BİLECİK SEYAHATİ

BİLECİK SEYAHATİ

BİLECİK’TE DERİN ZENGİNLİKLERİ HİSSETMEK İÇİN SOKAKLARA DÜŞMEK GEREKİR

Bilecik şehri bir vadide kurulmuştur ve Güne Doğuya bakmaktadır. Şehir her geçen gün sanayi kenti olma yolunda ilerlemektedir. Şehrin merkezi tam bir tarih beldesidir. Şeyh Edebali’nin Türbesi şehrin merkezinde bulunmaktadır. Sakarya’dan Bilecik yönüne giderken, Vezir han beldesinde geçersiniz Vezirhan beldesi yolun sağ tarafından yer alır. Vezirhan beldesinde Köprülü Mehmet Paşanın yaptığı kervan saray yer almaktadır. Kervansaray yakın zamanda restore edilmiştir ve ziyarete açıktır. Birçoğumuzun uğramadan geçtiği bu kervansaray ziyaret edilmesi gereken güzellikte bir tarihi mekândır. Bilecik şehrine uzakta bakınca pek bir anlam çıkmayabilir, Ancak cadde ve sokaklarını yürümeye başladığınız zaman çok derin zenginliklerle karşılaştığınızı çok açık olarak görüp şaşarsınız. Bu sebeple Bilecik şehrin iyice anlayıp özümsemek ve içinize dolan sevinçleri yaşamak için sokaklarını yürümek gerekir. Bilecik’in kendisine has Çorbaları ve tatlıları var. Ayrıca Nohutlu mantı yapılmaktadır. Mantı severler için iyi bir deneme olabilir.

B (19)Vezirhan

YA ÇAY İÇ, YADA DIŞARI ÇIK DEDİ

Bilecik şehrini ve Söğüt ilçesini, şimdi sayamayacağım kadar çok defalar ziyaret ettim yada yolum orada geçti. 10 Ağustos 2008 Tarihinde yine Eskişehir’den İstanbul’a gidiyordum. Söğüt İlçesinin Bilecik çıkışında yolda bir genç el kaldırınca durdum ve genci alarak yola devam ettim. Genç kardeşim Ahmet’le sohbete başladığımızda kendisinin Söğüt ilçesinde askerlik yaptığını anlattı. Ve yol ilerledikçe sohbete devam ediyorduk, Ahmet Bilecik’te yaşadığı bir hikâyeyi şöyle anlattı;

Ben burada askerlik yapmak için, Mart ayında İstanbul’dan bindiğim otobüs beni saat: 00:04 ‘de Bilecik şehrinin içinde geçen ana yolun kenarında indirdi, Söğüt ilçesine gitmem için sabahı beklemek zorundaydım. Bende beklemek için ana yolun hemen sağında bulunan ve açık olan bir Kahvehaneye gittim. Hava oldukça soğuktu. Kahvehanede oturup beklemeye başladım. Beklerken üç tane çay içtim. Artık çaya doyduğum için çay içmeden beklemeye devam ettim. Yaklaşık yirmi dakika geçmişti ki garson gelerek çay veriyim mi diye sordu? Bende hayır içmeyeceğim dedim. Neyse arada yaklaşık On dakika daha geçmişti ki garson yeniden yanıma gelerek Çay içip içmeyeceğimi sordu? Bende hayır çaya doydum şimdi içmeyeceğim deyince, garson bana bak kardeşim.!!! Çay içmeyeceksen O zaman borcunu öde ve dışarıda bekle dedi. Neye uğradığımı şaşırmıştım ve çok utanılacak bu durum karşısında ne diyeceğimi şaşırmıştım. Zaten gurbetliğin ve yeni gelmişliğin şaşkınlığı ile bir şey demeden çay borcumu ödedim ve dışarıya çıktım. Dışarıdan biraz bekledikten sonra, kendime gelip normal düşünmeye başladığımda, yeniden Kahvehaneye girip çay siparişi verip sabahın 00:06 sına kadar bekledim. Kaç tane çay içtiğimi hatırlamıyorum. Zaten birçoğunu yarım bardak olduktan sonra bırakıyordum. Hava biraz aydınlanmaya başladığında Kahvehaneyi terk ederek, sokaklarda yürüyerek zaman geçirdim dedi. İşte bu yaşanmış örnek, Bilecik gibi derinlemesine zenginliklerle dolu bir yerde yaşanmış olması çok üzüntü verici ve ders çıkarılması gereken bir durum sanıyorum.

Yaşanmış bu hikâye, insanlık esaslarını yerle bir edip, ayağının altına alıp çiğneyen düşünce ve davranışa sahip insanların, İnsanlığa ve yaşadığı yöreye verdikleri zararları ve hasarları hesaplamak imkânsızdır. Medeniyetten nasipsiz bu insanları, Allah ıslah etsin. Çok sevdiğim Bilecik Şehri için daha güzel hikâyeler yazmak isterdim. Ancak ne yazık ki hayatın içinde var olan bu ve benzeri gerçekleri yazmamak doğru olmaz sanıyorum. Anlayışla karşılayacağınız umuyorum.

B (14)Çaltı Beldesi

İNHİSAR İLÇESİNİN KIVIRCIK SERALARI

İnhisar ilçesi Bilecik şehrinin doğusunda ve dağların arasında kurulmuş küçük bir ilçedir. İnhisara Söğüt ilçesinde, Yenipazar ilçesinde ve Nallıhan ilçesinde ulaşılabilir. Biz ilçeye Söğüt üzerinde gitmiştik. 11 Temmuz 2011 Tarihinde çok virajlı ve inişli çıkışlı ormanlık bir yolu aşarak İnhisara geldiğimizde, karşılaştığımız manzara gözün gördüğü yer sera tarlasıydı. Seraların hemen tamamına Kıvırcık Salata ekmişlerdi. İnhisar ilçesi eski bir yerleşim, çok sayıda tarihi evler bulunmaktadır. İnhisar ilçesinde boşalıp Nallıhan ilçesine doğru kesintisiz akan Sakarya nehrinin kenarında devamlı bir yolculuk yaparsınız. İnhisar İlçesinin merkezini gezdiğinizde terk edilmiş çok sayıda kerpiç evlerle karşılaşırsınız.  İnhisar ilçesinden geçerek Eskişehir’e gitmek isterseniz muhteşem dağ yollarında geçerek Eskişehir’i ve Afyonkarahisar ovasının kuş bakışı göreceğiniz Sün diken dağlarının zirvesinde geçersiniz.

E (21)İnhisar

YENİPAZAR İLÇESİ TAM BİR YAYLA

Yenipazar ilçesi Bilecik şehrinin doğusunda ve dağlık bir alana kurulmuştur. İlçenin her yeri kiraz bahçeleri ile donatılmıştır. Biz Yenipazar ilçesine İnhisar üzerinde ulaşmıştık. Dağlarda çok sayıda maden ocakları bulunmaktadır. Gölpazarı ilçesine kadar her taraf dağlık bölgedir. Yol boyunca çok sayıda köy yerleşimleri bulunmaktadır. Yenipazar ilçesine geldiğinizde kendinizi yayladan hissedersiniz. Yenipazar ilçesinin Ana kara yoluna bağlantısı Gölpazarı ilçesi üzerindedir.

B (20)Yenipazar

GÖLPAZARI İLÇESİ

Gölpazarı ilçesi ormanlık bir alanda ve ovaya kurulmuştur. Gölpazarı İlçesi Bilecik şehrinin kuzey doğusunda Sakarya şehrinin sınır ilçesidir.  Zaten ilçeye geldiğinizde hemen Sakarya’nın havasını koklar ve hissedersiniz. Gölpazarı büyük bir ilçedir. Biz Gölpazarı ilçesinde Taraklı yönüne seyahat etmiştik. Yolumuzun geçtiği yerleri durup seyretmek dahi insanı huzurun zirvesine taşımaktadır. Gölpazarı ilçesinden sonra yolumuzu Sakarya’nın Geyve İlçesine çevirmiştik. Yolculuğu sevenlerin gitmesi gereken bir gezi olacağı tartışılmaz.

B (15)Gölpazarı

BOZÖYÜK İLÇESİ

Bozüyük ilçesi tam bir sanayi kentidir. Çok büyük sanayi Fabrikaları bu ilçede kurulmuştur. Bundan yaklaşık beş yıl önce Bilecik Bozüyük ilçesi arasındaki otuz kilometrelik yolu yaklaşık bir saatte geçebilirdik, ancak yeni yapılan duble yol ile artık yaklaşık yirmi dakikada geçilmektedir. İlçe tam olarak güneyde yer almaktadır ve Eskişehir ovasının açılış ucunda yer almaktadır. Bozüyük’e geldiğinizde nedendir bilinmez hep bir tren yolu ve tren hikâyeleri hatırlarsınız. Bozüyük ilçesi tam bir Batı Anadolu geçiş merkezidir.

B (13)Bozöyük

SÖĞÜT İLÇESİ

Söğüt İlçesi Bilecik şehrinin doğusunda yer almaktadır Söğüt ilçesinde iki adet büyük seramik fabrikası bulunmaktadır. Yol boyunca kiraz bahçeleri bulunmaktadır. İlçe büyük bir nüfusa sahiptir. İlçenin hemen girişinde yolun sol tarafında Ertuğrul Gazinin Türbesi bulunmaktadır. Türbeyi geçtikten hemen sonra büyük bir stadyum bulunmaktadır. İlçenin merkezine ilerlediğinizde ana caddenin sağ yanında Yöresel kültürün sergilendiği bir Müze bulunmaktadır. İlçede her sene Eylül ayında Osmanlının kuruluş yıl dönümlerinde şenlikler tertip edilmektedir. Bu etkinlikler bir festival havasında yapılmakta ve çok büyük yöresel ürünlerin satıldığı pazarlar kurulmaktadır. Türkiye’nin hemen her bölgesinde gelen ziyaretçiler ve Dünyanın birçok yerinde gelen misafirler Stadyumun çevresine çadırlar kurmaktadırlar. Buraya gelen bu kalabalık ziyaretçilere nasıl yemek verildiğini 2011 Yılı Temmuz ayında Söğüt ilçesine giderken yol üzerindeki bahçesinin kirazlarını bir yol kenarı tezgahında satan Orhan ismindeki arkadaş şöyle anlatmıştı; Biz kurduğumuz bir vakıflar ve dernekler aracılığı ile her sene Söğüt şenlikleri için tonlarca etli pilavlar ve yemekler yaparak misafirlere dağıtırız.  Söğüt ilçesine geldiğinizde kendinizi bir tarih boşluğundan asırlarca eskiye gittiğinizi fark edersiniz. Şeyh Edebali’nin damadı Osman Gaziye, yazdığı O Muhteşem Tarihi nasihati satır, satır okuyup yeniden analiz etmeye çalışırsınız. İşte O İnsanlığın temel esaslarını içinde barındıran Nasihat aşağıda yer almaktadır.

“Ey Oğul!

Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana… Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana… Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..

Ey Oğul!

Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vaade dilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.

Oğul!

Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelam sahibisin. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.

İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir…

Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki âlime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.

Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözü pek) derler.

En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..

Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı… Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..

Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.

Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.

Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…”

Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

B (18)Söğüt

A

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…