye karar verdim. Yaklaşık bir saat yürüdükten sonra bir Hintlinin dönerci restoranında yemek için durdum. Yemek yedikten sonra kasadaki Hintliye şehir hakkında bilgi aldım. Hintli bana daha batıya doğru gitmememi söyledi. Batı yönüne gitmem halinde beni uçuracaklarını söyledi, başıma kötü şeylerin gelebileceği uyarısında bulundu. Ben adamın uyarısına rağmen batıya doğru yoluma devam ettim. Genel olarak tekstil bölgesi olarak anılan bir bölgeye ulaştım. Bu bölgede çok sayıda Türklerinde olduğunu gördüm. Çay içebileceğim bir yer arıyordum. Bir cadde üzerinde bulunan dönercide misafir oldum, doyuncaya kadar çay içtikten sonra oradan ayrıldım. Ve daha tehlikeli bölge sayılan bölgelere doğru yürümeye devam ettim. Gördüğüm manzara O bölgelerde genellikle Araplar, Zenciler, Afrikalılar ve Hintliler çok yoğunlukta bulunmaktalar. Caddeler ve sokaklar gerçekten çok kötü manzaraya sahip. Sonra yönümü Eyfel kulesine çevirdim ve yürümeye devam ettim. Şehre ilk ayak bastığım semt civarına gelmiştim. Buradan yoluma devam ederek ŞANZALİZE bölgesine gittim. Uzunca bir geziden sonra artık Eyfel kulesine gitmem gerekiyordu, bende öyle yaptım. Eyfel Kulesine vardığımda çok uzun bir sıra vardı zamanım olmadığı için kuleye tırmanmaktan vazgeçtim. O anda nedenini anlayamadığım içime dolan bir duygu ile Paris şehrine ısınamamıştım. Bu sebeple Lyon şehrine gitmeye karar verdim. Zaten hava kararmıştı. Oradan bir taksi ile Ana tren garı olan PARİS GARE LYON a gidip hızlı tren bileti aldım ve treni beklemeye başladım.

PARİS SOKAKLARINDA GÖRDÜKLERİM

Öteden beri anlatılanların etkisi ve basında yer alan haberlerin etkisi ile Paris şehri benim için ulaşılmaz bir olgu idi. Bu düşüncelerle vardığım Paris şehrinin en güzel ve en kötü yerlerini görmem gerektiğini düşündüm ve öylede yaptım. Paris şehri Almanya’nın şehirleri gibi her anlamda çok rahat bir şehir değil. Çok eski ve çok güzel yapılara sahip, ancak toplumsal bir yaşamdan çok uzak. Sanki tüm insanlar gelip geçici, Atalarımızın söylediği gibi adeta insanlar Ateş almaya gelmişler gibi.

URFALI MÜSLÜM ABİNİN ANLATTIKLARI

Dinlenmek için oturduğum bir restoranda çalışan Urfalı Müslüm abi ile yaptığımız sohbette Müslüm abi şunları anlattı. Müslüm abi elli yaşında çok sigara içen birisi idi. Müslüm abi uzun süre Gaziantep’te çalıştıktan sonra on yıl önce Paris’e geldiğini burada çok uzun süre kaçak olarak çalıştığını ve en sonunda oturum alabildiğini anlattı. Müslüm abi Fransa’nın Avrupa’da en kötü yer olduğunu ve Almanya’nın çok iyi olduğunu anlattı. Fransa devletinin hiç kimseye sahip çıkmadığını söyledikten sonra şöyle dedi. Fransa’da devlet gidip ne yaparsanız yapın diyor. Ama Almanya’nın böyle olmadığını anlattı. Sohbet ilerledikçe konu sosyal yaşama gelmişti. Müslüm abi bu konuda şunları anlattı. Fransa’da insanların yarısı yalnız yaşıyor. Yalnız yaşayan bu insanların birçoğu evde vefat ediyor, ama kimsenin haberi olmuyor. Ne zamanki, Apartmanı ya da sokağı bir koku sardığı zaman birisinin öldüğü anlaşılıyor. Sonra devlet gelip binanın penceresine merdiven dayayıp içeri giriyor ve ölüyü çıkarıyor götürüp gömüyor.

Müslüm abi Türkiye’ye dönsem orada da gurbetçiyim kendi köyüme gitsem kimseyi tanımaz haldeyim. Ne yapacağımı bende şaşırmışım diye kendi sıkıntılarını anlattı. Müslüm abi çok yakınlık gösterdi, çok misafirperverlik yaptı. Sağ olsun kendisine buradan tekraren çok teşekkür ediyorum.

MARAŞLI HALİL’İN ANLATTIKLARI BENİ SANDELYEYE YAPIŞTIRMIŞTI

Sokakları arşınlama devam ettikçe karşılaştığım bir küçük yemek salonunda dinlenmek için yeniden oturdum. Oturduğum bu yemek salonunda pek müşteri yoktu, buranın sahibi Halil’di ve Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesinde gelmişti. Halil anlattıkça anlattı ve anlattıkları kendisine çok acı veriyordu, bu durum yüzüne yansıyordu.

Halil özetle şunları anlattı. Bu bölgede genellikle Urfalılar, Maraşlılar ve Elazığlılar bulunmaktadır dedi. Kendisinin 1991 yılında buraya geldiğini, burada çalışma şartlarının çok kötü olduğunu, günde on iki saat çalıştığını söyledi. Meğerki bizler kendi ülkemizde böyle çalışsa idik kendi ülkemizi ihya ederdik dedi. Burada devlet bizleri yönlendirmiyor, bizi tamamen bırakmış durumda, Devlet bize şunu diyor sakın benim karşıma suçlu olarak gelmeyin gidin ne yaparsanız yapın diyor.

Burada kim kız, kim erkek belli değil. Öyle’ ki insan kendisinden tiksinir bir hale geliyor dedi.

Diğer yandan Fransızların kibiri çekilmez derecede kötü ve aşağılayıcı dedi. Avrupa birliğinden sonra biraz düzeldiler, eskiden daha kötü imiş dedi. Bu kibrin nedeni nedir sence diye sordum.? Halil kardeşim, bu soruya şöyle cevap verdi. Fransızlar tarih boyunca köle tüccarlığı yapmışlar. Köle sahipliği yapmışlar. Tarih boyunca başka milletleri esir edip köleleştirmişler, Afrika milletlerini ezmişler ve tarih boyu sömürmüşler. Daha dün Cezayir’de bir milyon insanı işkenceden geçirip yok etmişler dedi. Tarih boyu çalışmamışlar, her zaman başkalarını çalıştırıp adeta bir kan emicilik yaşamışlar. Bu durum onları hep emir veren insan konumuna getirmiştir. İşte bu köle tüccarlığı sonunda tarih boyunca kendilerini üstün görmüşler. Tarihte devrim yaptıklarını ve kendilerinin üstün olduklarını düşünmeye devam ediyorlar. Aslında iş öyle değil dedi.

Sana bir örnek vereyim dedi, git bak dedi hiçbir kapı asla açık değildir. Her kapı mutlaka şifre ile açılıp kapanır dedi.  Ya da kapı önünde bir güvenlik görevlisi vardır Çünkü dedi…!!!; Fransa sokakları kölelik hayatı yaşayan insanlarla doludur. İşte bu köle dolu sokaklar, Fransız hâkimlerinin, Köle tüccarlarının birer düşmanıdır. Sokakları köle ile dolduran bu kibir dolu Fransız sistemi, her bir insanı kendisine kin dolu birer düşman haline getirmiştir. İşte dedi sürdükleri bu kibir dolu hayatlarını güvenlik altında tutmak için her bir kapıyı ve her bir insanlık yolunu kapalı tutuyorlar.

Binalara ve sisteme bakarak burada medeniyet olduğunu sanma dedi, Burada çok katı bir egoizm ve çok sert bir vahşilik hüküm sürmektedir dedi.

Fransızlar öyle üstün değiller dedi, işte dedi, araba sektörüne bak bu kadar üstün olduklarını iddia ettikleri halde ürettikleri doğru dürüst bir arabaları dahi yok dedi. Birisi Reno diğeri ise Citroen ikisi’ de düşük kalitesi arabalar dedi. Bir tek tarımları biraz iyi dedi. Yüz yıldır doğru dürüst bir öne çıkmış adamları da yok dedi. Gördüğün bu zenginlikleri Fransızlar çalışmadan başka milletleri köleleştirerek onların kanını içerek, Afrika’nın zenginliklerini sömürerek yapmışlardır. Siz bu muhteşem binalara bakıp öyle hayran kalmayın. Bu şah şanın her birsi bir kan içmişliğin, bir vahşiliğin veya işkence ile yok edilen insanların emeğidir. Cezayir’de yaptıkları soy kırımın sonunda elde ettikleridir. Bana göre bunlara hayran kalmak insanlığa ihanettir dedi. Merhamete ve Adalete ihanettir dedi.  Medeniyete ihanettir dedi. Diğer yanda 1900 yıllarının başında O benim sümbüllü dağlara sahip dondurma tadındaki Maraş’ımı işgal eden bu zalimlerin memleketine gelmek zorunda kaldığım için her zaman içim acımıştır ve acımamaya devam ediyor dedi. Kahramanmaraşlı Halil kardeşimin anlattıklarını ağzım açık olarak dinledikten sonra, kendimi adeta çökmüş ve sandalyeye yapışmış olarak buldum.

HALİL’İN SÖYLEDİKLERİNDEN SONRA TARİHE YENİDEN BAKTIM KANLI PAZARDI

Halil kardeşimin söyledikleri beni çok derinden sarsmıştı. Tarihi bilgilerim çok kuvvetli olmadığı için yeniden tarihi bilgileri okumam gerektiğini düşündüm ve tarih sayfalarına olduğunca ayrıntılı ve uzunca baktım. Halil kardeşimin söylediklerinde fazlalık yoktu eksik vardı. Fransa için tarihi bilgiler kısaca şöyle idi: Fransızlar Özellikle Batı Afrika’da kan dökmediği, soy kırım yapmadığı, mazlum millet bırakmamış. Bu ülkeler şöyledir. Nijer, Senegal, Tunus, Moritanya, Kamerun, Komor Adaları, Gine, Gabon, Benin, Çad, Cibuti, Burkina Faso ve Cezayir, Fransız sömürgeciler bu ülkelerin kanını dökerek kanını içerek Soy kırım yaparak bu milletlerin çoğunun ana dilini ve dinini değiştirerek. Tam bir insanlık suçu işlediği tarihin her sayfasında yer almaktadır.

Türkiye’ye gelip Fransa yâda benzeri ülkelerin medeniyetini öven insanların biraz daha geniş bir pencereden bakarak dönüp tarihi okumayı tavsiye etmek çok yanlış olmaz sanıyorum. Dar pencereli popüler kültürle Fransa’yı boşuna ve haksız yere şahsi zevklerin etkisi ile övmek yerine, İşte Halil kardeşim gibi geniş pencereden bakıp Fransa’nın gerçek yüzünü görmek bence insanlığın asil görevi olsa gerek diye düşünüyorum.

PARİS’İN KİBRİ BENİ LYON’A GÖNDERDİ

Akşam olmuştu ve Eyfel Kulesine vardığımda çok uzun bir sıra vardı kuleye tırmanmaktan vazgeçtim. O anda nedenini anlayamadığım bir duygu ile Paris şehrini terk etmem gerektiğine kesin karar vermiştim. Bu sebeple Lyon şehrine gitmeye karar verdim. Zaten hava kararmıştı. Oradan bir taksi ile Ana tren garı olan PARİS GARE LYON a gidip hızlı tren bileti alarak LYON şehrine gittim. LYON şehrine geldiğimde saat 21.00 olmuştu. Bu yazımdan sonra anlatmaya çalışacağım LYON şehri seyahatname yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…