BESNİ SEYAHATİ

BESNİ SEYAHATİ

EV YEMEĞİ BULAMADIK

08 Eylül 2003 Tarihinde Gaziantep’te seyahat ediyorduk. İstanbul’da Dört gün önce ayrılmıştık. Dönüş noktası Nemrut Dağıydı ve Gaziantep’e gelinceye kadar seyahat ve yol şartları gereğince genellikle kuru yemekler tercih etmiştik. Gaziantep şehir merkezine gelince artık birazda ev yemekleri yiyelim diye düşündük ve Gaziantep’te ev yemekleri aramaya başladık. Restoranlarda sorduk kimse ev yemeği yapmamıştı, bir türlü bulamadık. Baktık olacak gibi değil, Neyse bari zaman kaybetmeyelim, yolumuza düşelim dedik ve şehirden çıkıp gideceğimiz, Adıyaman Kâhta yoluna doğru hareket ettik, şehirden çıkmadan önce ilaç almak için bir Eczaneye girdik. Eczacı bayanla sohbet ederken Ev yemekleri bulamadığımızı söyledim. Eczacı hanımefendi, Gaziantep’te Ev yemekleri pek bulunmaz dedi. “Çünkü biz ev yemeklerini evlerimizde yaparız, ev dışında iken genellikle Kebap çeşitlerini tercih ederiz, bu sebeple Restoranlarda Ev yemekleri bulunmaz dedi.” 

A (43)Zeus Oromasdes

BESNİ’DE DÜĞÜN VARDI

Gaziantep’te ayrıldıktan sonra genellikle düzlük tepelik alanlarda geçen yolları kat ederek önce Yavuzeli sonra Araban ilçelerini geçtik, daha sonra Adıyaman iline bağlı Besni ilçesine geldik. Besni’ye kadar gece yolculuk yaptığımız için etrafı açık olarak görmek mümkün olmadı ancak geçtiğimiz bölgeler bozkır sayılacak yapıda idi Yavuzeli ve Araban’ı orta büyüklükte ilçeler olarak ifade edebiliriz. Anlaşıldığı kadarı ile bölgede genellikle hayvancılık yapılmakta idi.

Besni ilçesine geldiğimizde Saat 21:00 olmuştu. Adıyaman Kâhta yolu ilçenin güney eteğinde geçmekte idi. Etrafı görmek için yavaş yavaş ilerliyorduk Besni ilçesi tam olarak sol tarafımızda kalmıştı ve sol tarafımızda bir vadi bulunmakta idi. Biraz ileride vadinin yamacında bulunan bir köy evinin önünde epeyi kalabalık bir düğün vardı. Düğünü seyretmek için bizde evin önüne indik. Biz gittiğimizde bir adam hem saz çalıyordu hem’ de öyle bir uzun hava çekiyordu ki, insanın içini delip geçiyordu. Adamın öylesine yanık bir sesi vardı ki O koca vadi yanıyordu sanki.

Saz çalıp söyleyen adam ağıt sayılacak türküsünü bitirince bu defa Davulcu ve Zurnacı meydana doğru geldiler ve yöresel oyun havaları çalmaya başladılar, biraz sonra oyun oynamak isteyenler meydanda kadınlı erkekli kol kola girdiler ve davulcu ile zurnacı ise tempolarını arttırmaya başladılar, bir süre sonra davulcu artık davuluna öylesine vuruyordu ki her taraf inliyordu, zurnacı coştukça coşuyordu. Oynayanlar öyle bir oynuyordu ki, sanki hiç kimse yere basmıyordu. Kimin ne zaman yere bastığı görünmez olmuştu. Bizim için çok ilginç bir temaşa olmuştu. Yaklaşık bir saat geçmişti ve biz Yolcu yolunda gerek diyerek, oradan ayrıldık.

Yola çıktığımızda araba kullanırken aklım halen düğünde kalmıştı öylesine etkilenmiştim ki…? Bir taraftan insanın sinesini delen bir uzun hava ağıt/türkü, diğer taraftan oyun oynayanların uçarcasına oynadığı oyun. Aklım dönüp dolaşıp, acının ve coşkunun bir arada nasıl yaşatıldığını çözmeye çalışıyordu. Bu bir sosyal yaşam biçimi idi, ama nasıl oluşmuştu.? O yörede yemek kültürüne bakınca insanlar hem acılı yemekleri, hem’de tatlı yiyecekleri çok seviyorlar ve bu iki zıt tadı bir arada önce acılı kebapları sonra baklava çeşitlerini tüketiyorlar.

Galiba O yörelerde yemek kültürü ile kutlama ve eğlence kültürü biri birine çok benziyor diye düşünmek yanlış olmaz, sosyolojik bir olsa gerek,sanıyorum.

A (42)Güneşin Şafağı

GÜNEŞİN ŞAFAĞI İÇİN GECE ÜÇTE YOLA ÇIKMAK GEREKİR

Besni ilçesinden yola devamla Adıyaman’dan geçerek Kahta ilçesindeki Otele yerleştik ve Nemrut dağına çıkmak üzere gece saat 00:03 de Minibüs servis bizi ve diğer yerli yabancı turistleri alarak takriben yarım saat sonra Nemrut dağının tepesine çıkardı. Nemrut dağının tepesinde çok şiddetli Rüzgâr vardı ve hava çok soğuktu, tam tepeye varmadan önce bir ara duraktan durduk ve orada bize birer tane Battaniye verdiler Battaniyeleri kendimize sarıp sarmalayıp zirveye doğru yürümeye başladık Şafak sökmeye başlamıştı günesin muhteşem doğuşunu seyretme mutluluğunu herkes gibi bizde yaşadık. Nemrut dağı görülmesi gereken bir ziyaret zirvesi sayılabilir bence. Yeni bir seyahatname yazısında buluşmak üzere, Sağlık, Sevgi ve Muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

A (25)Kahta Kalesi

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…