MİLANO SEYAHATİ

MİLANO SEYAHATİ

MİLANO’YA EVET ANCAK VENEDİK’E ASLA

Fransa ülkesinin Lyon şehrinde 24 Eylül 2014 Tarihini 25 Eylül ’e bağlayan gece yaşadığım ve gözümle gördüğüm Avrupa’nın vahşi yüzü; Unutulmayacak kadar kara idi. Bu kara ve kör geceyi Lyon seyahati yazımda belgeleri ile etraflıca anlatmıştım.

25 Eylül 2014 Perşembe günü Saat 07.32 olmuştu ve Lyon Şehrinde hareket eden Tren Saat 09.00’da Fransa’nın CHAMBERY CHALLES adındaki küçük bir kasabasında durdu. Burası aktarma istasyonu idi. Ben, Paris’te gelip, Milano şehrine giden Hızlı Treni ile Milano şehrine gidecektim. Buradan Kırk dakika bekledikten sonra, Paris’ten gelen Tren, Gara yanaştı ve bizi alarak hemen hareket etti. Kısa bir süre sonra İtalya sınırlarına girmiştik.

Sivil giyimli Fransız polisleri, Trende geniş bir arama yaptılar. Valizleri açtırıp kontrol ettiler. İtalya ülkesinin havası ve coğrafyası Fransa dan çok farklı, İtalya Coğrafyası tam bir Akdeniz Coğrafyası idi. Türkiye’ye yaklaştığımı hissettirecek benzerlikler taşıyordu. Saat 13.50 de yani Dört saat On dakika sonra, Milano Şehrinin GARİBALDİ Tren Garında indiğimde Garı hemen terk ederek şehrin batı yönüne doğru ilerlemeye başladım. İlk karşılaştığı Seyyar satıcılar oldu. İtalya’ya geldiğim için moralim düzelmişti. En azında yemek bulacağımı biliyordum.

MİLANO TURU

Milano şehrini yürüyerek gezmeye başlamıştım. İlk yaptığım iş hemen bir otele giriş kaydı yaptırmak oldu. Otel merkez tren garına yakın bir mesafede bulunan Dört yıldızlı GRAND HOTEL VERDİ.  Bu otele 170-EURO ödedim. Bir gün önce Fransa’nın Lyon şehrinde geçirdiğim kara ve kör gecede hiç uyumamıştım. Bu sebeple akşam saat 19.00 da otele giderek uyumak zorunda kaldım.

Sabah olduğunda iyi bir kahvaltı yapacağımı düşünerek, Restorana indiğimde Bu otelin dört yıldızlı olmasına rağmen Kahvaltıda Sadece; Kaynatılmış Yumurta, Süt çeşitleri, Çörek ve Kahve ile karşılaştım. Türkiye’de en kötü bir otelde bile bundan fazla ve daha iyi bir kahvaltı yapabildiğimizi herkes bilir. Bu duruma bir anlam veremedim. Demek ki Avrupa’nın geneli böyle diye düşünmekten başka yapacak bir şey yoktu.

Tarih 26 Eylül olmuştu ve Milano şehrini Metro ile gezmeyi planlamıştım, Metro sistemi basit ve kullanışlı, her bir üç veya dört duraktan inerek indiğim bölgeyi gezdikten sonra yeniden metro ile bir başka durağa gitmek şeklinde, Metronun ulaştığı hemen her yeri gezdim. Metro biletlerini otomatların dışında büfelerde satılıyor.

Milano şehri bana hiç yabancı gelmedi. Milano’da ruh var. Öyle Fransa’nın kara ve puslu havası burada yoktur. Milano güzel bir şehir ve insanların gözünde elektrik alabiliyorsunuz. Milano’da gözlem yapabiliyorsunuz. Milano’da, sosyal hayat renkli ve bundan’ da önemlisi samimi. Milano şehrinin bir Otomotiv sanayisi şehri olmasına karşın her kesime hitap eder bir yapılanması vardır.

Milano’da araba ile seyyarlık yapanlar var. Milano, orta büyüklükte bir şehirdir. Milano’ da her yer İtalya bayrakları ile donatılmış durumdadır.

Milano öyle fazla pahalı bir şehir değil. Milano, temiz ve düzenli bir şehir.

Milano’da bulunan, Duomo Katedrali, Hristiyanların en büyük katedrallerinde birisi imiş. Bu Katedralin inşaatı 500 yıl sürmüştür.

VENEDİK’E GİTMEZ OLAYDIM

26 Eylül 2014 tarihinde rahat bir şekilde gezdiğim ve memnun kaldığım, Milano şehrinde, artık akşam olmuştu ve saat 18.05 de Trene binerek Venedik e gitmek üzere yola çıktım. O gece saat 20.30 da Venedik adasında bir önceki durak olan Ana karanın uç noktasındaki MESTRE istasyonunda aktarma yaparak Venedik adasına geçtik.

Venedik, birçok açıda tam bir rezillik örneğidir; Bunun sebebini bir sonraki yazımda etraflıca yazacağım. Ülkemize gelip ben ne güzel gezdim demek için, yada yazılarında aşk meşk diyerek övenler, artık biraz ellerini vicdanlarına koyarak doğruyu yazsalar daha güzel olur. En azından, Venedik şehrine gitmeyi planlayanlara yanlış bilgi vermemiş olurlar. Bu berbat yeri övmek; Övenlere nasıl bir zevk veriyor, bilmiyorum ancak gezilecek daha güzel yerler var bence. Bundan sonra, Güzelliği bencillikle karıştıran, benciller in şehri VENEDİK seyahatimi anlatmaya çalışacağım. Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…