ADANA SEYAHATİ

ADANA SEYAHATİ

ADANA’NIN GÖNÜL DOLU İNSANLARI

2000 Yılında Kurban Bayramı Mart ayının ortasına denk gelmişti. Kurban Bayramı tatilinde Adana ve İskenderun’u gezmek üzere seyahate çıkmıştık. İlk iki günde Aksaray şehrini ve Tarsus’u gezdikten sonra, 15 Mart akşamı Adana’ya ulaştık. O gece Adana’da konakladık ve Bayramın birinci günü sabahından İskenderun’a gitmek üzere yola çıkmıştık. Kullanmakta olduğumuz araba sürekli yağ eksiltiyordu. Bu sebeple otobana çıkmadan önce Girne Bulvarı No:114-116 Adresinde bulunan ÇETİNEL TESİSLERİ/Türk Petrol benzin istasyonunda arabanın yağını tamamlamak için durduk ve motora yağ ilave ettim. Ancak öyle çok yağ doldurmuşum ki, kontağı çevirdiğimde arabanın kaputunda yoğun bir duman çıktı. O telaşla kontağı kapatıp kendimizi arabanın dışına attık. Bir süre sonra duman azalınca kaputu açtım, motor yağ içinde kalmıştı. Motoru yıkattık ancak arabanın yağını ölçmemiz gerektiğini iyicene öğrenmiştik. Yol yardımını aradık iki saat bekledik gelen olmadı. Bir süre sonra otuz yaşlarında takım elbiseli kravatlı bir arkadaş geldi, kendisinin Benzin istasyonunun sahibi olduğunu söyledi. Durumu kendisine anlattıktan sonra hemen ceketini çıkardı ve yağ çekme makinasını getirdi. Motorun yağını boşalttı ve yeniden normal seviyede yağ doldurdu. Bu işlem yaklaşık bir saat sürdü. Bu arada adamın üstü başı yağ oldu yani takım elbisesi ile birlikte gömleği ve kravatı kullanılamaz oldu. Adam bunu hiç önemsenmedi. Biz ne yapacağımızı şaşırıp kalmıştık. Sadece teşekkür edebildik. İşte bu abinin bir Bayramın birinci gününde bir takım elbisesinin kullanılamaz hale gelmesini hiç önemsemeden bize yaptığı iyilik, bizim için çok duygusal bir insanlık örneği olarak halen gönlümüzde yaşamaktadır. İsmini sormayı unuttuğumuz bu abiye buradan tekrar teşekkür ediyorum. Selam olsun.

Adana, öyle bir şehir ki; 1976 yılından sonra aralıklarla yaşadığım ve her sene birkaç defa gezdiğim, Adana şehri bolluk ve bereket şehridir Adana’nın kokusu bir başkadır. Adana’nın kokusu öyle bir karışımdır ki.. Tarif etmek biraz zordur. Adana’nın kokusu Dağın, Ovanın, Turuncun ve Nehrin ortak kokusudur. Adana’da insanlar kendileri ile barışık, enerji dolu ve karşısında bulunan insanlara sevinç duygusu veren aktif,  çalışkan ve şen insanlardır. Adana’da Tarih ve Kültür çok canlıdır. O gün İskenderun ilçesine ilk defa gitmiştik. İskenderun adeta küçük İstanbul diyebiliriz İskenderun’da seyyar satıcılar kaynamış nohut satıyorlardı. Kaynamış nohutlar küçük tabaklara doldurup üzerine baharat ilave ediliyor ve satıyorlardı. İnsanlar guruplar halinde alıp yiyorlar. İskenderun ilçesinde batısında bulunan Payaslı’da Sokullu Mehmet paşa kervansarayı gezilecek kadar güzel ve hala ayakta durmaktadır. Bu seyahatin dönüş yolunda Niğde şehrini gezdikten sonra ve altı günde bitirip dönmüştük.

A (36)Tufanbeyli

 TUFANBEYLİ’Yİ UNUTMAK ZOR

2009 Yılının Eylül ayında Orta Anadolu’ya yeni bir seyahate çıkmıştım. 03 Eylül 2009 Tarihinde Kayseri’ye bağlı Develi ilçesinde ayrılarak Adana’nın kuzey sınırında yer alan Tufanbeyli ilçesine gidiyordum. Çok muhteşem dağları ve zorlu yolları aştıktan sonra ilçeye yaklaşık 20 Kilometre kala bir dönüş kavşağına gelmiştim. Önümde beyaz renkli bir yolcu minibüsü gidiyordu. Ben kavşağı dönerken yolcu minibüsü durduğu duraktan hareket ederek gitti. Durakta sadece bir genç duruyordu. Bana el kaldırdı, bende durdum. Genç hemen kapıya yönelip, bana amca beni de Tufanbeyli’ye götürebilir misin dedi. Kendisine neden minibüse binmediğini sordum. Genç sıkıntılı bir davranışla parasının olmadığını bu sebeple minibüsün kendisini almadığını söyledi. Kendisine kaç yaşında olduğunu sordum. On beş yaşındayım dedi. Öyle deyince kusura bakma sen reşit değilsin ve ben seni tanımıyorum O sebeple seni arabaya alamam dedim. Bunun üzerine genç adam ağlamaklı bir sesle E ben şimdi nasıl gideceğim diye söylendi. Genç adamı almadan yola devam edip gittim, ama içime bir sıkıntı çöktü, Öyle düşünerek yaklaşık on kilometre gittikten sonra birden aklıma geldi. Peki, ben neden O gence yol parası vermedim ki, deyip olduğum yerde hemen durdum. Geri dönüp O gence para vermeliydim. Hemen geri döndüm durağa gittiğimde genç adam gitmişti. İşte yaptığım bu hata O gündür bu gündür aklıma geldikçe bana sıkıntı verip beni üzmeye devam etmektedir.

A (35)Saimbeyli

ANADOLU SOFRASINDA KUZU ÇEVİRME

Tufanbeyli ilçesinde varıp ilçeyi gezdim ama O gence yardım edemediğim için içime çöken sıkıntının etkisi ile İlçede çok kalmadan ayrıldım. Yolumu Adana şehrinin merkezine çevirerek devam ettim. Akşam için Adana’nın merkezinde bulunan Anadolu Sofrası Restoranında yapılan Kuzu çevirme yemeyi planlamıştım. Saat tam yirmi olmuştu. Arabayı Anadolu sofrası Restoranın önüne park ettiğimde Restoranın kapısını kapatmakla uğraşan bir beyefendiyi görünce, adama abi dur, dur ben çok uzun bir yolda geldim ve çok açım. Kuzu çevirme yiyeceğim diye aç geldim dedim. Adam üzgün bir tavır ve sesle, abi kusura bakma biliyorsun Ramazan ayı olduğu için kuzu çevirme iftarda bitiyor. Biraz sohbet ettikten sonra, Adana usulü Kelle Paça yememi tavsiye etti ve Kelle Paça bulabileceğim Restoranları tarif etti. Adana usulü Kelle Paça sevenler için gerçekten en az iki kâse yenilmesi halinde ikna olunabilecek bir lezzet.

Seyahatimi Uşak şehrinde bitirecektim. Adana’da Kelle Paça yedikten sonra hemen yola çıktım. Adana şehrini terk ederek Otobana bağlantı yoluna geldiğimde Trafik kontrolü vardı Polis memuru bana durmamı işaret edince durdum Memur yanıma geldi evrakları istedi, Polis memuruna abi durduracak arabamı bulamadın zaten geç kaldım deyince Polis memura da bana,” E ne yapayım Belediye Otobüsü nümü durdurayım” deyiverdi. Memurla birlikte epeyice güldükten sonra biraz sohbet edip helalleşip ayrıldık. Konya/Ereğli ilçesinde konakladığım da gece saat 02.00 olmuştu.

A (32)Feke

1976 ADANA ANILARIM

1976 Yılında öğrenci iken, Yaz tatilinde, Adana şehrine çalışmaya gitmiştim. Çay ocağı ve Lokantalarda garsonluk gibi geçici işlerde çalışıyordum. Aldığım paralar bir otel odası kiralamaya yetmiyordu. Bu sebeple çay ocağında bulunan birkaç masayı birleştirip üzerinde yatıyordum. Masanın üzerine sereceğim bir yatak olmadığı için, bir türlü uyuyamıyordum. Sabaha kadar dönüp duruyordum. Bir yanım ağrıdığında diğer yanıma dönüp duruyordum.

Bir gün akşamüzeri Seyhan İlçesi Adalet Partisi ilçe başkanlığına gitmiştim. Tanıdığım da yoktu öylesine gitmiştim. Beni çok hoş bir şekilde karşıladılar, öyle çok sorup etmediler, bana çay ikram ettiler. Sonra kendi aralarında sohbet etmeye devam ettiler, bende onları dinlemeye devam ettim. Epeyce oturduktan sonra ne iş yaptığımı sordular, geçici işlerde çalıştığımı anlattım. Nedendir bilmem, bana istersen biz aramızda biraz para toplayıp sana verelim kendine pazarlarda satacağın bir şeyler al sat böylece işsiz kalmazsın dediler. Şimdi tam olarak miktarını hatırlamadığım küçük bir sermaye verdiler bana. Ben ertesi gün pazarlarda satacağım çocuk oyuncakları aldım ve böylece ilk defa ticaret yapmaya oradan başladım. Bazen Atatürk Parkının içinde bulunan Tekel bayiinde indirimli karton dolusu Maltepe ve Samsun sigarası alıyordum, sonra Küçük saat semtine gidip paket, paket satıyordum. İşte Adana şehri böylesine efsane bir şehirdir.

Yolunuzu düşürüp giderseniz zamanınızı iyi geçirmiş olursunuz. Ben Adana’nın tüm ilçelerini gezdim en küçük ilçesi Feke ilçesidir. Gittiğinizde aynı yoldan dönmek zorunda olduğunuz ilçesi ise Karaisalı’dır. Yeni bir seyahat yazısında buluşmak üzere sağlıklı, sevgi ve muhabbetle kalın. Rıza Çubuk.

A (9)Yumurtalık

[embedyt]http://www.youtube.com/watch?v=DN8irwcu4ts[/embedyt]

Yazar

Gezdikçe; Dünyası büyüyor,hedefleri çoğalıyor, ön yargıları azalıyor, gönül zenginliği artıyor, ibret alıyor … Gezdikçe; Kendini keşfediyor, keşfettikçe başka eksiklerini görüyor, eksikleri farklı şeylerle tamamlıyor, tamamlarken öğreniyor, öğrenirken öğretiyor, öğretirken daha iyi anlıyor, daha iyi anladıkça daha çok öğrenmek istiyor, daha çok öğrenmek istedikçe gezme arzusu daha da artıyor… Geziyorum, tecrübe ediyorum ve bunları fotoğraflarımın yanında yazılarımla paylaşıyorum. Bu paylaşımın özünde, hayatımızı, çevremizi ve diğer tüm hayatları elimden geldiğince sosyal tarihin sayfalarına aktarmaya çalışıyorum… Aslında, geçici göç olarak tarif edebileceğimiz seyahat, İnsan hayatının başlangıcı ile sonu arasında devamlı bir biçimde var olduğunu görüyoruz. Diğer bir deyişle, göç insanın kaderidir, demek yanlış olmayacaktır sanıyorum…