FRANKFURT SEYAHATİ

FRANKFURT SEYAHATİ

FRANKFURT’A GELDİĞİMDE YABANCILIĞIMI UNUTMUŞTUM

24 Nisan 2014 tarihinde Mannheim şehrini terk ettiğimde saat 20.30 sularıydı. Trenle yaptığım kırk dakikalık gece yolculuğu sonunda saat 21.00 geçerken Frankfurt’a varmıştım. Yeni yerler göreceğim için sevinçliydim, ayrıca aklıma takılan soruların cevabını aramaya ve bulmaya çalışacaktım.

Temel felsefem bulduğum güzellikleri hemen oracıkta yaşamak yerine toplamı görüp varsa daha üstün güzellikleri keşfetmek düsturunda hareketle yoluma devam edecektim. Frankfurt Tren garında indiğimde şehri hemen ayakaltında buldum Almanların, HAUPTBAHNHOF diye adlandırdıkları Tren garları hemen her şehrin başlangıcı sayılabilecek bir planda tasarlanmıştır. Planladığım gibi başlangıcı ve nereye gideceğim belirlenmemiş bir şekilde ilk girdiğim ana caddeden şehrin doğu yönüne yürümeye devan ettim. İlk gözlemlerim şehir daha sıcak bir havaya sahipti. Daha doğuya ilerledikçe gökdelenler ve lüks yapılarla karşılaştım. Önümdeki sokaklar daha tenha bir hal almaktaydı. Artık benim geldiğim batı yönüne dönmem gerekiyordu. Bir otel bulup valizimi bıraktıktan sonra daha kolay ve daha hızlı bir gezi yapabilecektim. Yaklaşık iki saat sonra batı yönüne yeniden geldim. Bir otele kayıt yaptırıp valizimi bıraktıktan sonra şehri kuzey ve doğu yönünü yeniden yürümeye başladım. Şehir temiz, düzgün, cadde ve sokakları geniş, hemen her yerde bisiklet yolu olan, taşıt trafiğinin olmadığı, Kafe ve Restoranların boş olmadığı bir yapı ve seyirle gezimi yaklaşık iki saat sürdürdüm. Şehrin üst yapısında var olan tramvaylar dışında ayrıca yoğun bir Metro ağıda mevcuttur.

OTELDE YATAK VAR YASTIK YOK

Kayıt yaptırdığım otel küçük ancak bulunduğu yer sakin otel temiz ve teşrifatı düzgün bir halde idi. Yeniden otele geldiğimde yastık olmadığını mecburen fark ettim. İstediğimde hemen getirdiler. Bu durum otellerde iş kontrolünün yapılamadığının bir göstergesi olarak karşıma çıkmıştı. Demek ki ayrıntılara indikçe sistemin aksaklıkları da ortaya çıkıyordu. Otellerdeki gece görevlileri genellikle Afrika kıtasında gelenlerden oluşmaktadır.

KİOSK’LARIN ÖNÜ GECELERİ ANA BABA GÜNÜ

Almanya’nın hemen her yerinde var olan ve Kiosk’ lar Büfe, Bakkal ve Şarküteri’ ide içine alacak şekilde tasarlanmış bu satış yerlerinde ağırlıkla alkollü içkiler satılmaktadır. Kiosk’ ların önünde oturulacak masa ya da sandalye bulunmamaktadır. Geceleri bu Kiosk’ların önleri ellerinde içki şişeleri olan çok yoğun bir kalabalık oluşuyor, geç saatlere kadar hem sohbet ediyorlar hem içiyorlar.

FRANKFURT’TA GÜNDÜZ GEZİSİ

25 Nisan sabahı erken saatte oteli terk ettikten sonra, şehrin doğu yönüne doğru yeniden yürümeye başladım, Çünkü şehir doğuya doğru uzanıyordu. Gezimi sürekli olarak sağa sola yayarak yapmaya çalıştım, Gökdelenleri geçtikten sonra şehir orta halli bir yapıya bürünmüş halde. Bu bölgelerde kısmen Çin mahalleri bulunmaktadır.  Önceden yaptığım araştırmaya göre Frankfurt’ta görülmesi tavsiye edilen köprüler olduğunu biliyordum. Ancak şehir içinde sürekli olarak yürüyerek seyahat ettiğim için köprüleri gezecek kadar zamanım olmadı. Zaten artık aklıma takılanlara bir cevap bulmak için daha uzak yerler tramvaylarla gidip zaman kazanmak ve geri kalan zamanlarda da kısa mesafelerde gezmeye karar vermiştim. Dört saatlik bir geziden sonra artık kenar mahallere ulaşmıştım. Benim yeniden merkeze yürüyüp tramvayla seyahatime devam etmem gerekiyordu. Yaklaşık yarım saat sonra tramvay durağına ulaştım ve nereye gittiğine bakmaya gerek duymadığım tramvaya ilk defa bindim. Tramvayın son durağına kadar gittim. Tramvayın son durağı şehrin tam dış çizgisi sayılacak bir yerdi idi çünkü binalar bitmişti ve biraz ileride otoban vardı. Yeniden bilet alarak yaklaşık beş dakika sonra geldiği yöne hareket eden tramvayla merkez sayılabilecek bir yere geldiğimde indim. Gezdiğim yerlerin neresi olduğuna bakmadım zaten benim için pek önemli değildi. Artık daha dar alanlarda gezip dinlenip sohbet edip öylece yoluma devam edecektim.

FRANKFURT’TA YAVAŞLADIM

Frankfurt ‘da gezimi biraz yavaşlattım, artık seyahatime dinlenerek ve sohbet ederek devam edecektim. Kafelerde ve Restoranlarda,  Dünyanın birçok yerinde gelmiş insanlarla karşılaşmak mümkün, sohbet imkânı bulduğum insanlara genellikle eğitim, ekonomi, genel olarak sistem ve sosyoloji üzerinde konuşmalarımız oldu. Sohbet ettiğim insanlar Avrupa genelinde sistemin mümkün olduğunca ayrıntılı bir şekilde kurulduğunu ve işletildiğini, eğitimin günümüze göre mükemmel verilmeye çalışıldığını, ekonominin eskiye göre özellikle sosyal haklar bakımından gerilediğini, artık özellikle eski Almanya’nın olmadığını, Adalet kurumunun oldukça tarafsız ve iyi işlediğini, söylediler. Ancak benim anlamak istediğim bu kadar güzel işleyen bir sistemde yaşayan insanların, neden genellikle durgun olduklarıydı, gruplar halinde olan insanların azlığıydı, acaba ben mi yanlış görüyordum, yanlış anlayıp, yanlış mı değerlendiriyordum.? Bu konuya biraz daha yoğunlaşınca sohbet ettiğim abim sayılacak yaştaki derinliğini her haliyle belli eden arkadaş tabiri caizse bandı başa sararak şunları anlattı.

GENEL SAYILABİLECEK YAŞAM ÖYKÜSÜ

Sözlerini çok dikkatli kullanan ve derinliğini her haliyle belli eden arkadaş, burada yaşayan insanlar çocuklarını çok sakin bir ortamda çok dikkatli olarak çok ihtimamla tüm dış etkenlerden uzak olarak büyütürler. Sağlığa çok dikkat ederek genellikle sakin kendi özel odasında ve sessiz ortamlarda büyütürler, reşit yaş sayılan on sekiz ine kadar her konuda destek olurlar, on sekiz yaşından sonra genellikle ayrı bir ortamdan ve evden yaşamaya başlarlar, on sekiz yaşını geçen insanlar artık kendi kararlarını kendileri vermeye başlarlar, Annenin ya da Babanın yönlendirmesi ile desteği artık yok sayılacak seviyede ortadan kalkar. Devlet her kişiye yönelimlerine uygun olarak eğitim verir, Ailesinden bağımsızlığını kazanan her bir bireyin artık bu noktadan sonra her hangi bir yardıma ihtiyaç duyduklarında başvuracakları kurum, ailesi değil, Devlet sistemidir.  Aklıma takılanları çözmek için sohbetlerimizi analiz etmeye çalışıyordum. Uzun bir sohbetten sonra oradan ve arkadaşımdan ayrılma zamanı gelmişti,  Vakit akşam olmuştu ancak halen Frankfurt’ta gezime devam edecek zamanım vardı Yaklaşık iki saatlik bir geziden sonra gitmeyi planladığım Köln şehri için bilet alma zamanım gelmişti. Tren garında biletimi aldığımda Saat 18:00 sularıydı. Gideceğim yol yaklaşık bir buçuk saat sürecekti.

YOLCULUK BOYUNCA GÖRDÜKLERİM

Trene bindiğimde halen aydınlık olduğu için etrafımı görme şansım oldu. Yolculuk boyunca geçtiğimiz küçük yerleşimlerinde çok düzenli olduğunu gördüm, öyle ki çok küçük bir köyde dahi otopark yerleri yapılmış ve çizgileri çizilmiş durumda, evlerin hepsi planlı ve temiz genellikle beyaza boyanmışlar, kara yolları nizami olarak düzenlenmiş trafik işaretleri tam ve yol çizgileri yeteri kadar parlak ve eksiksiz. Etrafın tamamı yeşil ve yer yer ormanlarla kaplı durumda. Bununla birlikte bir yandan da sohbetimde edindiğim bilgiler ışığında sistemi özümsemeye çalışıyordum. Kendime, acaba ben böylesine bir ortamda yaşamış olsaydım nasıl bir davranış sahibi insan olurdum. Bu sistemde lider ve liderlerin çıkması mümkün müdür, yada bir dehanın çıkması olasımı dır,  meğerki olası değilse Bu ülkede teknoloji nasıl gelişip ilerlemektedir,  Almanya’da şimdiye kadar hangi önemli kişiler var olmuştur,  ya da önemli insanlar en son ne zaman ortaya çıkmıştır. Acaba gelişmelerin temel lokomotifi devlet kurumu eliyle mi olgunluğa ulaşmaktadır. Her şey bir yana genelde örnek gösterilen Avrupa medeniyetini Devlet aygıtı tarafından üretilmesi mümkün müdür. Medeniyet diye adlandırılan enternasyonal kurum bireylerin özünden hayata bire bir yansıyan ve tarihte süzülüp gelenlerin bir toplamı değil mi ki, Devletin öncülük edeceği bir medeniyet çizgisinin temelinin tamamen maddiyata dayanması önlenebilir mi ki, Devlet denen kurumu insanların oluşturduğu tartışılmazdır, ancak devletin insanlar gibi nesnel bir davranışı olabilir mi ki. Bu sistemde insanlar kendi özüne ait serbest iradesini kullanabilir mi ki, Bu sistemde insanların manevi bağları güçlü olabilir mi, Meğerki manevi bağları güçlü olmayan insanlar maddiyata dayalı bir sistemde mutlu olabilirler mi ki, meğer ki sistem maddiyat ağırlıklı ise insanlar mutlu olabilmek için nelere önem vermeye başlamışlar, Şimdiye kadar gezdiğim yerlerde öne çıktığını gözümle gördüğüm alkol ve nü seviyesindeki çıplak heykel eserleri bu yönelimlerin sonucumu dur. Bu soruları kendime sorup kendimce cevap vermeye çalışırken Köln Şehrine gelmek üzereydik. Bu soruların cevabını seyahatimi tamamlayınca daha kolay bulacağımı ve verebileceğimi düşünmeye devam ettim.

Köln tren garı modern bir yapıya sahip ve hemen yanında muhteşem Dom Klisesi yer almaktadır. Kilisenin yanı başında Müze yer almaktadır. Artık Köln şehrinde seyahat etmeye başlamıştım. Köln gezimi bir sonraki seyahatname yazısında anlatmak üzere, Sağlık, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

 

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…