KÖLN SEYAHATİ

KÖLN SEYAHATİ

KÖLN’DE DOM KİLİSESİ KARŞILIYOR

25 Nisan 2014 Tarihinde Frankfurt şehrinde ayrıldığımda Saat 18.00’i gösteriyordu. Trenle yaptığım bir buçuk saatlik yolculuktan sonra Köln şehrine varmıştım. Frankfurt’ta ayrılırken nedendir bilmem biraz gönülsüz hisler duyduğumu fark ettim. Galiba Frankfurt’u sevmiştim. Köln ismi bana biraz bilinmezlik çağrıştırıyordu. Sadece isimden hareketle doğru bir yere yada kanaate varılamayacağını biliyordum ancak, Köln ismi ve Köln için hafızamı yokladığımda var olan bilgiler bana pozitif bir elektrik toplamıyordum. Stuttgart’ın sosyal havası ve yapıların dokusu ile ruhu soğuk ve sinerjisi az olan bir şehir olarak hafızama yazılmıştı, Köln şehrine indiğimde şehir merkezinin Kuzey batı yönünde olduğunu tahmin etmek zor olmadı, çünkü Tren Garında iner inmez sizi, Dom Kilisesi karşılıyor. Köln Tren garı modern bir yapıya sahip ve hemen yanında muhteşem Dom Kilisesi yer almaktadır. Kilisenin yanı başında Tarih Müzesi yer almaktadır. Artık Köln şehrinde seyahat etmeye başlamıştım.

KUZEY BATI YÖNÜNDE MANGAL KOKUYORDU

Dom Kilisesini geçtikten sonra kuzey yöne doğru yürümeye devam ettim. Yolun beni nereye götüreceğini bilmiyordum. Çok modern ve lüks binaların biraz daha kuzey çizgisinde daha orta halli ve basit binalar vardı. Yaklaşık iki kilometre daha yürüdüm. Basit bir kavşağa geldiğimde Mangal kokusu duymaya başladım, tam bir anlam veremeyeceğim kısa süre sonra sağ tarafımda bir park olduğunu ve park da oturan gezen insanların ve yaklaşık on kişilik bir ailenin mangal yaktığını dumanların yayıldığını görünce parkın içine girdim, bir kenardan oturup beklemediğim bu durumu anlamak istemiştim.  Yaklaşık on beş dakika çevreyi izledim. Mangal yapanların konuşmalarında Türkiye’nin doğu bölgesinden gelen insanlar olduğunu anladım. Zamanımı iyi kullanmam gerekiyordu parktan ayrılarak biraz daha batı yönüne doğru yürümeye devam ettim. İki saatlik bir turdan sonra Dom Kilisesinin batı yönünde bulunan üç yıldızlı Hotel Boulevard’a giriş kaydı yaptırdım ve valizimi otele bıraktıktan sonra yeniden Dom Kilisesine doğru yürümeye devam ettim. Otel kendi standardında her şeyi ile çok güzeldi. Artık vakit epeyce ilerlemişti, gezdiğim yerlerde önü oldukça kalabalık Kisok’lar bolca vardı, ayrıca çok sayıda kafeler mevcuttu. Her yer ışıl, ışıl ve oldukça kalabalık durumdaydı. Ben yolumu sürekli olarak sağa sola yayarak yürümeye devam ediyordum. Bilmeden içine daldığım ve nereye vardığını bilmediğim sokaklarda yön bulmak zorunda kaldığımda, hemen her taraftan gözüken Dom Kilisesinin burçlarını pusula olarak kullanıyordum.

İLHAM VEREN AFRİKALI

Saat 23.00 olmuştu ve kalabalık bir yere geldiğimde elinde Kaval uzunluğunda ve kaval benzeri bir aletle müzik yapan bir Afrikalı gördüm. Çok da sempatik olan bu Afrikalı, öylesine çalıyordu ki İnsanın çok derinliklerine inen ve İnsanı çok uzaklara götüren, mistik ve ayrıca insana ilham veren, bir sesle karşılaştım, benim için durmamak mümkün değildi.

Bir kenara çekilerek izlemeye başladım. Elindeki kaval benzeri aleti çalan bu sempatik Afrikalı,  aynı zamanda çaldığı müziğe uygun çok yavaş ve çok anlamlı hareketler yapıyordu. İzlerken insan duygu ile düşünce arasında kalıyor, yansıttığı seslerde bir çağırının olduğu çok netti, bu sempatik Afrikalı, Bir yandan insanın vicdanının ve ruhunun çok derinliklerine seslenirken, diğer yandan da hareketleri ile de desteklediği çok anlamlı insani isyanlarını ortaya koyduğu çok açıktı. Kendimi seyrine kaptırdığım bu sempatik Afrikalının çok sayıda fotoğrafını çekmeye çalıştım. Uzunca bir süre izlediğim bu yerden ayrıldım. O muhteşem seslendirmeyi yapan Afrikalının fotoğrafları aşağıda yer almaktadır. Nerede kaldığını bilmediğim, otelimi, yön tayini yaparak aramaya başladım, uzun sayılmayacak bir süre sonra oteli buldum. Otele vardığımda yarın için pek bir plan yapmadım, zaten çok genel planlar dışında, seyahatimi kendi akışına bırakıyordum. Ancak Stuttgart şehrinden itibaren aklıma takılan ve cevabını aramaya karar verdiğim nasıl bir medeniyet ve sonucu ile karşı karşıya olduğumu kendimce çözmeye kararlıydım. Yarın için hem gezip hem de kendimce cevap arayacaktım.

KÖLN DE SABAH ÇABUK OLDU

Köln’de kaldığım otel kendi standardında oldukça güzel bir otel’ di, Zaten seyahatimi devamlı olarak yürüyerek yaptığımdan uyumak oldukça iyi geçiyordu. 26 Nisan sabahı Otelden ayrıldığımda,  O günün Cumartesi olmasını da etkisiyle sokaklar halen sabahın tenhalığını yaşıyordu,  bulunduğum yerden batı yönüne yürümeye karar vermiştim, yarım saat sonra şehrin kenarına çıktığımı ve telefon kulesine geldiğimi fark ettim, şimdi yönümü güneye çevirerek yoluma devam ettim, bir süre sonra ırmağın kenarına gelmiştim. Yeniden tam kuzeye dönerek yürümeye devam ettim.

Yaklaşık bir saat sonra Türklerin çok yoğun olduğunu fark ettiğim bir noktaya geldim. Bu civarda çok sayıda kafeler ve restoranlar vardı. Çevreyi bir saat dönerek gezdikten sonra kalabalık birkaç değişik kafeden oturdum. Almanya’nın hemen her tarafında olduğu gibi Dünyanın çok sayıda ülkesinde gelmiş insanlar burada da vardı. Oturduğum kafelerde tanıştığım insanlarla ön tanışma merasiminden sonra ettiğimiz sohbetlerde çok değişik konuları konuşarak zaman geçirdik. Özellikle üç kişilik bir sohbette edindiğim yerli bilgilerle kendi analizlerimi ve tespitlerimi daha da açıklığa kavuşturmaya çalıştım. Birisi Kahramanmaraşlı olan Türk ve diğeri bir Türk kadınla evlenip ayrılmış, azda olsa Türkçe bilen bir Alman arkadaşla sohbetimizi mümkün olduğunca sistem üzerinde derinleştirmeye çalıştık.

SİSTEM İNSANIN KEYFİ YAPISINI YUTMUŞ

Burada uzun bir süre yaptığım sohbetlerde edindiğim bilgiler ve örnek tespitlerde vardığım sonuçlara göre, öylesine ayrıntılı bir sistem kurulmuş ki insanın yaradılış temel özelliklerinde olan insan keyfiliği büyük oranda yok edilmiştir. Mesela yüksek sesle konuşan insana çok az rastlanıyor, Alkolün etkisinde kalıp gülüp eğlenen çok az insanın dışında ciddi bir konuda yüksek sesle konuşup tartışan insanlarla karşılaşmıyorsunuz. Çünkü maddi haklar bakımında sistem tarafından hemen her şeyin nasıl olacağını günlük hayat içinde fiili olarak etkili bir biçimde ve denetimli bir şekilde hayata geçirilmiş durumda.

İnsan ilişkileri çerçevesinde bireysel güç kullanarak hak arama gibi bir sosyal yaşam neredeyse sıfıra yakın haldedir. Bu sebeple kavga yapma gibi durumla karşılaşılmaz olmuş. Diğer yandan insanların aile bağları kuşaklar arasında kopartılıp zayıflatılmış böylece insanların sisteme bağlılığı artırılmış durumdadır, sonuç olarak insanların aileye bağlılığı ortadan kaldırılmış ve sistem insanın yalnız kalma endişesinin yegâne dayanağı haline getirilmiştir.

Sistem insanlara gelecek güvencesi sağlar hale gelmiş, bu durumda geleceğini sisteme bağlayan insanlar, şahsi merak ve coşkudan uzaklaşarak durgun, sönük ve içe dönük bir yaşamı tercih eder olmuşlar. İnsanların diğer insanlara olan müdahalesini büyük oranda ortadan kaldırmıştır. Ancak aynı zamanda insanlar diğer insanların hakkını aramasına destek olma güdüleri de yok olmuş durumdadır. Diğer bir deyişle herkes sadece kendi hakkına sahip çıkmakla sınırlanmıştır.  Meğerki bir kişi hak kaybına uğramışsa onun yine sistem tarafından çözüleceği inancı, hayatın her aşamasında kendisine yer bulmuştur. Bu durum insanların bireysel olmalarına destek olmuştur. İnsanlar sosyal hayatta cemaatler ya da cemiyetler çerçevesinde değil kendi maddi çıkarları çerçevesinde kalmışlar. Hal böyle olunca ilmi tartışma ve gelişme geri planda kalmış, sadece maddi temelde yükselen bir medeniyet ortaya çıkmıştır.

MADDİ TEMELDE YÜKSELEN BİR MEDENİYET NEREYE KADAR

Günlük hayatın tüm ayrıntıları insanların günlük yaşamlarını kolaylaştırmak üzerinde bina edilmiştir. Zaten başka türlüsünü beklemek olamazdı. Çünkü böylesi bir sistemde devlet kurumunun tökezlemesi çok ağır sonuçları doğurması kaçınılmaz ve çok açıktır. Çünkü bir insanın diğer bir insana şahsi yardımı söz konusu değildir. Bu durum maneviyatı ve manevi yaklaşımları tamamen yok etmiştir.

İlmi tartışmanın çok geri planda kaldığı ve insan keyfiliğine kelepçe vurulduğu açık olan böylesine bir havada liderlerin ya da dehaların çıkmasını beklemek istisnalar dışında yanlış olur her halde,

Sanayi ve teknoloji ise yine devlet kurumu tarafından kurumsal olarak meydana çıkarılmış ve devam ettirilmektedir. Görüldüğü gibi burada daha çok ağır sanayi öndedir. Örneğin Japonya da olduğu gibi şahsi buluşlar burada oldukça azdır.

Sohbet ettiğim arkadaşlarla, çok kitap okuma konusunu konuşurken şöyle bir görüş belirttiler. İnsanlar toplu halde değil bireysel yaşadıkları için diğer insan gruplarının hayatlarını bilemez durumda kalmaktadırlar. Bu sebeple daha çok kurgulanmış bir yazı tipi olan romanlara ilgi ve itibar gösterilmektedir. Roman okuma merakı buradan ileri gelmektedir. Ayrıca günlük hayatın kolay olması zaman boşluğu yaratmaktadır bu boşluğu doldurmak ve kuşakların biri birinde kopmuş olması nedeni ile beşeri hayatın yalnızlık içinde olması insanları kitap okumaya yöneltmektedir.

Avrupa genelinde ve Almanya da beşeri/sosyal hayat kurumsallaşmıştır. Sosyal hayatı kurumsallaşmış insan keyfiyetlerinin sınırlandığı maneviyatın sıfır derecesine indirilmiş bir toplumda ilkeli olan, maddi çıkara göre yön değiştirmeyen çifte standardı olmayan bir medeniyetin üretilmesi imkansız olsa gerek.

TÜRKLERİN DURUMU

Köln şehrinde gözlemlediğim, Türklerin durumu geçtiğim diğer şehirlere göre iyi durumda sayılmaz. İşsiz gezenlerin sayısı oldukça yüksek, çok sayıda ve çok kötü sayılacak kahvehaneler var ve tıklım,  tıklım dolu, kahvehanelerde orta masaların yanlarında ayrıca küçük servis masaları vardır,  bu servis masalarında daha çok alkollü içkiler ve yanında mezeler yer almaktadır. İnsanlar bir yandan okey oynarken bir yandan içiyorlar. Kahvehaneleri genellikle kadınlar çalıştırıyorlar. Bu yörede daha çok Türkiye’nin doğusunda gelmiş insanlar bulunuyorlar.

Bu yörede çok sayıda siyasi akımlar oldukça yoğun bir durumdadır. Duvar afişleri bunu açık olarak ortaya koymaktadır.

Ayrıca O yöredeki mahalli meclis üyelikleri için çok sayıda Türkün duvar afişi astığı görülmektedir.

KÖLN DE HOLLANDAYA GİTMEYE KARAR VERMİŞTİM

Köln şehrinde Muhteşem Dom Kilisesini gezdikten ve ırmağın diğer yakasını da gezdikten sonra artık Hollanda’ya gitme vakti gelmişti. Tren Garına gitmek üzere yoluma devam ettim. O gece üç saatlik bir sürede ve aktarmalı olarak Hollanda’ya gidecektim. Hollanda gezisini bir sonraki seyahatname yazımda anlatmaya çalışacağım. Sağlık, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…